Eve annem mi geliyormuş? İptal et! Eski kız arkadaşım gelecek!
Ayşe, ocak başında durmuş, fırında pişen etin ve baharatların mis kokusunu derin bir nefesle içine çekiyordu. Nadiren bu kadar özenli bir yemek yapma fırsatı buluyordu; genellikle omletle yetinmek zorunda kalıyordu. Alnındaki teri silerek arkasını döndü ve bağırdı:
— Mehmet, annemin yarın bize geleceğini hatırlıyor musun?
Birkaç saniye sonra mutfağın kapısında belirdi—dağınık saçları, uykulu gözleriyle.
— Hangi anne? — şaşkınlıkla gözlerini açtı Mehmet. — Bana böyle bir şey söylemiş miydin?
— Evet! Birkaç gün önce! — Ayşe kaşlarını çatarak. — Pazar günü geleceğini konuşmuştuk.
Mehmet aniden gerildi ve pat diye söyledi:
— İptal etmelisin. Yarın gelememeli. Kesinlikle.
— Nedenmiş o? — Ayşe’nin içine bir şüphe düştü.
— Yarın… Elif gelecek.
— Hangi Elif?
— Şey… eski kız arkadaşım, — içini çekti.
Oda buz gibi bir sessizliğe büründü. Sonra bu sessizlik, Ayşe’nin ne yapacağını bilemeyip öksürmesiyle bozuldu.
— Sen ciddi misin? Annem geleceği gün eski sevgilin bizde mi kalacak?
— Yanlış anladın! Kalmak için değil, sadece bir gece! Erkek arkadaşıyla kavga etmiş, gidecek yeri yok. Sadece birkaç gün, söz veriyorum! Zaten ayrılalı çok oldu, biliyorsun! Elif sadece yardıma muhtaç!
— Hiç düşünmüyor musun, nasıl görüneceğini? Annem içeri adımını atacak, senin eski “arkadaşın” evin içinde dolaşıyor olacak. Ne muhteşem bir manzara!
— Senin arkadaşın olduğunu söyleriz. Sen zaten iyi rol yaparsın, inanırlar!
Ayşe gözlerini devirdi, ama aklında bir sahne canlanıyordu: Elif kapıdan girer girmez, “ev sahibesi” diye kendisine hitap edecekti. İğrençti, ama merak da uyandırıyordu.
Akşam kapı çaldı. Eşikte Elif duruyordu—uzun boylu, özgüvenli, modern saç kesimi ve lüks bir çanta ile. Ayşe’yi şöyle bir süzdü.
— Demek sen onun yasal eşisin? Anladım… Merak etme, birkaç günlüğüne buradayım. Kocanı çalmaya niyetim yok.
Ayşe kendini zor tuttu. Sadece sertçe konuştu:
— Sağdaki oda. Yarın annem geliyor, göz önünde fazla dolaşma.
Elif içeri girdi, Ayşe ise mutfağa yöneldi; yemek soğumaya başlamıştı.
— Elif, bizimle akşam yemeği yer misin?
— Tabii! Pasta mı yaptın? Kendin yaptığına söyleme sakın, marketten hazır kek ve reçel, değil mi?
— Yemek zorunda değilsin, — dedi Ayşe, ama dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi.
Elif, hiç duraksamadan bir teklifte bulundu:
— Gerçek bir pasta yapmayı öğrenmek ister misin? Benim büyükannem aşçıydı, çocukluğum mutfakta geçti.
İşte böyle başladı, ikisinin de unutamayacağı bir akşam. Gecenin ilerleyen saatlerinde kadınlar eski dostlar gibi sohbet ediyor, erkekleri, tarifleri ve hatta modayı konuşuyorlardı. Ayşe ilk kez “sadece bir eş” olmadığını, başkalarını etkileyebilecek bir kadın olduğunu hissetti. Elif bir düşman değil, müttefik çıkmıştı.
Sabah Elif işe gitti, kapıyı ise Ayşe’nin annesi, Fatma Hanım çaldı. Eşikten içeri girer girmez taze fırınlanmış etin kokusu burnuna doldu.
— Bunu sen mi yaptın? — annenin gözleri büyüdü. — Hiç beklemezdim…
Ayşe sadece gururla başını salladı. Kime teşekkür etmesi gerektiğini biliyordu—o “eski kız arkadaşa”.
Akşam telefon çaldı. Elif’ti.
— Ayşe, bu gece kendi evimdeyim. Barıştık. Bana verdiğin elbise ve destek için teşekkür ederim. Beni iş yemeğinde görünce şok oldu—artık beni tüm resmi toplantılara götüreceğini söyledi. Bu arada, sözleşmeyi de imzaladık. Sen harikasın. Yarın eşyalarımı almak için uğrayacağım—ama seni bir dost olarak sarılıp öpeceğim!
Ayşe telefonu kapattı ve Mehmet’e baktı:
— Biliyor musun, haklıydın. O gerçekten iyi biri. Ve belki de artık kim olduğumu biliyorum. Sadece bir eş değil. Aynı zamanda bir evin hanımı ve başkalarına verecek çok şeyi olan bir kadın.
— Elif’le bile arkadaş olduysan, bu dünyayı artık hiç anlamıyorum! — Mehmet şaşkınlıkla ellerini açtı.
— Sadece araya girme, — Ayşe gülümsedi, — ve her şey yoluna girecek.




