Küçük bir şehir olan Eskişehir’in sakin sokaklarında, yemyeşil bahçelerle çevrili eski evler arasında, 32 yaşında bir kadın olarak hayatım kayınvalidemin sürekli ziyaretleriyle çekilmez bir hale geldi. Adım Ayşe, eşim Mehmet’le üniversite yıllarından beri birlikteyiz. Kayınvalidem, Fatma Hanım, bizimle aynı apartmanda, tam alt katta oturuyor. Bir kase çorbayı ona vermekten gerçekten çekinmem, televizyonu saatlerce izlesin, ama her gün gelip gece yarısına kadar oturması artık içimi daraltıyor. Dayanacak gücüm kalmadı, ama eşimi incitmeden bu duruma nasıl son vereceğimi bilemiyorum.
Mehmet’le tanıştığımızda, onun sıcak kanlı ve sevecenliğine vurulmuştum. Elektrik teknisyeni olarak çalışıyor, bana her zaman güven veriyor. Dört yıl önce evlendik ve ailesiyle yakın olacağımızı biliyordum. Fatma Hanım, başta bana oldukça sevecen bir dul kadın gibi gelmişti. Onun alt kata taşınmasına izin verdiğimizde, “Belki çocuğa bakar, işlerimiz kolaylaşır,” diye düşünmüştüm. Ama yardım yerine, durmak bilmeyen bir müdahale ile karşılaştım.
İki yaşındaki kızımız Elif, hayatımızın merkezi. Ona daha fazla zaman ayırabilmek için yarı zamanlı muhasebe işinde çalışıyorum. Mehmet işten geç geliyor, bu yüzden çoğu şeyi tek başıma hallediyorum. Ancak Fatma Hanım, bizim evi kendi ikinci evi haline getirdi. Her gün, hiç haber vermeden çıkageliyor, bir fincan kahveden ibaret olması gereken ziyaretler saatler sürüyor.
Sabahları başlıyor her şey. Yemeği hazırlarken kapı çalıyor, karşımda Fatma Hanım. “Ayşe, bir şey yok, merak ettim nasılsınız?” diyor ama beş dakika sonra masada çorba bekliyor. Çorbayı vermek sorun değil, yemesine engel olmam. Ama yemekten sonra gitmiyor. Televizyonu açıp dizilerini izliyor, yüksek sesle yorumlar yapıyor. Elif etrafta koşuşturuyor, ben temizlik yapmaya çalışıyorum, o ise hiç rahatsız olmuyor.
Gece yarısına doğru, ayakta zor dururken, nihayet aşağıya, kendi evine iniyor. Ama bu bile bitmiyor, bir şey “unutup” geri gelebiliyor ya da Mehmet’i arayıp bir şikayette bulunuyor. Onun varlığı, kapatamadığım bir gürültü gibi sürekli orada. Yemeklerimi, Elif’in giysilerini, ev düzenimi eleştiriyor. “Ayşe, bizim zamanımızda çocuklar daha erken uyurdu,” diyor. İçimden her şey kaynıyor ama ses çıkarmıyorum.
Mehmet’le konuşmayı denedim. Bir gece, kayınvalidem yine geç saatlere kadar oturunca, “Mehmet, çok yoruluyorum, benim de kendime ait bir alana ihtiyacım var,” dedim. O, “Anne yalnız, canı sıkılıyor. Biraz sabret,” diye cevapladı. Sabretmek mi? Her gün sabrediyorum ama artık tükendim. Mehmet annesini seviyor, biliyorum, ama benim huzurum neden fedakârlık gerektirsin? Onun sessizliği, bu evde kendimi yalnız hissetmeme neden oluyor.
Elif, artık büyükannesinin sürekli orada olduğuna alıştı, ama ben onun düzeninin bu ziyaretler yüzünden bozulduğunu görüyorum. Evimin gerçekten benim olmasını istiyorum. Dinlenebileceğim, kızımla oynayabileceğim, eşimle baş başa vakit geçirebileceğim bir yer. Fatma Hanım ise sanki bizim evde oturmak onun hakkıymış gibi davranıyor. Alt katta kendi evi var, ama bizim koltuğumuzu, televizyonumuzu, hayatımızı tercih ediyor.
Geçen gün her zamankinden beter oldu. Yemek yapıyordum, Elif huysuzlanıyordu, Fatma Hanım televizyonun sesini sonuna kadar açtı. “Biraz kısar mısınız?” diye rica ettim, ama o, “Ayşe, mızırdanma, sana bir şey demiyorum,” diye karşılık verdi. Bir şey demiyor mu? Çaresizlikten ağlayacaktım. Mehmet gelince, ona benim “misafirperver olmadığım”dan şikayet etti. Mehmet sustu, o an anladım ki sınır koymazsam bu hiç bitmeyecek.
Mehmet’le ciddi bir konuşma yapmam gerekiyor. Ona, annesinin gelebileceğini ama her gün ve gece geç saatlere kadar kalmaması gerektiğini söyleyeceğim. Belki haftada birkaç kez, belirli saatlerde gelmeyi teklif edebilirim. Ama korkuyorum, kırılacak, Mehmet onun tarafını tutacak. Ya beni bencil bulursa? Ya evliliğimiz zarar görürse? Ama artık evimin kendimin olmadığı, sadece kayınvalidemin gölgesinde yaşadığım bir hayata katlanamıyorum.
Bu hikâye, kendi evimde huzur bulma çığlığım. Bir kase çorbayı esirgemem, televizyon da izlesin, ama benim ailem benim olsun istiyorum. Fatma Hanım belki kötü niyetli değil, ama varlığıyla beni boğuyor. Mehmet belki beni seviyor, ama suskunluğu bir ihanet gibi hissediliyor. 32 yaşında, çocuğumun düzenli uyuduğu, rahat bir nefes alabildiğim, evimin gerçekten bana ait olduğu bir hayat istiyorum.
Mehmet’i nasıl ikna edeceğimi, kayınvalidemi nasıl kırmadan bunu yapacağımı bilmiyorum. Ama bir şeyi çok iyi biliyorum: Artık onun alışkanlıklarının esiri olamam. Bu konuşma zor olacak, ama hazırım. Ben Ayşe’yim ve evimi geri alacağım, gerekiyorsa son sözümü söyleyerek…
Hayat bazen bize ait olanı korumak için cesaret gerektirir. Sınırlar koymazsak, başkalarının istediklerini yapmasına izin veririz. Ve unutmayın: Bir ev, sadece duvarlardan ibaret değildir; orası kalbinizin huzur bulduğu yerdir.




