Adım Zehra Kaya. Altmış üç yaşındayım. Hayatım boyunca dürüst bir anne, saygılı bir kadın olmaya çalıştım. Kimsenin hayatına karışmadım, öğüt vermedim. Ama görünen o ki bu tutumum benim hatam oldu. Bugün kendi gelinim tarafından boykota uğradım, oğlumsa sanki hiç var olmamışım gibi uzak duruyor. Her şey bir gün, bir çocuk ve benim “hayır” demem yüzünden.
Oğlum Serdar evleneceğini söylediğinde çok sevinmiştim. Otuz yaşına gelmişti, aile kurma vaktiydi. Ona iyi bir eş nasip olması için dua ettim. Gelinim Esra ilk bakışta iyi bir izlenim bırakmıştı: sessiz, kibar görünümlü, sakin bir kadın. Tek eksiği, ilk evliliğinden bir oğlu olmasıydı. Ama önemli değildi, oğlum mutlu olsun yeter.
Evlendikten sonra Esra hamile kaldı. Hamileliği zor geçti, neredeyse dokuz ayını hastanede yatarak geçirdi. Bu süreçte ilk eşinden olan oğlu bazen babasında, bazen anneannesinde kaldı. Ben karışmadım, yardım teklif etmedim çünkü çağrılmadım. Yeni evliliğinden doğan torunumu ise ancak beş ay sonra görebildim. Öncesinde arayıp hal hatır sordum, cevaplar kibar ama soğuktu.
Torunumu görmeye gittiğimde hediyelerle gittim—hem yeni bebek için, hem de Esra’nın büyük oğlu için. Esra hediyeleri soğuk bir şekilde aldı. Çocuk ise teşekkür bile etmedi. Üzülmedim, utangaç olduğunu düşündüm. Giderken de Esra’ya, “Bir ihtiyacın olursa bana ulaş” dedim.
İki hafta sonra Esra aradı. Dişi ağrımış, kayınvalidesi de gelememiş. Çocuklara bakmamı istedi. Kabul ettim. Gittim, kısa bir talimat aldıktan sonra bebekle ve Esra’nın ilk evliliğinden olan oğluyla yalnız kaldım.
İlk dakikadan itibaren büyük çocuk bana “buranın sahibi benim” dediğini hissettirdi. Sözlerimi duymazdan geldi, çağrılarıma cevap vermedi, birlikte oyun oynamayı reddetti. Sonra çantama karışmaya başladı. Nazikçe uyardım. Cevabı: “Bu benim evim! Ne istersem yaparım!” oldu ve ayağıma tekme attı. Onu sakinleştirmeye çalıştım, odaya kaçtı. Birkaç dakika sonra elinde su tabancasıyla geri geldi ve yüzüme doğru sıkmaya başladı. Sabrım taştı. Tabancayı aldım ve onunla konuştum.
Sonra Esra onu doyurmamı istedi. Ama çorba tabağını önüne koyar koymaz yemekle oynamaya, duvarlara sıvamaya başladı. Şaşırdım. Kaprislerine değil—çocuklar böyle olabilir. Ama hiçbir sınır ve saygı anlayışı olmamasına hayret ettim. Çocuğun herhangi bir sorunu olduğu söylenmemişti. Ama davranışları normal değildi. Esra döndüğünde ona direk sordum: “Oğlun psikolojik olarak iyi mi?”
Bana deliymişim gibi baktı ve “Her şey normal” dedi. Ben de ona artık o çocukla asla yalnız kalmayacağımı söyledim—çünkü beni tekmelemiş, su tabancasıyla ıslatmış, eşyalarıma izinsiz karışmıştı. Cevabı ise: “Ona nasıl davranacağını bilmeliydin!” oldu.
Ben de çekip gittim. Esra artık benimle iletişimi kesti. Oğlumla konuştuğumda torunumu görmek istediğimi söylediğimde, tereddüt etti ve “Esra’yla konuş” dedi. Ama Esra konuşmayı reddetti. Oğlum aracılığıyla, “Terbiyesiz çocuğuyla uğraşmamı istemiyor” mesajını iletti.
Oğlum benim anlattıklarımı dinledi ama belli ki Esra onun kafasına başka şeyler sokmuştu. “Biraz düşünmem lazım” deyip bir daha aramadı.
Şimdi ben—bir anne, bir büyükanne—kendi torunumu göremiyorum. Sebep? Kuralları tanımayan bir çocuğa ücretsiz bakıcılık yapmayı reddettiArtık anlıyorum ki bazen susmak, onun yerine doğruyu konuşmak gerekir.




