Kaynana Bez ve Tavaya Karşı: Bir Zamanlar Bizi İstememişti, Şimdi Kendi Şartlarıyla Davet Ediyor
Beş yıl önce Emre’yle evlendim. Bu, aşkla ve her zorluğun üstesinden geleceğimize olan inançla verdiğimiz olgun bir karardı. Ancak düğünden önce, niyetimizi ona bildirmek için annesinin yanına gittiğimizde ilk tepkisi adeta üzerimize bir kova buz gibi su dökmek gibiydi:
“Benden hiçbir yardım beklemeyin! Benimle de yaşamayacaksınız! Ben bu evin tek hakimiyim, kimseye yer vermem!”
Emre’yle şaşkınlıkla birbirimize baktık. Özellikle ben çok şaşırmıştım. Çünkü üniversite yıllarında, annesinin ısrarıyla, kiralık bir eve çıkmıştı. “Herkes için kolaylık olur,” demişti. Evlendikten sonra da kendi evimizi alana kadar o kiralık evde kaldık.
Kaynana, bu arada, Ankara’nın merkezinde büyük bir üç odalı daireye sahipti. Bu daire ona ailesinden kalmıştı – babası erken vefat etmiş, annesi ise onunla yaşlanana kadar kalmıştı. Emre altı yaşındayken kaynanası eşinden ayrılmıştı. Evlilikleri sadece beş yıl sürmüştü. Bir gün bana itiraf ettiği gibi:
“Ben ev işlerine uygun değilim. Temizlik, yemek, çamaşır nefret ettiğim şeyler. Ben hizmetçi değilim, bir kadınım! Kendim için yaşamalıyım!”
Boşandıktan sonra ailesinin evine dönmüş, tüm ev işleri annesinin elinden çıkmış. Emre’nin babaannesi yemek yapmış, temizlik yapmış, hem torununa hem kızına bakmış, çünkü kaynanam “çok çalışıyordu” ve “kariyer yapıyordu.” Babaannesi yaşlanıp hastalandığında bile ev işleri kaynanama kalmamış. Hiçbir konuda taviz vermemişti.
Sonra Emre’nin babası vefat etti. Onunla iletişimi devam ediyordu. Babasının evi vasiyetle Emre ve üvey annesi arasında paylaştırılmıştı. Kadın makul davranıp payını satmayı kabul etti, biz de borçlanarak onu aldık. Taşındık, yerleştik, bir oğlumuz oldu. Sonra işler karıştı…
Oğlumuz Efe altı aylıkken, Emre sokakta düşüp ayağını kırdı. Kırık ciddiydi. İşten çıkarıldı, para gittikçe azaldı. Ben çalışamıyordum – küçük çocuk, hareket etmekte zorlanan kocam, ev taksitleri, üvey annenin borcu. Her şeyden kısıyorduk. Sonunda Emre, istemeyerek de olsa, annesini aradı:
“Anne, belki bir süreliğine yanına taşınabiliriz? Altı ay kadar. Kendi evimizi kiraya verir, biraz toparlanırız…”
Cevap anında ve soğuktu:
“Asla olmaz! Burada Gülşah yaşıyor! O bana ev işlerinde yardım ediyor, siz sadece engel olursunuz!”
Gülşah, kaynananın kuzeniydi – yaşlı, yalnız, çocuksuz bir kadın. Köyde yaşıyordu ama evi yanmıştı. Kaynanam “büyük lütuf” gösterip onu yanına almıştı… tabii ki temizlik, yemek ve çamaşır işleri karşılığında. Gülşah adeta hizmetçiye dönmüştü. Kaynanam da hiç çekinmeden söylenirdi:
“Benim yemeğimi yiyorsun, evimde yaşıyorsun – hadi iş bul! Boş oturamazsın!”
Gülşah’a üzülüyordum. Bitkin, ezilmiş bir hali vardı ama hiç sesini çıkarmıyordu. Sonra bir gün – kayboldu. Altı ay sonra Emre anlattı:
“İnan, Gülşah kaçmış! Kendine evi olan bir adam bulmuş, vedalaşmadan gitmiş.”
Onun adına sevindik. Nazik, iyi bir kadındı, hak ettiği şefkatti, bağırışlar ve angaryalar değil. Ama şimdi kaynanam yalnız kalmıştı. Şimdi bulaşıkları kim yıkayacak, evi kim süpürecekti?
Sonra bir gün telefon çaldı. Kendisi aramıştı!
“Tamam, taşının yanıma. Kendi evinizi kiraya verin. Ama bir şartım var: Leyla (yani ben) tüm ev işlerini yapacak! Temizlik, yemek, çamaşır, ütü. Ne var yani? Bedavaya benim evimde yaşayacaksınız!”
Emre bana bunları aktardığında kahkaha attım.
“Peki ona asla kabul etmeyeceğimizi söyledin mi?” diye sordum.
“Tabii,” diye başını salladı. “Küstü. ‘Hizmetçi tutarım’ dedi.”
Tutsun. İkimiz de çalışıyoruz, ben doğum izninden çıktım, oğlumuz artık kreşte. Kendi evimiz, huzurumuz var. Hayat boyu sorumluluktan kaçmış, kendi annesinin sırtından geçinmiş bir kadına hizmet etmeyeceğim.
Birkaç gün sonra yine aradı, safça sordu: “Kesin kararlı mısınız?”
Hayır, kararımız değişmedi. Ama şöyle düşündüm: Yakında emekli olacak. Hizmetçiye verecek parası da kalmayacak. Acaba o zaman kime yalvaracak? Yoksa sonunda bir bez alıp, tencereyi eline alıp, süpürgeyi kavrayıp, nihayet kendi işini yapmayı öğrenecek mi?
Bekleyip göreceğiz…




