Sen Benim Hiçbir Şeyimsin!” — Üvey Kızın Çığlığı Bıçaktan Daha Derin Yaraladı

“Sen bana hiçbir şeysin!” — üvey kızının bu çığlığı bıçak gibi kesmişti kalbini.

“Hiçbir şeysin!” diye bağırdı Aslı, kapıyı öyle bir çarptı ki vitrinler sarsıldı. Evde derin bir sessizlik çöktü. Ayşe, çoktan soğumuş çay dolu bardağını sımsıkı kavrayarak koltuğun kenarına çöktü.

“Anne, ne oldu?” diye sordu mutfağa giren küçük kızı Elif.

Ayşe başını iki yana salladı. Gözlerinde yaşlar parlıyordu.

“Yine mi Aslı bağırdı?”

“Sınıf öğretmeni aradı…” diye fısıldadı Ayşe. “Bir şey yok, önemli değil…”

Elif yaklaştı ve annesinin omzuna sarıldı:

“Anneciğim, üzülme lütfen. Her şey düzelecek.” Henüz on üç yaşında olmasına rağmen Elif, şaşırtıcı bir olgunluğa sahipti. Bazen, on beş yaşındaki üvey ablası Aslı’dan daha büyük gibi görünüyordu.

Yarım saat sonra Mehmet işten döndü. Evde akşam yemeğinin kokusu yayılmaya başlamıştı. Aslı hariç herkes masaya oturmuştu.

“O nerede?” diye sordu Mehmet, boş sandalyeye bakarak.

“Küstü,” dedi Elif, çorbasını karıştırırken.

Mehmet eşine baktı. Ayşe suçlu bir ifadeyle gözlerini kaçırdı.

“Öğretmeni aradı. Aslı’nın notları çok düşmüş. Konuşmaya çalıştım ama…” Ayşe’nin sesi titredi, gözyaşlarını saklamaya çalışıyordu.

Mehmet ayağa kalktı ve kızının odasına yürüdü. Kapıyı tıkladı.

“Girme!” diye seslendi içeriden Aslı.

“Ben tek başımayım. Girebilir miyim?”

Kapı aralandı ve Aslı, arkasında kimse olmadığına emin olduktan sonra, isteksizce babasını içeri aldı.

“Bu dağınıklık da ne?” diye sordu Mehmet, yerlere saçılmış eşyalara ve boş hazır noodle paketine bakarak.

“Ayşe yine…” diye başladı Aslı, ama babası sözünü kesti:

“Ben de Sibel Hanım’ı aradım. Gerçekten derslerinde çok kötü durumdasın. Neler oluyor, Aslı?”

Aslı sessiz kaldı. Kitaplarını çantasına tıkıştırmaya başladı.

“Ondan hoşlanmanı beklemiyorum, ama en azından saygı gösterebilirsin. Onu her gün incitiyorsun.”

“O beni incitmiyor mu öyleyse? Sen Elif’le onu AVM’ye götürdün, ben evde tek başıma kaldım!”

“Gece arkadaşına kaçtığın için seni cezalandırdığımı unuttun mu?”

“Tabii unuttum! Ben kötüyüm, Elif ise melek!”

“Yeter!” dedi Mehmet’in sesi sertleşerek. “İşi fazla ileri götürüyorsun!”

Cevap beklemeden odadan çıktı. Mutfakta Ayşe, avuçlarını sıkarak oturuyordu. Kelimeler boğazında düğümlenmişti. Ama kocasına baktığında hiçbir şey söylemedi. Birkaç dakika sonra ancak konuşabildi:

“Artık ne yapacağımı bilemiyorum. Aslı benden uzaklaşıyor, sana kıskançlık besliyor. Elimden geleni yaptım… ama bir türlü ona yakın olamadım.”

“Biliyorum, canım,” dedi Mehmet, eşini kucaklayarak. “Peki ne yapabiliriz?”

“Ayrı yaşamalıyız. Geçici bir süre,” diye zorlukla çıkardı Ayşe ağzından.

“Ne?” diye şaşırdı Mehmet. “Ciddi misin?”

“Belki sadece seninle yaşadığında, yanında olduğunu hissederse bir şeyler değişir…”

Aslı, kapının arkasına gizlenmiş, her kelimeyi duyuyordu. Yüreğinde bir umut belirdi: *Babam yine benimle yaşayacak.*

Ertesi sabah Mehmet, kızına eski evlerine taşınacaklarını söyledi. Elif ağlamaya başladı. Aslı’nın odasına daldı ve:

“Annemden nefret ediyorsun ve babamı benden alıyorsun!” diye bağırdı, kapıyı çarparak çıktı.

Aslı işlerin böyle döneceğini beklemiyordu. İlk başta sevinse de, Ayşe’nin ellerinin yokluğunun ne kadar ağır olduğunu fark etti. Yemek yapan, ödevlerde yardım eden kimse yoktu. Babası işteydi, o da makarna yapıp çoraplarını yıkamak zorunda kaldı. Mehmet eskisi gibi değildi; sert, katı ve sabırsızdı. Ayşe gibi değildi… O, Aslı yüzüne bağırdığında bile sabırla anlatırdı.

Doğum günü yaklaşıyordu. Aslı kendi pastasını yapmaya karar verdi. Tarifi buldu, hamuru çırptı… ama dikkat etmedi. Kek yandı. Babası eve geldiğinde, onu yanmış kekin başında ağlarken buldu.

“Baba… hadi eve dönelim,” diye fısıldadı, babasının omzuna yaslanarak. “Beni affet. Seni seviyorum… Ayşe’yi de… Elif’i de…”

“Ben de seni seviyorum, kızım. Ama geri dönmek o kadar kolay değil. Onları incittik. Önce kabul ederler mi, sormamız lazım.”

Aslı sustu. Utanmıştı. Çok utanmıştı.

“Şunu anlamalısın,” dedi Mehmet. “Ayşe belki annen değil, ama saygıyı hak ediyor. Ayrıca… özür de dilemelisin.”

Bütün gece Aslı uyuyamadı. Uzun zamandır ilk kez öfkeli değildi. Sadece utanç ve acı hissediyordu. Sabah olunca, babasından onu Ayşe ve Elif’e götürmesini istedi.

Özür diledi. İçtenlikle. Gözyaşlarıyla. Ayşe’ye. Elif’e. Birkaç gün sonra da hayatında ilk kez fısıldadı: *”Anne… beni affet.”*

Ve o an kimin daha çok ağladığını kimse bilemedi…

Rate article
Lifequest
Sen Benim Hiçbir Şeyimsin!” — Üvey Kızın Çığlığı Bıçaktan Daha Derin Yaraladı