Hayatı Değiştiren Mesaj…

Leyla, İstanbul’dan Antalya’ya iş seyahatine çıkmış, nişanlısı Can’ı memlekette bırakmıştı. İşlerini planlanandan erken bitirince, ona sürpriz yapmak için habersiz dönmeye karar verdi. Can hiçbir ötürü şüphe uyandırmazdı, ama tren onu eve götürürken Leyla’nın kafasında deli sorular uçuşuyordu: Ya onu başka biriyle yakalarsa? Bu saçma düşünceleri kovalamaya çalışsa da kalbi hızla çarpıyordu. Sessiz sedasız dönüşünü hayal ederken, Can’ın şaşkın gülümsemesini gözünde canlandırıyordu. Ancak sürprizi ertelemek zorunda olduğunu istasyonda telefonunu açtığı anda anladı. Gelen mesaj, kanını donduracak cinstendi.

Leyla, alnını taksinin soğuk camına dayadı, saçma senaryoları kovalamaya çalışıyordu. Neden ucuz dizilerdeki gibi sahneler hayal ediyordu ki? Can’la ilişkisi düzenli, neredeyse sıkıcıydı, belki de bu yüzden kendi dramını uyduruyordu. Taksinin içi eski bir kolonya kokuyordu, babasını hatırlatan. Şoför, altmışlı yaşlarında, kır saçlı, boynu kırışık bir adamdı, kulaklarıyla oynuyor ve esniyordu—tıpkı yorulunca babasının yaptığı gibi. Sert direksiyon hakimiyeti yüzünden Leyla, kendini kapı koluna sıkıca yapışmış buldu.

“Kızım, adın ne?” diye sordu şoför. “Leyla,” dedi şaşkınlıkla. “Ben Kemal. Leylacığım, trenin ne zaman? Biraz benzin alabilir miyiz?” Trenin üç saat sonra olduğunu söyleyip başını salladı: “Daha vakit var, ben erken gelmeyi severim.” Kemal gülümsedi: “Kadınlar hep böyle! Benim karım da: hadi istasyona beş saat erken gidelim, ya trafik olursa!” Leyla omuz silkti—gerçekten de geç kalmaktan nefret ederdi. “Bu arada, Leyla Kemal,” diye ekledi konuyu değiştirmek için. “Vay canına! İnanmayacaksın ama kızımın adı da Leyla. Annemin de öyleydi,” dedi Kemal heyecanla.

Hayat hikâyesini anlatmaya başladı, Leyla ise şaşkınlıkla dinliyordu. Kemal, kalabalık bir ailede büyümüş, on dört yaşından beri çalışıyordu, okula gidememiş, sağlığı bozulmuş, ev kredisi de belini bükmüştü. İlk evliliğinden olan oğulları, annelerini terk ettiği için onunla konuşmuyordu. Tek sevinci, okul parasını ödediği kızıydı—o kurtulsun istiyordu bu yoksulluktan. Leyla kendini düşündü: Ya bu adam onun babası olsaydı? Varlıklı bir işadamının kızı olarak, muhtemelen Can’la tanışmazdı bile—o, tanıştıklarında hemen annesinin babasının ne iş yaptığını sormuştu.

“Şehrimizi beğendin mi?” diye sordu Kemal, istasyona yaklaşırken. “Evet, çok güzel,” diye gülümsedi Leyla. “Sen nerelisin?” İstanbul’u söyledi. “Ooo, epey uzak! Bir kere gitmiştim, dayımın cenazesine. İş için mi geldin?” “Evet, iş için.” “Gene bekleriz! Al bakalım kartımı, tecrübeli şoförüm, yaşım engel değil!” Kartını uzattı, Leyla ona bakarken tekrar düşündü: Babasına ne kadar benziyordu—sesi, hareketleri. Sanki dünyanın bir yerinde onun ikizi yaşıyordu.

Trende, çocukluğundan beri yaptığı gibi hikâyeler kurdu. Yazarlık hayalleri vardı, ama babası şirketini devralması için onu İşletme’ye yazdırmıştı. Pişman mıydı? Hayır. Hayatı planlıydı ve bu rahatlatıyordu. Can’a erken döneceğini söylememişti, onu şaşırtmayı hayal ediyordu. Ama her şey, telefonu açtığında annesinden gelen mesajla değişti: “Baban hastanede. Kalp krizi.”

Leyla, babasını asla zayıf görmemişti. O hep güçlü, yenilmezdi. Şimdi ise hastane yatağında solgun, göğsüne bağlı kablolarla yatıyordu. Annesi doktorla konuşmaya çıkmıştı, ikisi yalnız kaldılar. “Nasılsın?” diye sordu, gözyaşlarını tutmaya çalışarak. “İyiyim kızım,” diye fısıldadı o. Ağlamamak için iş gezisinden bahsetti: “Şehir çok güzeldi, taksici de inan, adı Kemal’di, tıpkı senin gibi…” Babası aniden sözünü kesti: “Ben o şehirde doğdum.”

Leyla donup kaldı. Babası hiç çocukluğundan bahsetmemişti. “Asıl adım da Kemal değil,” diye ekledi, sözleri havada asılı kaldı, tıpkı onun kurduğu hikâyeler gibi. Devam etti: “Bütün hayatım sessiz geçti. Sadece annen biliyor. Beni büyüten ailemin bile haberi yok. Üç yaşındayken her şey başladı. Antalya’da doğdum, ama asıl adım Murat. Kemal, beni büyüten ağabeyimdi. Kalabalık bir aileydi, babam içerdi, annemi… hatırlamıyorum. En net hatırladığım, ekmek üstüne yağ ve şeker.”

Anlattığına göre, annesi bir gün onu nem kokan eski bir evde tek başına bırakmıştı. Ağabeyi, onu terk etmemesi için yalvarmış ama dinletememişti. Korkuyla kaçan küçük Murat, kalabalık bir çocuk grubuna karışmış, otobüse binmiş ve bir köyde kendini bulmuştu. Onu bulanlar adını sormuştu. Neden kendine Kemal dediğini bilmiyordu. Ailesi onu aramamıştı ya da kayıp bildirmemişlerdi. Köyde onu evine alan, ona börekler yediren bir kadın olmuştu. O artık annesiydi. “Hiçbir şey hatırlamıyorum, Leyla,” diye bitirdi. “Sadece ağabeyimi. Keşke ona ne olduğunu öğrenebilsem.”

Leyla inanamadı. Ya o taksici Kemal, babasının kayıp ağabeyiyse? Onun yüzünü, kalabalık ailesini anlatLeyla, babasının gözlerindeki hüznü görünce, Kemal’i bulmak için bir kez daha yola çıkacağına söz verdi.

Rate article
Lifequest
Hayatı Değiştiren Mesaj…