Anne Sabahı 5:30’da Başlıyor

Geçen Cumartesi, eşim Ahmet’le birlikte sabah 05.30’da elektrik çarpmış gibi fırladık yataktan. Tabii ki her şey benim canım annem Nazife Hanım yüzünden! Yirmi yıl boyunca Hollanda ve Fransa’da çalışıp didinen annem, şimdi evine dönünce adeta bir güneşe dönüştü. Öyle bir güneş ki Cumartesi sabahları tam 05.30’da yüzümüze vuruyor! Normal insanların hafta sonu hayalleri kurduğu saatte, biz Ahmet’le evin içinde koşturuyoruz çünkü annem sabahın tam da genel temizlik, mercimek çorbası ve hayat dersleri için en uygun zaman olduğuna karar vermiş. Onu çok seviyorum ama bazen yorganın altına saklanıp, “Ayşecim, kalk artık, gün geçiyor!” diyen o neşeli sesini duymamazlıktan gelmek istiyorum.

Annem tam bir fırtına! Yirmi yıl boyunca yurtdışında temizlik işlerinde çalışarak bizi ve erkek kardeşimi okuttu. Biz büyürken o, Hollanda’daki ofisleri temizledi, yaşlı Fransız kadınlara baktı, bize harçlık ve giyecek parası yolladı. Hep onunla gurur duydum ama çok da özledim. Geçen yılında döndüğünde valizinde anılar, horozlarla birlikte kalkma alışkanlığı ve beş kişiye yetecek enerji vardı. Ahmet’le ona evimize yerleşmesini, artık dinlenmesini teklif ettik. Ama Nazife Hanım için dinlenmek bir efsane gibi görünüyor. Dinlenmek denince aklına sadece uyku geliyor, o da günde iki saat falan!

O Cumartesi günü uyumayı hayal ediyordum. Yorgun bir iş haftası geçirmiştim, sessizce kahvemi içip dizi izlemek istiyordum. Ama 05.30’da mutfaktan gelen tencere tava sesleri ve annemin, “Ayşe, Ahmet, kalkın! Börek hamuru yaptım, yardım edeceksin!” sesiyle uyandım. Bir gözümü açıp Ahmet’e baktım, yüzünü yastığa gömmüş inliyordu: “Ayşe, senin annem bizi bitirecek…” Fısıldadım: “Dayan, o benim annem…” Ama içimden, yine bir Nazife Hanım fırtınasına hazırlanıyordum.

Mutfak tam bir savaş gibiydi. Annem rengarenk önlüğüyle hamur yoğuruyor, tencerede mercimek çorbası kaynıyor, masada börek içi için kıyıklanmış otlar duruyordu. “Anne” dedim, “Bu saatte ne gerek var? Öğlen de börek yapılır!” O, hamurdan başını kaldırmadan, “Ayşe, sabahın kıymetini bil! Siz uyurken hayat akıp gidiyor!” dedi. Hayat mı? 05.30’da? Ahmet diplomatça bir hamle yapıp, “Nazife Teyze, kahve yapayım mı?” dedi ama annem elini salladı: “Kahve sonra Ahmet, otları ince ince şimdi sen kıyacaksın!” Hayatında sadece salatada ot görmüş kocam, boynunu büküp bıçağı aldı.

Annemin enerjisini seviyorum ama bazen beni çok yoruyor. Yemek yapmıyor, mutfağı askeri bir operasyona çeviriyor. Bir saat içinde üç kilo ot kıyıp, ikinci hamuru yoğurduk ve köfte yaptık çünkü “köftesiz çorba olmaz”mış. Ahmet “mailime bakayım” bahanesiyle kaçmaya çalıştı ama annem onu yakaladı: “Ahmet, şu tencereleri yıka, Ayşe tek başına yetişemez!” Kocama acıyarak baktım—keşke yataktan hiç kalkmasaydım diye düşündüğü her halinden belliydi.

Çalışırken annem bize yurtdışı hikayelerini anlattı. Patronuna kızınca öğrendiği Hollandacayı, Fransız komşularına yaptığı börekleri, bizi nasıl özlediğini… Dinlerken içim ısınıyordu ama bir yandan da, “Anne, bir sabah daha fazla uyuyamaz mısın?” diye geçiriyordum içimden. Lafı dolandırdım: “Haftaya cumartesi sekize kadar uyusak?” Annem kahkaha attı: “Ayşe, saat sekizde hayat yarılanmış oluyor!” Yarılanmış mı? Daha yeni başlıyor!

Öğlene doğru mutfak pırıl pırıl, börekler fırında, çorbanın kokusu her yeri sarmıştı. Ama biz Ahmet’le maraton koşmuş gibiydik. Annemse taptaze, önümüze çorba koyup, “İşte çocuklar, gerçek hayat budur! Hemen için, soğumasın” dedi. İçerken itiraf etmeliyim ki çorba mükemmeldi. Ahmet fısıldadı: “Ayşe, annen bir tank ama yemek konusunda şef gibi!” Gülümsedim ama içimden şunu fark ettim: Annem böyle çünkü hayat boyu mücadele etti. Ve şimdi bizim de tam anlamıyla yaşamamızı istiyor—sabah 05.30’da bile olsa…

Arkadaşıma dert yanınca güldü: “Ayşe, o senin hazinen! Biraz sabret, size hayatı öğretiyor.” Öğretmek mi? Belki. Ama yine de bir Cumartesi sabahı Nazife Hanım’ın “kalkın, gün geçiyor”u olmadan uyanmayı hayal ediyorum. Kompromis teklif ettim: “Anne, pazar günü börek yapsak, cumartesi uyusak?” Başını iki yana salladı: “Ayşe, pazar günü bahçedeki domatesleri toplayacağız!” Domates mi? Ahmet bunu duyunca neredeyse çaydan boğulacaktı.

Şimdi anneme olan sevgimle kendi rahatım arasında denge kurmaya çalışıyorum. O benim güneşim, kahramanım, ama bazen bu güneş biraz dAnnemin bu bitmek bilmeyen enerjisine rağmen, içimden bir ses bana bu anların ileride en çok özleyeceğim şeyler olacağını fısıldıyor.

Rate article
Lifequest
Anne Sabahı 5:30’da Başlıyor