Yılbaşı akşamı kayınvalidem Meryem Hanım’ın evinde oturmuş, onun meşhur etli dolmasının tadını çıkarıyor ve saatlerin gece yarısını vurmasını bekliyordum. Birden eşim Okan, cebinden bir zarfla çıkageldi ve gülümseyerek annesine uzattı: “Anneciğim, senin deniz hayalini biliyorum. İşte Antalya’ya uçak kuponları! Havaalanına rahat gidesin diye İzmit’e otobüs bileti de aldım.” Neredeyse çatalı elinden düşürecektim şaşkınlıktan. Antalya mı? İzmit mi? Normalde annesine çiçek ve çikolata alan Okan, onu uzak diyarlara mı gönderiyordu? Gözlerimi kırpıştırarak oturdum, aklımdan geçti: Bunları ne zaman ayarladı ve neden eşi olarak ben son öğrenen oldum?
Okan’la beş yıllık evliyiz, her yılbaşını kayınvalidemlerde geçiririz. Meryem Hanım dinç bir kadın, öğretmenlik yaparak geçirdiği uzun yaşamından sonra şimdi emeklere verdiği küçük bahçe ve mahalle derneğiyle uğraşıyor. Gençliğinde seyahat etmeyi hayal edip de Sapanca’dan öteye gidemediğini hep anlatırdı. “Bir gün Akdeniz’in masmavi sularına gitmek isterdim!” diye iç çekerdi, elinde eski kartpostallarla. Ben hep bunun hayal olduğunu, “aya gitmek” gibi bir şey sandım. Meğerse Okan hepsini ciddiye almış. Ben ise cahil cahil, böyle bir sürpriz hazırladığından hiç haberdar olmamışım.
O akşam sofra doluydu: etli dolma, paça çorbası, fırında hindi, börekler… Meryem Hanım elinden geleni yapmıştı. Bütün aile oturmuş, kadehleri kaldırıyor, şakalaşıyorduk. Ben mutfakta kayınvalideme yardım ediyordum, Doğu’nun mezelerini hazırlıyordum. Derken Okan ayağa kalktı, kadeh kaldıracak sandık, ama yerine o zarfla çıkageldi. “Anne,” dedi, “hep bizim için çalıştın, şimdi senin zamanın.” Meryem Hanım zarfı açtı, içine baktı ve gözleri doldu. “Oğlum, bu gerçek mi? Antalya mı? Ama ben… Ben sadece hayal ederdim!” Neredeyse ağlayacaktı, Okan’ı sıkı sıkı sarıldı, ben ise bir anda şoka girmiştim.
Doğrusu, içimden bir şeyler geçiyordu. Meryem Hanım’ın bu hediyeyi hak etmediğinden değil—o harika bir kadındır. Ama Okan neden bana tek kelime etmemişti? Bütçeyi beraber ayarlıyor, hediyeleri birlikte seçiyorduk! Ben kayınvalideme el dokuması bir şal ve krem almıştım, o ise direkt tatil ayarlamış! Tıpkı benim kır çiçekleriyle gelip, onun pırlanta yüzük hediye etmesi gibi. Tebessüm ediyor, kutluyordum, ama içimde bir şeyler kaynıyordu. Mutfakta yalnız kaldığımızda fısıldadım: “Okan, bunu ne zaman ayarladın? Niye bana söylemedin?” Omuz silkti: “Sürpriz olsun istedim, bir de tartışacaktık paramız yetmez diye.” Tartışacak mıydım? Belki destek bile olurdum, ama en azından bilseydim!
Meryem Hanım mutluluktan havalara uçuyordu. Hemen plan yapmaya başladı: “Bir şapka almalıyım, Antalya güneşi kavurur! Valiz de lazım, eskisi yırtıldı çoktan.” Dinliyor, başımı sallıyordum, ama aklımdan geçen tek şey Okan’ın bu işi ne kadar gizli yürüttüğüydü. Hatta İzmit otobüs bileti bile almış, kayınvalidemin aktarmayla uğraşmaması için. Güzel evet, ama kendimi dışlanmış gibi hissediyordum. Ben de bu hediye için bir şeyler yapmak, katkıda bulunmak isterdim. Onun yerine alkış tutan seyircilerden biriydim sadece.
Eve dönerken dayanamadım: “Okan, aferin, ama senin karın olarak böyle planlardan haberim olmalı. Bu küçük bir hediye değil ki!” Bana çocukmuşum gibi baktı: “Ayşe, kızma, annemi şaşırtmak istedim. Sen olsan ağzından kaçırırdın.” Kaçırır mıydım? Sır tutmayı da bilirim! Ama boştu, Okan başarısının gururuyla parlıyordu, ben ise biraz aldatılmış gibi hissediyordum. Para meselesi değil, bu sevinci benimle paylaşmamasıydı.
Ertesi gün bir arkadaşıma dert yanmak için aradım. Gülmekten kırılıyordu: “Ayşe, Okan tam bir sürpriz ustası! Şükret ki kayınvaliden Antalya’ya gidiyor, bahçe işlerine değil!” Ben de güldüm, ama içimde bir burukluk vardı. Arkadaşım akıl verdi: “Bir dahakine senin için de sürpriz yapsın de bakalım.” Belki de deniz tatilini ima etmeliyim? Sonra düşündüm: Neyse, Meryem Hanım gitsin, hak etti. Ama Okan’a artık böyle sürprizlerde beni de dahil etmesini söyleyeceğim.
Şimdi kayınvalidem her gün arıyor, mayosunu seçtiğini, Antalya’nın tarihini okuduğunu anlatıyor. Dinliyor, gülümsüyorum, içimde biriken kırgınlık dağılıyor. O kadar mutlu ki kızmak bana düşmez. Okan, yumuşadığını görünce göz kırptı: “Seneye üçümüz gideriz, söz.” Üçümüz mü? Bu daha ilginç. Belki de bu sürpriz sadece kayınvalidem için değil, eşimin beni şaşırtabildiğini gösteren bir dersti. Şimdilik Meryem Hanım’ın genç bir kız gibi parlayan gözlerine bakıyorum: Gitsin, deniz hayalini yaşasın. Ben de belki Okan’la kendi tatilimiz için biriktirmeye başlarım. Tabii, bana haber vermesini de sağlayarak!




