Annemin Sonunu Huzurevinde Getirmesine İzin Vermem – Çünkü Bunu Hak Etmiyor

Adım Elif. Otuz altı yaşındayım. Arkamda bir başarısız evlilik denemesi, içimde bitmek bilmeyen bir hesaplaşma ve hayatımdaki en değerli insan olan anneme karşı hissettiğim, zaman zaman boğucu hale gelen muazzam bir suçluluk duygusu var. Şimdi, kader sanki bana yeniden bir mutluluk şansı sunuyormuş gibi görünürken, içimi paramparça eden korkunç bir seçimle karşı karşıyayım.

“Zeynep, ne yapacağımı bilmiyorum…” diye fısıldadım telefonun ucunda, pencereden dışarı bakarken. Bulutlar İstanbul’un gri gökyüzünü kaplamıştı. “Mehmet mükemmel biri. Şefkatli, güçlü, güvenilir. Onun yanında kendimi gerçek bir kadın gibi hissediyorum. Birlikte yaşamayı teklif ediyor ama… Annemi ne yapacağım? Onu tanıyorsun…”

Evet, Zeynep tanıyordu. Yakınlarımın hepsi biliyordu ki annem sadece “fazla düşkün bir aile ferdi” değildi. Yıllar geçtikçe daha da fazla sahiplenen, baskıcı, dikenli, sürekli ilgi bekleyen ama aynı zamanda inanılmaz derecede kırılgan bir kadına dönüşmüştü. Mehmet’le tanıştırdığımda işler iyice karıştı.

Annem görüşmenin en başından itibaren tuhaf davranmaya başladı. Mehmet’e yanlış isimlerle hitap etti, hafızasının kötü olduğunu ima etti, oysa ki mükemmel bir hafızası vardı. Sonra “kaza eseri” tabağı devirip salatayı Mehmet’in dizlerine döktü. Mehmet ayağa kalkıp gitti. Annem ise hemen kalp krizi numarası yaptı. Ambulans çağırdım. Doktorlar gider gitmez sakin bir şekilde uykuya daldı. Ben ise mutfakta sabaha kadar oturup ağladım, neden bunları yaşadığımı anlamaya çalıştım.

Son konuşmamızda Mehmet net bir şekilde söyledi:

“Elif, huzurevini düşünmelisin. Orada ona bakacaklar, sen de özgürce nefes alabilirsin. Biz de kendi hayatımızı kurabiliriz.”

Hemen cevap vermedim. Ama içimde, ruhumun derinliklerinden bir anı yükseldi.

Yirmi iki yaşındayken, iş arkadaşım Kerem’e aşık olmuştum. Annemle birlikte küçük bir evde yaşıyorduk. Annem kesinlikle karşıydı. Kerem’le gizlice evlendik ve o bize taşındı.

Ve cehennem başladı. Annem bir odadan, Kerem diğer odadan beni çağırıyordu. İkiye bölünmüş gibi hissediyordum. Gözyaşları günlük hayatımın bir parçası oldu. Bir yıl sonra Kerem gitti.

“İyi bir insansın Elif,” dedi son kez. “Ama annen yanındayken mutlu olamazsın.”

Yalnız kaldım. Ve kabullendim. Ta ki Mehmet gelene kadar. Ta ki bana yeniden bir el uzanana dek. Ve şimdi… yine bir çıkmaz.

Mehmet’le birlikte bir huzurevine gittik. Her yer tertemiz, düzenliydi. Ama atmosfer… İçerisi buz gibiydi. Yaşlılar sessizce oturmuş, hiçbir yere bakmıyorlardı. Kimisi bahçede yürüyordu ama gülümseyen tek bir kişi yoktu. Dayanamayıp bir görevliye sordum:

“Niye herkes bu kadar mutsuz?”

“Çünkü burada yalnızlar. Terk edildiler. Aileleri ziyarete gelmiyor, aramıyor bile. Onlarsa her gün bekliyor. Pencerelerde oturup, kapılara koşuyorlar…”

Eve dönüş yolunda suskun kaldım. İçim paramparçaydı. Gözümün önünden anılar geçti: Hasta olduğum gecelerinde beni özenle saran annem, işten çıkıp eczaneye koşan annem, bütün hayatımı tek başına omuzlayan annem… Evet, zor bir insandı. Bazen dayanılmazdı. Ama o benim annemdi.

Eve vardığımızda Mehmet sordu:

“Peki, taşınmaya ne zaman hazırlayacağız onu?”

Ona döndüm ve dedim ki:

“Asla. Ona ihanet edemem. Bu alçakça olur. Annem bütün hayatını bana verdi. Belki mükemmel değil, ama ona minnettarım. Benimle olmak istiyorsan, onunla anlaşman gerekiyor. İstemiyorsan… yolun açık olsun.”

Arkasını dönüp yürüdüm. Aramadı. Ertesi gün de, bir hafta sonra da… Sanırım o da seçimini yaptı.

Ben de yaptım. Belki yine bir erkek konusunda şanssızım. Belki yine yalnız kalacağım. Ama annemin, benim “rahatım” uğruna terk ettiğim bir kurumda ağladığını bilerek yaşayamam. Bu adil bir takas değil. Bu sevgi değil. Bu ben değilim.

Belki bir gün yeniden aşık olurum. Ama şunu biliyorum: Vicdanım temiz kalacak. Ve kalbim… hâlâ atıyor.

Rate article
Lifequest
Annemin Sonunu Huzurevinde Getirmesine İzin Vermem – Çünkü Bunu Hak Etmiyor