Kızım İşi Bırakmazsa Yardım Edemem: Paradan Önce Boşanma

Bugün yine evde huzur kalmadı. Kızımla değil, damadımız yüzünden. Kızımın eşi, Emre, tembelliği ve sorumsuzluğuyla hepimizi perişan ediyor. Bir yıldan fazladır düzenli bir işi yok, ara sıra gündelik işler yapıyor, geri kalan zamanını evde geçiriyor. Kızım, Elif, ikiz bebeklerine bakarken bir yandan da aileyi geçindirmeye çalışıyor. Peki ya Emre? O sadece var.

Elif tabii ki tam zamanlı çalışamıyor—minik yavruları sürekli ilgi istiyor. Yardım teklif ettim ama bir şartla: Bu aylak adamdan boşanmadıkça bir kuruş bile vermeyeceğim. Çünkü ona yardım etmek, dolaylı yoldan onu da beslemek demek. Ben kimsenin tembelliğini finanse etmeyeceğim.

Başından beri Emre’yi sevmedim. Belki değişir diye umut ettim, ama nafile—evlendiler. Gençlik, aşk, hayaller… Kızımın aklını başından aldı. Şimdi sonuçlarına katlanıyoruz.

Biz de eşimle, onlara anneannemizin evini verdik. Kiracılar vardı, emekli maaşımıza ek gelirdi. Ama gençlerin bir yere yerleşecek paraları yoktu, anlayış gösterdik. Sadece küçük bir tadilat yapmalarını rica ettim, çocuklar rahat etsin diye.

Emre yine karakterini gösterdi:
*”Ben bunlarla uğraşamam. Ben entelektüelim, bu işler ustaların işi. Profesyonel çağıralım.”*

Peki ama hangi parayla? Tornavida almaya bile parası yok. Bildiği tek şey felsefe yapmak ve şanssızlığından yakınmak. Hafta sonları çalışmaz, akşamları “dinlenmesi gerekir”. Belli ki her şeyin kendisine verilmesine alışmış.

Açıkça tembel olduğunu söyleyince alındı tabii: *”Hadi ya, bana haksızlık ediyorsunuz.”* Peki Elif? Destek olacağına bana çıkıştı:
*”Yine kavga ettik senin yüzünden! Neden karışıyorsun?”*

Artık uzak durmaya karar verdim. Ama net bir uyarı da yaptım: *”Kendi seçiminin bedelini sen öde.”* Fakat ikinci çocuklarının, daha doğrusu ikizinin haberi geldiğinde içim parçalandı. Belki Emre aklını başına alır diye düşündüm, ama yok—hiçbir şey değişmedi. Her şey yine bize kaldı. Tadilatı bitirdik, beşik aradık, doktor randevularına götürdük. O ise hâlâ kanepede, elinde laptop.

Elif her ne kadar çabalasaydı da, artık kiminle evlendiğini anlamaya başlamıştı. Beraberce, zor da olsa evi hazırladık. O sırada Emre de indirimden bir şeyler aldı, ama bu mazeret değil. Ailen varsa, erkeklik yapman gerekir. O ise sadece evin içindeki bir yük.

Sonra nasıl geçindiklerini öğrendik—kredi kartına başvurmuşlar. Bize söylemediler, gizlediler. Sonra bir telefon:
*”Anne, yetişemiyoruz. Yardım et…”*

Öfkeden deliye döndüm.
*”Elif! Bırak elektrik anahtarını çevirmeyi, lamba bile takamayan adamdan çocuk mu yapılır? Bunları nasıl tek başına sırtlayacaksın?”*

*”Geçici bir sıkıntı işte…”*

*”Ne geçicisi? Eviniz var, her şeyi üstlenen ailen var. Ama o iş bile bulamıyor—maaş azmış, yol uzunmuş, mesai varmış!”*

*”Anne, anlamıyorsun… İş arıyor ama aç kalmak istemiyor!”*

*”Biz de aç geziyoruz! Sen, çocukların, o—hepimiz bizim sırtımızdan geçiniyorsunuz!”*

Artık yetti. Daha fazla sömürülmeyeceğim. Net konuştum:
*”Boşanmadıkça kapımıza gelme. Bitti. Onunla yaşamak istiyorsan, kendi başının çaresine bak.”*

Hıçkıra hıçkıra ağladı:
*”Çocuklarımı babasız mı büyüteyim?”*

Ben de içimde biriktirdiklerimi döktüm:
*”Böyle babayla olacağına, baba olmasın daha iyi. Başkasının emeğiyle yaşayan bir adam, çocuklarına ne öğretebilir?”*

Ben bir anneyim. Ama kurban olmayacağım. Kızımın, çocuklarını bir erkekle değil, bir yükle büyüttüğünü görmek istemiyorum. Kendine saygısı olsun istiyorum. O çayını yudumlarken, başkalarından yardım dilenmesin. Verebileceğim her şeyi verdim. Artık yeter.

Bugün anladım ki, sevgi, fedakârlıkla aynı şey değil. Bazen en büyük yardım, gerçekleri yüzüne vurmaktır.

Rate article
Lifequest
Kızım İşi Bırakmazsa Yardım Edemem: Paradan Önce Boşanma