Yeni Bir Sayfa Mehmet’le
Kendime ait geniş bir evim var, bahçesinde elma ağaçları çiçek açar, yaz akşamlarında çay içmek için güzel bir verandası var. Çocuklarım çoktan büyüdü, kendi aileleri, kendi dertleri var. Ben, Emine, yalnız kaldım ama yalnız değilim—birkaç yıldır yanımda Mehmet var, hayatımı paylaşmak istediğim adam. Geçenlerde karar verdik: daha fazla beklemeye gerek yok, artık aynı çatı altında yaşamanın vakti geldi. Hele ki oğlu Deniz, nişanlısı Derya’yı kendi evlerine getirdiğinden beri hepimiz için yeni bir dönem başlıyor. İçimde bir heyecan var ama kalbim öyle ılık ki, sanki tekrar otuz yaşındayım ve hayat yeni başlıyor.
Mehmet’le tanışmamız beş yıl önce “elli yaş üstü” dans gecelerinde oldu. O akşam bir arkadaşımla gitmiştim, meraktan, o ise duvar kenarında, düzgün bir gömlekle duruyor, çocuk gibi gülümsüyordu. Konuştuk, dans ettik, sonra beni bir kahveye davet etti. O günden beri ayrılmadık. Mehmet dul, oğlunu tek başına büyüttü, şoförlük yaptı, şimdi emekli ama hâlâ garajda uğraşıyor ya da evde bir şeyler tamir ediyor. İyi kalpli, esprili biri ve onun yanında kendimi canlı hissediyorum. Ama hiçbir zaman aynı evde yaşamadık—ben kendi evimde, o kendi dairesinde, ikimiz de böyle rahattık. Ta ki geçen zamana kadar.
Her şey, Mehmet’in oğlu Deniz evlenme kararını açıkladığında değişti. Yirmi yedi yaşında, yazılımcı olarak çalışıyor ve nişanlısı Derya, utangaç ama tatlı bir kız, onunla yaşamaya başladı. Mehmet bunu bana akşam yemeğinde anlattı, gülerek: “Emine, görsen, bu güvercinler şimdi benim iki odalı daireme yerleşti! Derya hemen yeni perdeler taktı!” Gülümsedim ama aklımdan şu geçti: Peki Mehmet nerede yaşayacak? Sanki düşüncelerimi okumuş gibi ekledi: “Ben de düşünüyorum, belki artık aynı çatı altında yaşamanın zamanı gelmiştir? Ev artık gençlerin, ben de seninle olmak istiyorum.” Neredeyse çatalı düşürüyordum—şaşırdığımdan değil, bu kadar doğru hissettirdiği için.
Nerede yaşayacağımızı uzun uzun konuştuk. Benim evim daha büyük, daha sıcak ve her köşesi anılarla dolu. Mehmet, “Emine, senin evin masal gibi, orada kendimi tatilde hissediyorum” dedi. Ama endişelendiğini görüyordum—sonuçta taşınmak onun için büyük bir adımdı. Dairesi onun kalesiydi, Deniz’i büyüttüğü, her şeyin tanıdık olduğu bir yerdi. Ben de heyecanlıydım: Ya ikimiz de birbirimize dar gelirsek? Oğlum ve kızım uzun zamandır ayrı yaşıyor, kendi ritmime alıştım. Ama sabahları Mehmet’le uyanmak, birlikte kahve içmek, bahçeyle uğraşmak düşüncesi tüm korkularımı bastırıyordu.
Ertesi gün kızıma telefon açıp kararımızı anlattım. Gülerek, “Anne, sonunda! Mehmet Amca sana can yoldaşı, artık birlikte yaşayın, bu kadar randevulaşmak yeter!” dedi. Oğlum da destekledi: “Anne, sakın ona bütün çimleri biçtirme, artık delikanlı değil ya!” Güldüm ama içim ısındı—çocuklarım benim için mutlu. Ama Deniz, Mehmet ona anlatınca biraz şaşırdı: “Baba, peki ya daire?” Mehmet cevap verdi: “Oğlum, artık orası senin ve Derya’nın yuvası. Ben de yeni bir hayata başlıyorum.” Deniz babasına sarıldı, Mehmet’in gözlerindeki gururu görebiliyordum.
Taşınmaya hazırlanmaya başladık. Mehmet eşyalarını getirdi—çok değil, birkaç bavul, aletleri ve akşamları dinlediği eski radyosu. Ben ona gardırobun yarısını boşalttım, yatak odasına en sevdiği koltuğu koydum. Ama en önemlisi, birlikte güldük, planlar yaptık, balık avı hatıralarını nereye asacağımızı tartıştık. “Emine,” dedi, “şu turnayı salona asacağım!” Ben itiraz ettim: “Ancak ölümümden sonra Mehmet, çok korkunç duruyor!” Sonunda onun yeni “ofisinde”—olta malzemelerini tamir edeceği küçük bir oda—bir yer bulduk.
Bazen kendimi düşünürken yakalıyorum: Ya anlaşamazsak? Mehmet düzen sever, ben bir fincanı masada unutabilirim. Çiçeklere bayılırım, o ise “nefesimi kesiyor” diye söylenir. Ama sonra pazardan gelirken bana papatyalar getiriyor ve anlıyorum ki başaracağız. Artık genç değiliz, alışkanlıklarımız var ama en önemlisi—bir arada olma isteğimiz. Bir gün şöyle demişti: “Emine, bütün hayatım çalışmakla geçti, şimdi sadece bizim için yaşamak istiyorum.” Ben de aynısını istiyorum.
Komşular fark etti bile, artık evimin bir “efendisi” var. Karşıdaki teyze, “Emine, aferin, kendine eğlence çıkardın!” diye göz kırptı. Sadece gülümsedim—bırakın konuşsunlar, benim için önemli olmaz. Önemli olan, Mehmet’le yeni bir sayfa açıyor olmamız. Deniz ve Derya bir hafta sonu bize geldi, pasta getirdiler, verandada çay içip güldük, sanki hep bir aileymişiz gibi. Derya bana fısıldadı: “Emine Teyze, babamı kabul ettiğiniz için teşekkürler. Şimdi yüzü gülüyor.” Gülüyor mu? Ben kendim fener gibi parlıyorum!
Bazen evime bakıyorum ve düşünüyorum: Mehmet’le birlikte daha da sıcak oldu. Birlikte elma ağaçlarını suluyoruz, o gıcırdayan bahçe kapısını tamir ediyor, ben onun en sevdiği vişneli keki pişiriyorumBir gün bahçede otururken Mehmet elimi tuttu ve “Emine, bu evde geçirdiğim her an, hayatımın en güzel zamanları” dedi.




