Yeni Yıl Sürprizi Kayınvalideme
Kayınvalidem Emine Hanım’ın Yeni Yıl sofrasında oturmuş, onun meşhur Rus salatasının tadını çıkarıyor ve saatlerin gece yarısını vurmasını bekliyordum. Bir anda eşim Ahmet cebinden bir zarf çıkardı ve gülümseyerek annesine uzattı: “Anneciğim, sen hep denizi özledin diye, Mısır’a bilet aldım! İstanbul havalimanına rahat gidesin diye otobüs biletini de hazır ettim.” Neredeyse çatalımı düşürüyordum. Mısır? İstanbul? Her sene annesine çiçek ve çikolata alan Ahmet, birdenbire onu dünyanın bir ucuna mı gönderiyordu? Şaşkınlıktan gözlerimi kırpıştırırken aklımdan geçti: Bunu ne zaman planladı, ve neden eşi olarak ben en son haber alan oldum?
Ahmet’le beş yıldır evliyiz ve her Yeni Yıl’a onun ailesiyle giriyoruz. Emine Hanım enerjik bir kadın, öğretmenlik yaptı tüm hayatı boyunca, şimdi ise emekli olup bahçesi ve mahalle işleriyle uğraşıyor. Gençliğinde seyahat etmeyi hayal ettiğini, ama Antalya’dan öte gitmediğini anlatmayı sever. “Keşke bir gün denize, piramitleri görmeye gidebilsek,” derdi bize eski Mısır kartpostallarını gösterirken. Ben hep bunun sadece bir hayal olduğunu sanırdım, tıpkı “aya gitmek” ister gibi. Ama görünen o ki Ahmet gerçekten dinlemiş. Bense hiç farkında değilmişim böyle bir sürprizin hazırlandığından.
O gece sofrada envai çeşit yemek vardı: Rus salatası, işkembe çorbası, fırında ördek, börekler… Emine Hanım elinden geleni yapmıştı. Hepimiz bir arada oturuyor, kadeh kaldırıyor, şakalaşıyorduk. Ben de mutfakta ona yardım etmiş, salataları doğrayıp her zamanki gibi işleri halletmiştim. Derken Ahmet ayağa kalktı, sanki bir kadeh kaldıracakmış gibi, ama onun yerine zarif çıkardı. “Anneciğim,” dedi, “sen hep bizim için çalıştın, şimdi senin zamanın.” Emine Hanım zarfı açıp okudu, gözleri ışıldadı. “Ahmet’im, bu gerçek mi? Mısır mı? Ben sadece hayal ederdim bunu!” Neredeyse ağlıyordu, onu sıkı sıkı sarıldı, bense yıldırım çarpmış gibi oturuyordum.
Dürüst olmak gerekirse, şok olmuştum. Emine Hanım’ın böyle bir hediye hak edip etmediği değildi mesele, o harika bir insandır. Ama Ahmet neden bana bir kelime bile söylememişti? Bütçeyi beraber planlıyor, hediyeleri beraber seçiyoruz! Ben ona bir atkı ve el kremi alırken, o Mısır bileti mi vermişti? Sanki ben bir demet papatya getirirken o elmas yüzük uzatmış gibiydi. Gülümsüyor, tebrik ediyordum ama içim kaynıyordu. Mutfakta yalnız kaldığımızda fısıltıyla sordum: “Ahmet, bunu ne zaman ayarladın? Neden bana söylemedin?” Omuz silkti: “Ayşe, sürpriz olsun istedim, ‘Çok pahalı’ diye tartışmaya başlardın.” Tartışmak mı? Belki desteklerdim, ama en azından haberim olurdu!
Emine Hanım yedinci kat gökteydi. Hemen plan yapmaya başladı: “Bir şapka almalıyım, Mısır’da güneş çok yakıcı! Bir de yeni bir valiz, eskisi iyice yıprandı.” Ben dinliyor, başımı sallıyordum, ama içimden “Vay Ahmet vay, ne komplocusun sen!” diyordum. İstanbul’a otobüs ayarlayarak, kayınvalidemin aktarmalarla uğraşmasını önlemişti. Tabii ki düşünceliydi, ama yine de geride kalmış gibi hissediyordum. Ben de bu hediyeye bir katkıda bulunmak, bu mutluluğun bir parçası olmak isterdim. Ama şimdi sadece alkış tutan seyirci gibiydim.
Eve dönüş yolunda dayanamayıp patladım: “Ahmet, harika bir şey yaptın ama ben senin karınım, böyle planları bilmeyi hak ediyorum. Bu sıradan bir hediye değil ki, koskoca bir seyahat!” Bana çocukmuşum gibi baktı ve “Ayşe, kızma, annemin şaşırmasını istedim. Sen ağzından kaçırırdın” dedi. Ağzından kaçırmak mı? Ben sır saklamasını bilirim! Ama tartışmanın anlamı yoktu—Ahmet yaptığıyla gurur duyuyordu, bense biraz ihanete uğramış hissediyordum. Parayı düşündüğümden değil, bu mutluluğu benimle paylaşmadığı için.
Ertesi gün arkadaşıma dert yanmak için aradım. Gülerek “Ayşe, senin Ahmet sürpriz dehasıymış! Kayınvaliden Mısır’a gidecek, yazlık bahçeyle uğraşmayacak, şükret!” dedi. Güldüm, ama içimde bir ukte kalmıştı. Arkadaşım “Bir dahakine sana da sürpriz yapsın diye uyar” diye tavsiye verdi. Haklıydı, belki bir imada bulunmalıydım ki ben de denizi severim. Sonra düşündüm: Neyse, Emine Hanım gitsin, hakketti. Ama Ahmet’le konuşup bir daha böyle son anda haberdar edilmeyeceğimi söyleyeceğim.
Şimdi kayınvalidem her gün arıyor, mayo bakmaktan, piramitler hakkında kitap okumaktan bahsediyor. Dinliyor, gülümsüyorum, ve kızgınlığım yavaş yavaş eriyor. O kadar mutlu ki kızamıyorum. Ahmet, yumuşadığımı görünce göz kırptı: “Ayşe, seneye üçümüz gideriz, söz.” Üçümüz mü? Bu daha ilginç. Belki bu sürpriz sadece kayınvalidem için değil, bana da bir ders olsun diyedir—kocamın beni şaşırtabildiğini görmek için. Şimdilik Emine Hanım’ın genç bir kız gibi parladığını görüyorum ve düşünüyorum: Bırak gitsin, denizini görsün. Ben de belki kendime ve Ahmet’e bir tatil için para biriktirmeye başlarım. Yeter ki o da bana haber vermeyi unutmasın!




