“İçimi bir kedi tırmalıyor” dediğimde, dedem hakkındaki kararımın yüreğimi nasıl parçaladığını anlatmaya çalışıyorum.
Sakarya’nın küçük bir kasabasında, eski çınarların sokakları yaz sıcağından koruduğu o daracık evlerden birinde, otuz sekiz yaşında ahlaki bir uçurumun kenarına gelmiştim. Adım Ayşe, ve ailemi kurtaran ama ruhumu kemiren bir karar aldım. Annem ağlıyor, ben ise acıya rağmen dimdik durmam gerektiğini biliyorum. Dedemi huzurevine göndermek bir ihanet değil, mecburi bir adım, peki neden bu kadar zor geliyor?
Ailemiz Çöküşün Eşiğinde
Dedem, Mehmet Ali, çocukluğumdan beri hayran olduğum bir insandı. Savaş hikayeleri, sıcacık bakışları, ellerinin güveni—hepsi benim dünyamın parçasıydı. Şimdi seksen yedi yaşında ve son yıllarda çok kötüleşti. Alzheimer onun hafızasını, aklını, bağımsızlığını aldı. Kim olduğumu unutuyor, geceyle gündüzü karıştırıyor, bazen evden çıkıp kayboluyor. Altmış iki yaşındaki annem, Fatma, ona bakmaya çalışıyor ama bu onu tüketiyor.
Üçümüz, o eski apartman dairesinde yaşıyoruz: ben, annem ve dedem. Kocam, Murat, ve iki çocuğumuz, Elif ve Emir, artık dayanılmaz hale gelen bu sıkışıklık yüzünden kiralık bir eve taşındılar. Dedem sürekli ilgi istiyor: ocağı açıp unutuyor, çay döküyor, geceleri bağırıyor. Annem uyuyamıyor, sağlığı bozuluyor, ben ise iş, çocuklar ve ona yardım etme çabası arasında parçalanıyorum. Fiziken ve ruhen sınıra dayandık.
Zorlu Karar
Uzun süre direndim, ama geçen ay anladım: dedemin profesyonel bakıma ihtiyacı var. Şehir dışında temiz, güler yüzlü personeli olan bir huzurevi buldum. Orada güvende olacak, annemi de maddi yükten kurtarmak için masrafları ben üstleneceğim. Pahalı, evet, ama daha çok çalışır, ek işler alırım—yeter ki dedem emin olsun, annem rahat nefes alsın.
Anneye söylediğimde, hıçkıra hıçkıra ağladı. “Ayşe, nasıl yaparsın? O senin deden, bizi o büyüttü, sen onu bir eşya gibi atıyorsun!” Sözleri asit gibi yakıyordu. Gözleri hep sulu, bana hep kırgın bakıyor. Bunun ihanet değil, ona, bize hepimize karşı bir özen olduğunu anlatmaya çalıştım. Dinlemiyor. Onun için huzurevi sürgün, utanç. Kolayı seçtiğimi düşünüyor, oysa bu seçim yüreğimi parçalıyor.
Bitmeyen Suçluluk
Her gece uykusuz, içimde tırmalayan bir kediyim. Küçükken başımı okşayan dedemi görüyorum. Kahkahasını, hikayelerini duyuyorum. Şimdi boş gözlerle bana bakıp, “Sen kimsin?” diye soruyor. Kendimi suçluyorum—ona evimi veremiyorum, tıpkı onun bana verdiği gibi. Ama biliyorum: evde güvende değil. Dün ocağı açık unutup yangın çıkarmak üzereydi. Bu korkuyla yaşayamayız.
Murat beni destekliyor, ama bazen o bile soruyor: “Emin misin Ayşe? O senin deden.” Şüpheleri suçluluğuma tuz basıyor. Elif ve Emir daha küçük, ama gerginliği hissediyorlar. Elif geçen gün, “Anne, dedemi almayacaklar değil mi?” dedi. Sarıldım, ama cevap bulamadım. Bir çocuğa bunu sevgiden yaptığımı, kayıtsızlıktan değil, nasıl anlatırım?
Yakan Gerçek
Annem artık benimle konuşmuyor. Delicesine bir inatla dedeme bakıyor, sanki haksız olduğumu kanıtlamak istiyor. Ama görüyorum—günden güne eriyor: sırtı kamburlaştı, elleri titriyor, görmediğimi sanıp ağlıyor. Tekrar konuşmayı denedim, ama sertçe kesti: “Babanı atıp kendin için yaşamak istiyorsun.” Bu doğru değil, ama sözleri zehir gibi içime işliyor.
Biliyorum, huzurevi en iyi çözüm. Orada dedem güvende olacak, yemek yiyecek, tedavi görecek. Ama onu orada, yabancı bir odada, annemin sesi olmadan, bensiz hayal ettikçe boğuluyorum. Ona ihanet mi ediyorum? Zayıf mıyım? Yoksa hepimizi kurtarmak için tek çare bu mu?
Benim Seçimim
Bu hikâye, zor bir karar hakkımın haykırışı. İçimde kediler tırmalıyor, ama geri adım atmayacağım. Huzureviyle sözleşmeyi imzalayacak, dedemi götüreceğim—annem benden nefret etse bile. Bunu kendim için değil, onun, onların, çocuklarımın için yapıyorum. Bu karar yüreğimi parçalasa da, doğru olduğuna inanıyorum. Otuz sekiz yaşında ailemin yaşamasını, sadece hayatta kalmamasını istiyorum. Annem ağlasın, ben ağlayayım, bu yükü sevgiyle taşıyacağım.
Annem beni affedecek mi, dedem anlayacak mı bilmiyorum. Ama hepimizin battığını seyretmeye dayanamıyorum. Mehmet Ali huzuru hak ediyor, Fatma dinlenmeyi, ben ise duyulmayı. Bu adım, gelecek için savaşım, ve yüreğim paramparça olsa da pes etmeyeceğim.




