Kayınvalidede Geçen Tatil Küçük Bir Devrimle Sonuçlandı

Adım Aylin. Otuz beş yaşındayım, Murat’la evliyiz ve iki çocuğumuz var. Hep hareketli ve enerji dolu bir insan oldum — anaokulundan beri herkesi sabah sporu yapmaya ikna etmeye çalışırdım, okulda sınıf başkanıydım, üniversitedeyse her etkinliğin neşe kaynağı. Bu enerjiyi her yazını geçirdiğim sevgili babaannemden aldım sanırım. Köy hayatına bayılırdım ve hiçbir işten kaçmazdım.

Murat’la da böyle tanıştık zaten: şehir parkını temizleme etkinliği düzenlemiştim, o da gelen birkaç kişiden biriydi. Birlikte çöpleri topladık, sohbet ettik, sonra sinemaya gittik. İşte böyle başladı her şey. Bir yıl sonra bana evlenme teklif etti, ben de sevinçle kabul ettim.

Önce ailemin yanında yaşadık, sonra ilk evimiz için kredi çektik. Oğlumuz doğdu — Murat’ın aynısı, iki yıl sonra da kızımız. Murat gece gündüz çalışıyordu ama ev işlerine hep yardım ederdi, bir kez bile “yorgunum” demedi. Ama ben tükenmeye başlamıştım. Annelik sadece mutluluk değil, uykusuz geceler, bitmeyen yorgunluk, endişeler demekti. Murat yorgunluğumu fark etti ve çocuklarla birlikte annesinin köyüne gidip dinlenmemi önerdi. Ben de saf gibi sevindim; babaannemin yanındaki güzel günleri hatırladım. Biraz nefes alırım diye düşündüm.

Murat bizi köye bıraktı, kaynanalım bizi ekmek ve tuzla karşıladı, hatta sofrayı bile kurmuştu. Çocuklar verandada uyudu, beni de Murat’ın eski odasına yatırdı. Mükemmel bir akşam gibi görünüyordu. Ama sabah gün ağarırken bir çığlıkla uyandım:

“Hanım kızım, hâlâ uyuyor musun? Kalk! İnek kendi kendini sağmaz!”

Telefona baktım, sabahın beşi. Zorla kalktım. Yüzümü yıkamak istedim ama kaynana sertçe, “Sonra yıkanırsın, yine kirleneceksin!” dedi.

Susup üzerimi değiştirdim, ahıra gittim. Yolda söylenip durdu: “Şehirli kız”, “iş bilmez” falan. Ama kovayı alıp inekleri ondan daha iyi sağınca sustu. Sonra tüm hayvanları besledim, ellerimi yıkadım ve yanına gidip, “Yardım etmekten kaçınmıyorum, ama bırakın işleri kendi yöntemimle yapayım,” dedim.

“Biliyorsan yap,” diye homurdandı.

Ben de kolları sıvadım. Bahçeyi düzelttim, sebze yataklarını çapaladım, çitleri boyadım, komşulara süt ve sebze satışını ayarladım, hatta kompost çukuru yaptım ve tuvaletin su tesisatını değiştirmeye başladım — o eski helâ zaten yıkılmak üzereydi. Kazdığımız çukuru görünce kaynana ellerini açıp, “Bu da neyin nesi?” diye bağırdı.

“Anne, suyun zor aktığından hep şikâyet ediyordunuz. Artık kanalizasyon da olacak,” dedim.

Dayanamayıp oğluna gizlice telefon açtı:

“Murat, gel de karını al götür. Bana rahat yüzü göstermiyor!”

“Ne oldu?”

“Gelince görürsün.”

İçeri girdiğimde telefonu hızla saklayıp, “Dua ediyordum kızım,” diye mırıldandı.

“Peki. Ama sonra kavanozları sterilize edeceğiz. Salatalıkları topladım, turşu kuracağız. Yarın da vişne, sonra elma toplayacağız. Komşuyla anlaştım bile.”

Kaynana sadece iç çekti. Ben de yeni bir enerjiyle tarlayı düzene sokmaya devam ettim.

Hafta sonu Murat geldi. Annesi ona yapıştı:

“Al şunu götür! Daha fazla dayanamayacağım! Sanki motor gibi, sabah akşam durmuyor! Ben dinleneyim diye gelmiştim, şimdi ona yardım ediyorum!”

Murat elini açıp, “Anne, yardımcı istemiştin. İşte sana yardımcı,” dedi.

Ayrılırken kaynana gözlerini sildi — üzüntüden değil, daha çok yorgunluktandı. Haftaya yine geleceğimi söyledim.

“Canın isterse gelirsin,” diyerek arabanın kapısını çarptı.

Sonra, kimsenin duymadığını sanarak, evine dönüp mırıldandı:

“Keşke diğer gelinler gibi televizyon izleseydi…”

Ama her şeye rağmen biliyordum ki artık bana saygı duyuyordu. Belki de biraz korkuyordu…

Rate article
Lifequest
Kayınvalidede Geçen Tatil Küçük Bir Devrimle Sonuçlandı