Uyarısız Gelen Hayal Kırıklığı: Sevginin Sürpriz Sonu

Adım Elif. Yirmi yedi yaşındayım. Kendime güvenen, güzel, iyi bir işi ve düzenli geliri olan biriyim. Basit ve net hayallerim vardı: evlenmek, iki çocuk sahibi olmak ve bir gün kazandığım parayla aldığım kendi arabamın direksiyonuna geçmek. Servet peşinde değildim, sadece sevgi ve huzur istiyordum.

Bir yıl önce Mehmet’le tanıştım. Olgun, güvenilir, dengeli bir karakteri ve sıcak bir gülümsemesi vardı. Öyle bir aşık oldum ki sanırım insan hayatında bir kez yaşayabilir bunu. Görüşmeye başladık ve kısa sürede beni İzmir’deki evine taşınmaya ikna etti. Hiç düşünmedim.

Ama ailem kesinlikle karşı çıktı.

“O daha önce evlenmişti, Elif! Ailesini koruyamadıysa, sorun onda demektir,” diyordu annem endişeyle bana bakarak.

Babam da soğuk davranıyordu. Ama ben herkesin ikinci bir şansı hak ettiğini düşünüyordum. Ve gittim. Bavullarımı, kıyafetlerimi, kitaplarımı, biraz ev sıcaklığını yanıma aldım. O an, o evin eşiğinden içeri adım attığımda, aslında güveniyi de geride bıraktığımı bilmiyordum.

Mutfakta, masada yedi yaşlarında bir çocuk oturuyordu.

“Bu benim oğlum, Arda. Artık bizimle yaşayacak,” dedi Mehmet sakince, sanki bir kedi yavrusundan bahsediyordu da, ilk günden üvey anne olmaya hazır olmadığım bir çocuktan değil.

Donup kaldım.

“Bunu bana neden daha önce söylemedin?”

“Ne değişecekti ki?” diye omuz silkti. “Annesi yeni kocasıyla Bursa’ya taşındı ve çocuk ona engel oluyormuş. İkimiz baş edemeyiz, sen olgun bir kadınsın…”

Kendimi idare edeceğime inandırmaya çalıştım. Çocukları severdim zaten diye düşündüm. Birbirimize alışırız, arkadaş oluruz. Ama her şey ters gitti.

Arda huysuz, inatçı ve kötü yetiştirilmiş bir çocuktu. Bana hakaret ediyor, öfke nöbetleri geçiriyor, “kötü yemek yaptığımı” ve “başkalarının kokusunu taşıdığımı” söylüyordu. Mehmet bana yaklaştığında, çocuk kıskançlık krizlerine giriyor ve yüksek sesle ilgi talep ediyordu.

İnanılmaz yoruluyordum. İşten gelip yerleri silip, çamaşırları yıkayıp, yemek yaptıktan sonra bir de benden nefret eden bir çocukla uğraşmak zorundaydım. Elimden geleni yapıyordum—ödevlerine yardım ediyor, oyun oynamayı teklif ediyor, masallar okuyordum. O ise sessizce yüz çeviriyor ya da babasını çağırıyordu. Onun için sadece babası vardı.

Mehmet’e şikayet ettiğimde, umursamaz bir tavırla şöyle diyordu:

“Alışırsın, sen olgun bir kadınsın. Biraz sert davran. İstemiyorsan ilgilenme. Çocuk işte, ne bekliyorsun?”

Dişlerimi sıkıyordum. Ama her gece ellerimin güçsüzleştiğini hissediyordum. Eve dönmek istemiyordum artık. Sevildiğimi hissetmiyordum.

Sonra bir gün, eve gitmedim. Dedemin yanına, Ankara’ya gittim. Telefonumu kapattım ve bir gün ortadan kayboldum. Ertesi sabah Mehmet’i aradığımda sesi buz gibiydi. Açıklamaya çalıştım:

“Mehmet, konuşmamız lazım. Üçümüz birlikte yaşayacağımızı bana söylemedin. Buna hazır değildim. Arda ile aramı düzeltemiyorum. Sen de bana destek olmuyorsun…”

“Destek mi? Olgun bir insansın sen! Bir çocukla baş edemedin, bu senin problemin. Sınavı kaybettin.”

“Ne sınavı?” diye şaşırdım.

“Dayanıklılık sınavını! Kaçtın. Demek ki bana uygun değilsin. Benim evimi ve paramı sevmişsin, beni değil. Sen bencilsin!”

“Ben mi bencilim? Asıl bencil olan senin eski karın, çocuğu terk etti! Sen ise bana haber bile vermedin! Anne rolüne hazır değildim!”

“Git,” diye kesip attı. “Eşyalarını topla ve çık.”

Sessizce eşyalarımı topladım. Boğazım düğümleniyordu ama kendimi tuttum. Evinden çıktım ve daha dün yeni bir hayatın başlangıcı gibi görünen her şeyi geride bıraktım.

Ve biliyor musunuz, pişman değilim. Kimseye, özellikle de aşkı bir deneye çeviren birine, değerimi kanıtlamak zorunda olmadığımı anladım.

Hâlâ aileye inanıyorum, ama şimdi çok iyi biliyorum: Kimsenin gizlice hayatımı değiştirmesine izin vermeyeceğim. Çocuklu bir erkek, bir son değil. Ama gerçeği saklayan bir erkek—kesinlikle benim insanım değil.

Rate article
Lifequest
Uyarısız Gelen Hayal Kırıklığı: Sevginin Sürpriz Sonu