Yaşlı Kadın Yalnızlığa Hazırlandı… Ama Onu İhanet Değil, Mutluluk Bekliyordu

Yaş kaç olursa olsun, hayat bazen acımasızca vurabilir. Hele de ihtiyarlıkta. Hayatının en güzel yıllarını vermiş, her şeyini harcamışsın, bir de bakmışsın ki ortada tek başınasın. Çaresiz, muhtaç, “artık fazlalık” hisseden… Yalnızlıktan beter tek şey varsa, o da sana ihanet edildiğini hissetmektir. Ömrünü adadığın insanlar tarafından… Ve Emine Hanım, tam da böyle bir sona hazırlanıyordu.

O gün odasında oturmuş, mutfakta gelini Ayşe’nin telaşlı hareketlerini dinlerken geçmişi düşünüyordu. Oğlu Murat’ı, üç yıl önce kaybettiği oğlunu… Torunu Selim’i, İstanbul’a çalışmaya gidip de nadiren arayan torununu… Ve kendini; yaşlı, beceriksiz, hep “yanlış zamanda” olan halini. Bir yük olduğunu hissediyordu. Bu yüzden, Ayşe’nin buz gibi bir ifadeyle içeri girmesi hiç şaşırtmadı onu:

“Emine Teyze, hazırlanın. Sizi bir yere götüreceğim. Orada mutlu olacağınızı düşünüyorum.”

Emine Hanım’ın yüreği ağzına geldi. Elleri koltuğun kenarına yapıştı.

“Nereye?” diye zorlukla çıkardı sesini.

“Görünce anlayacaksınız,” dedi Ayşe, gözlerini kaçırarak.

Bu sözler en kötü korkusunu doğrulamıştı. Emine Hanım biliyordu nasıl olduğunu: Önce katlanırlar, sonra rahatsız olurlar, en sonunda sessizce, kavgasız gürültüsüz götürürler insanı. Dönüşü olmayan yerlere… İlaç kokulu, hüznün duvarlara sindiği yerlere… Kimsenin elini tutmadığı, “anne” diye seslenmediği yerlere…

Oğlu vefat edince Emine Hanım evini satmış, tüm parasını hastane masraflarına, tedavilere, uykusuz gecelere harcamıştı. Murat gidince tamamen yapayalnız kalmıştı. Gidecek bir yeri yoktu, Ayşe de yanında kalmasına izin vermişti. İlişkileri her zaman gergindi. Ama küçük torunu Zeynep—onun göz bebeği—büyükannesini içten severdi, bu sevgi de bir nebze olsun yalnızlığını hafifletirdi.

“Zeynebimle vedalaşabilir miyim?” diye sordu Emine Hanım, hırkasının eteğini bükerken.

“Tabii,” dedi Ayşe şaşırarak. “Ama acele edelim.”

Toplanması uzun sürmedi. Birkaç eşyasını dikkatlice yerleştirdiği eski bir bohçası vardı. Kapıda bir an durdu, elini pervaza sürdü, duvarları okşadı—sanki veda ediyormuş gibi. Sonra Ayşe’nin peşine takıldı. Küçük, yavaş adımlarla, neredeyse ses çıkarmadan…

Yol boyunca başını önüne eğmişti. Evlerin, arabaların, insanların hızla geçip gidişini görmek istemiyordu. Umurunda değildi. Sankidir idama gidiyordu. Ayşe’nin neden bu kadar sabrettiğini, neden daha önce kapı dışarı etmediğini düşünüp durdu.

“Geldik,” dedi Ayşe.

Emine Hanım başını kaldırdı. Ve anlam veremedi. Etrafı kartpostaldan fırlamış gibiydi: Orman, dere, uzakta dağlar… Çam ve tazelik kokusu geliyordu. Ne dikenli teller, ne güvenlik görevlileri, ne de hemşireler. Sadece küçük, şirin bir ev—tıpkı eski bir hatıra kartından çıkmış gibi.

“Bu nedir?” diye kekeledi.

Ayşe derin bir nefes aldı:

“Murat, bana hep dağların eteğinde, derenin kenarında yaşamak istediğinizi anlatırdı. Uzun zamandır bu hayalini nasıl gerçekleştireceğimi düşünüyordum. Evimizi sattık, burayı aldık. Artık hep birlikte yaşayacağız. Zeynep büyüdü, ona şehirde bir daire alacağız, kendi hayatını kursun diye. Siz de… burada gerçekten mutlu olacaksınız. Önceden söylemediğim için özür dilerim, sürpriz olsun istedim.”

Emine Hanım donup kaldı. İnanamıyordu. Anlayamıyordu. Sadece sımsıkı tuttuğu bohçasıyla gelinine bakakaldı. Sonra ağladı. Acıdan değil, korkudan değil… DuOnların arkasında dere şırıl şırıl akıyor, ağaçlar hışırdıyor ve Emine Hanım için yepyeni bir hayat başlıyordu.

Rate article
Lifequest
Yaşlı Kadın Yalnızlığa Hazırlandı… Ama Onu İhanet Değil, Mutluluk Bekliyordu