Ansızın Gerçekle Yüzleşmek: Aşkın Acı Hayal Kırıklığına Dönüşmesi

Adım Aylin. Yirmi yedi yaşındayım. Kendime güvenen, güzel, iyi bir işi ve düzenli bir geliri olan biriyim. Basit ve anlaşılır hayallerim vardı: evlenmek, iki çocuk sahibi olmak ve bir gün dürüstçe kazandığım parayla kendi arabamın direksiyonuna geçmek. Zenginliğin peşinde koşmadım, sadece sevgi ve huzur istedim.

Bir yıl önce Serkan’la tanıştım. Olgun, güvenilir, dengeli bir karakteri ve yumuşak bir gülümsemesi vardı. Ömrümde bir kez yaşanacak kadar derin bir aşkla ona tutuldum. Görüşmeye başladık ve kısa süre sonra beni Eskişehir’deki evine taşınmaya davet etti. Hiç düşünmedim.

Ama ailem kesinlikle karşı çıktı.

“O daha önce evlenmişti, Aylin! Ailesini koruyamadıysa, sorun onda demektir,” diyordu annem endişeyle bana bakarak.

Babam da hoşnutsuzluğunu gizlemiyordu. Ama ben herkesin ikinci bir şansı hak ettiğini düşündüm. Ve gittim. Bavullarımı, kıyafetlerimi, kitaplarımı, biraz da evin sıcaklığını yanıma alarak. O evin eşiğinden adım atarken, güven sınırını da aştığımın farkında değildim.

Mutfak masasında yedi yaşlarında bir çocuk oturuyordu.

“Bu benim oğlum, Emir. Artık bizimle yaşayacak,” dedi Serkan, sanki bir kediden bahsediyormuş gibi sakin bir şekilde. Halbuki bu, daha ilk günden üvey annesi olmaya hazır olmadığım bir çocuktu.

Donup kaldım.

“Bana neden daha önce söylemedin?”

“Ne değişecekti ki?” dedi omuz silkeleyerek. “Annesi yeni kocasıyla İzmir’e taşındı ve şu an çocuk ona engel oluyor. İkimiz baş edemeyiz, sen olgun bir kadınsın…”

Kendimi ikna etmeye çalıştım. Çocukları hep sevmiştim. Belki aramızda bir bağ kurarız diye düşündüm. Ama hiçbir şey planladığım gibi gitmedi.

Emir huysuz, kaprisli ve kötü yetiştirilmiş bir çocuktu. Bana hakaret ediyor, öfke nöbetleri geçiriyor, “kötü yemek yaptığımı” ve “başkalarının kokusunu taşıdığımı” bağırıyordu. Serkan bana yaklaştığında ise kıskançlık krizine girip yüksek sesle ilgi talep ediyordu.

Korkunç yoruluyordum. İşten gelince yerleri silip, çamaşır yıkayıp, yemek yapıyordum, bir de üstüne benden nefret eden bir çocukla uğraşmak zorunda kalıyordum. Elimden geleni yaptım—ödevlerine yardım teklif ettim, beraber oyun oynayalım dedim, masallar okudum. Sessizce yüzünü çeviriyor ya da babasını çağırıyordu. Onun gözünde sadece babası vardı.

Serkan’a şikayet ettiğimde ise savuşturuyordu:

“Alışırsın, sen olgun bir kadınsın. Biraz sert ol. İstemiyorsan aldırma. Çocuk işte, ne yaparsın?”

Dişlerimi sıkıyordum. Ama her akşam, gücümün tükendiğini hissediyordum. Eve dönmeyi istemez olmuştum. Artık sevildiğimi de hissedemiyordum.

Bir gün, eve gitmedim. Ankara’daki babaanneme gittim. Telefonumu kapatıp bir günlüğüne ortadan kayboldum. Ertesi sabah Serkan’ı aradığımda soğuktu. Açıklamaya çalıştım:

“Serkan, konuşmamız gerekiyor. Bana üçümüzün birlikte yaşayacağını söylemedin. Buna hazır değildim. Emir’le anlaşamıyorum. Sen de beni desteklemiyorsun…”

“Destek mi? Sen olgun bir insansın! Bir çocukla baş edemedin—bu senin sorunun. Testi geçemedin.”

“Ne testini?” diye şaşırdım.

“Dayanma testini! Kaçtın. Demek ki bana uygun değilsin. Sen beni değil, evimi ve paramı sevdin. Sen bencilsin!”

“Ben mi bencilim?! Asıl senin eski karın bencil, oğlunu terk ettiği için! Sen ise bana bile haber vermedin! Onun annesi olmaya hazır değildim!”

“Git,” diye sert bir şekilde kesip attı. “Eşyalarını topla ve çık.”

Sessizce eşyalarımı topladım. Boğazımda bir yumru vardı ama dayandım. Onun evinden çıktım ve daha dün yeni bir hayatın başlangıcı gibi görünen her şeyi geride bıraktım.

Ve biliyor musunuz, pişman değilim. Şunu anladım: Kendi değerimi, özellikle de aşkı bir deneye çevirmeye karar vermiş birine kanıtlamak zorunda değilim.

Hâlâ aileye inanıyorum, ama artık çok net biliyorum: Artık kimsenin sessizce hayatımı değiştirmesine izin vermeyeceğim. Çocuklu bir erkek hüküm değildir. Ama gerçeği saklayan bir erkek, kesinlikle benim insanım değil.

Rate article
Lifequest
Ansızın Gerçekle Yüzleşmek: Aşkın Acı Hayal Kırıklığına Dönüşmesi