Ben mi, O mu: Seçim Dramı

**Günlük Kaydı: Ya Ben, Ya O**

Küçük bir kasabada, Sakarya’nın nefes kesen manzarasının kıyısında, Ayşe ve Emre tam altı yıldır birlikteydi. Fakat Emre, sevgilisini bir yuva kurmaya davet etmekte hiç acele etmiyordu. Ebeveynleriyle rahat bir evde yaşıyor, Ayşe ise şehir merkezindeki mütevazı bir dairede kiracıydı. Onun için her şey yolundaydı: randevular onun programına göre, akşamlar sıcak sohbetlerle geçiyor, sonra da bildiği, güvenli evine dönüyordu.

Ayşe ise hayalini kurduğu düğünü ve Emre’yle başlayacakları yeni hayatı düşlüyordu. Ev almanın sorumluluğunun kendisine ait olduğunu biliyor, bu yüzden de kredi çekmek için biriktirmeye canla başla çalışıyordu. Fakat içini kemiren bir şey vardı: Emre, bütün çabalarına ve imalarına rağmen neden geleceklerinden bahsetmiyordu? Onu gerçekten sevdiğine inanıyordu, ama bu belirsizlik her geçen gün ruhunu daha fazla sıkıştırıyordu. Ayşe nihayet kararını verdi: artık her şey netleşmeliydi.

“Evliliğe hazır değilim, daha çok düşünmem lazım,” diye mırıldandı Emre, gözlerini kaçırarak ve aceleyle toparlanıp evine gitti.

Ayşe, sanki yer yarılmış da içine çekiliyor gibi hissetti. Yanakları utançla kızardı, yüreği ise acıyla parçalandı. Nasıl bu kadar kör olabilmişti ki? Aslında her şey ortadaydı: onunla bir hayat kurmayı hiç düşünmemişti. Fakat işte o sinsi umut, son ana kadar bir mucizeye inanmasına sebep olmuştu.

Bir hafta boyunca sessizlik hâkim oldu. Emre ortadan kaybolmuştu: aramıyor, mesajlarına cevap vermiyordu. Ayşe, öfkeden çaresizliğe savrulan duygularının ardından, artık ağlamanın zamanı geçti diye düşündü. Hayalini, yani kendi evini, daha fazla ertelemeyecekti. O ana kadar biriktirdiği parayla artık peşinatı ödeyebilirdi ve bu hedef, ihanet düşüncelerinden uzaklaşmasını sağlayan bir can simidi oldu.

Üç ay sonra Ayşe, şehrin kenarında sıcacık bir dairenin sahibi oldu. Ev arama telaşı, evrak işleri ve kredi uğraşları, Emre’yi yüreğinden silip attı. Sonunda özgür hissetti.

Yeni evinin ilk akşamında, alışverişe çıktığında daracık bir sokakta minik bir kedi yavrusu onu takip etti. Açlık ve korkuyla dolu iri gözleri, ruhuna kadar işliyordu. Ayşe donup kaldı. Hiçbir zaman evcil hayvan beslemeyi düşünmemişti, ama bu titreyen, çaresiz yavru, tıpkı kendi geçmişinin bir yansıması gibiydi: yalnız ve kaybolmuş.

“Al onu kızım, yoksa buradaki köpekler parçalar,” diyen yaşlı bir kadının sesiyle irkildi. “Sokak köpekleri burada çok, bakamazlar küçücük şeye.”

Bu sözler Ayşe’nin kalbine saplandı. Düşünmeden yavruyu kucağına aldı. Artık hayatının kontrolü elindeydi ve istediği kararı verebilirdi. Böylece evine “Pamuk” adını verdiği küçük bir sıcaklık yumağı girdi. Ona koşulsuz bağlılıkla bakan, sevgisine muhtaç bu minik can, ona tutunmuştu.

Altı ay geçti. Ayşe’nin hayatı rayına oturmuşken, bir anda Emre çıkageldi. Çiçeklerle gelmiş, her şeye yeniden başlamak istediğini söylüyordu. Acılarını unutmayan Ayşe, yine de ona bir şans vermeye karar verdi. Emre artık beraber yaşamaktan bahsediyor, ona olan sevgisini dile getiriyordu. Ayşe’nin kalbinde umut yeniden parlıyordu.

Ve beklediği gün nihayet geldi. Emre diz çökmüş, ona evlenme teklif ediyordu. Ayşe mutluluktan havalara uçuyor, gözyaşları gözlerini kapatıyordu. Fakat Emre’nin sonraki sözleri, hayallerini yerle bir etti:

“Yalnız şu Pamuk’u evden çıkar. Çocukluğumdan beri alerjim var, zaten kedileri hiç sevmem.”

Ayşe donup kaldı. Dünyası başına yıkılmıştı. Bu kadar acıyı, hayal kırıklığını yaşadıktan sonra, mutluluk elinin altındayken, Emre ona bir ültimatom veriyordu.

“Atmak istemiyorsan, birine verebiliriz ya da… uyutabiliriz,” diye devam etti Emre, Ayşe’nin şaşkınlığını kararsızlık zannederek.

“Aklını mı kaçırdın?” Ayşe’nin sesi öfkeden titriyordu. “O bir can! Benim ailem!”

“Aile mi?” Emre alaycı bir gülüşle yumuşatmaya çalıştı sesini. “O sadece bir kedi, Ayşe. Seçimini yap: ya ben, ya o.”

Gözlerinden yaşlar boşandı. Emre özenle silmeye çalışırken, Ayşe’nin bakışları Pamuk’a takılı kaldı. Köşede oturan kedi, ona güven dolu gözlerle bakıyor, “Doğru olanı yapacaksın,” der gibiydi. Ayşe, Emre’den sertçe uzaklaştı.

“Pamuk’u seçiyorum,” dedi kararlılıkla, sesi titrese de. “O bana ihanet etmez, şart koşmaz ve beni olduğum gibi sever. Sana yeniden inandığım için aptal oldum. Çık git. Konuşacak bir şey yok.”

Kapı Emre’nin arkasından çarpıldı. Ayşe yere çöktü, Pamuk hemen kucağına atladı, mırıltıları odada yankılandı. İşte o an anladı: tek doğru seçimi yapmıştı. Gözyaşları kurudu, yüreği huzurla doldu. Yepyeni, mutlu bir hayat onu bekliyordu. Ve Pamuk hep yanında olacak, ona gerçek sevginin fedakârlık istemediğini hatırlatacaktı.

Rate article
Lifequest
Ben mi, O mu: Seçim Dramı