Küçük bir Anadolu kasabasında, eski ama sıcak bir halk eğitim merkezi vardı. Çocuklar salona doluşmuş, sahneye kilitlenmiş bakıyorlardı. Sahnenin ışıkları altında yine Mehmet Amca duruyordu – herkesin tanıdığı yaşlı bir sihirbaz. Yıpranmış şapkası, üzerindeki tüm çiziklere rağmen hâlâ sürprizlerle doluydu.
O klasik bir sirk sanatçısı değildi. Mehmet Amca’nın yüreği çocuk gibi saf, gösterileriyse numaralardan değil, umuttan beslenirdi. Bugünkü final numarasında şapkadan canlı bir tavuk çıkaracaktı – adı Sultan olan. Salon sessizliğe gömüldü.
“Şimdi… dikkat!” diye haykırdı ve şapkadan tüyleri kabarmış bir tavuk çıkardı.
Çocukların kahkahaları, alkışları bahar rüzgârı gibi doldurdu içeriyi. Mehmet Amca selam vermek üzereyken, bir çift gözün ona baktığını fark etti. En arkada, tek başına oturan yedi yaşlarında bir çocuk… Tavuğa bakıyor, gülmüyor, oynamıyordu.
“Merhaba yavrum. Yalnız mısın?” diye sordu sihirbaz yanına giderek.
“Bu tavuk gerçek mi?” diye fısıldadı çocuk, gözleri parlıyordu.
“Elbette! İstersen dokunabilirsin. Adı Sultan.”
Çocuk yavaşça yaklaştı, elini tüylerde gezdirirken dudakları titredi.
“Şapkanın içinde korkmuyor mu?”
“Sultan korkmaz. O cesurdur. Tıpkı senin gibi.”
“Alper!” diye bir ses yankılandı.
Yorgun bakışlı bir kadın hızla yanlarına geldi.
“Alper, yine mi ortalığa dalıyorsun?” diye homurdandı ardından sihirbaza döndü: “Affedersiniz. O biraz farklı. Yerinde durmaz.”
“Siz annesi misiniz?” diye sordu Mehmet Amca.
“Öğretmeniyim. Yetimhaneden… Anne babasını kaybetti.”
Alper, başı öne eğik gittiğinde, Mehmet Amca’nın yüreği sıkıştı. Sanki biri göğsüne yumruk atmıştı. Onu unutamazdı.
“Yetimhanenin adresini söyler misiniz?”
Kadın şaşırdı ama söyledi.
Mehmet Amca o gece uyuyamadı. Yıllar önce boşandıktan sonra kendi oğlundan ayrı düştüğü günleri hatırladı. Şimdiyse bu çocuğun gözlerine bakarken, kaderin ona ikinci bir şans verdiğini hissediyordu.
Ertesi sabah kocaman bir şeker çantasıyla yetimhaneye gitti. Alper, köşede tek başına oturuyordu. Mehmet’i görünce yüzü güldü. Yanında Sultan’ı da getirdiğini fark edince zıplayarak sevindi.
Böyle başladı arkadaşlıkları. Önce arada ziyaretler, sonra hayvanat bahçesi, kitaplar, çizgi filmler… Alper ona bütün kalbiyle bağlandı. Mehmet Amca da öyle.
Bir gün karar verip Öğretmen Ayşe Hanım’a gitti:
“Alper’i evlat edinmek istiyorum.”
“Yalnız bir erkeğe vermezler.” dedi Ayşe Hanım hüzüMehmet Amca’nın gözlerindeki ışığı görünce, Ayşe Hanım gülümsedi ve “Ama belki… bir aile olabiliriz,” diye fısıldadı.




