Ya Ben Ya O: Seçim Draması

Sakarya Nehri’nin kıyısındaki küçük bir kasabada, rüzgârın taşıdığı nehir kokusunun arasında, Ayşe ve Mehmet tam altı yıldır birlikteydi. Ancak Mehmet, sevdiği kızı evliliğe davet etmekte pek aceleci değildi. Ailesiyle birlikte sıcak bir evde yaşıyor, Ayşe ise şehir merkezinde küçük bir daire kiralıyordu. Mehmet için her şey uygundu: Randevular onun programına göre, akşamlar onun sıcaklığıyla geçiyor, sonra da her şeyin bildik ve kolay olduğu evine dönüyordu.

Ayşe ise düğün hayalleri kuruyor, Mehmet’le yeni bir hayata başlayabilecekleri kendilerine ait bir yuva istiyordu. Ev almanın kendi sorumluluğu olduğunu biliyor, bu yüzden mortgage için peşinat biriktirmek için çabalıyordu. Fakat içi acıyla doluydu: Mehmet, tüm dokundurmalarına rağmen neden gelecekten bahsetmiyordu? Onun kendisini gerçekten sevdiğini düşünüyordu, ama bu belirsizlik her geçen gün ruhunu biraz daha sıkıyordu. Ayşe artık kararını vermişti: Noktaları koyma vakti gelmişti.

“Evliliğe hazır değilim, her şeyi tartmak için zamana ihtiyacım var,” diye mırıldandı Mehmet, gözlerinden kaçınarak hızla evine gitmek üzere hazırlanmaya başladı.

Ayşe, ayaklarının altındaki zemini kaybetmiş gibi hissetti. Yanakları utançtan kızarmış, kalbi acıyla paramparça olmuştu. Nasıl bu kadar kör olabilmişti? Her şey ortadaydı: O, hayatını Ayşe’yle birleştirmeye niyetli değildi. Ama umut, o hain yol arkadaşı, son ana kadar inanmasını sağlamıştı.

Bir hafta ağır bir sessizlikle geçti. Mehmet ortadan kaybolmuştu: Aramıyor, mesajlarına cevap vermiyordu. Ayşe, öfkeden çaresizliğe uzanan bir duygu fırtınası yaşadıktan sonra gözyaşlarının yeterli olduğuna karar verdi. Artık odak noktası kendi hayali, yani bir daire sahibi olmaktı. Birikimleri neredeyse yeterliydi ve bu hedef, ihanet düşüncelerinden uzaklaştıran bir can simidi oldu.

Üç ay sonra Ayşe, şehrin kenar mahallesinde küçük bir dairenin sahibi oldu. Ev arayışı, evrak işleri ve mortgage uğraşıları, Mehmet’in yüzünü kalbinden silip attı. Sonunda özgür olduğunu hissetti.

Yeni evinin ilk akşamında alışverişe çıktığında, dar bir sokakta minik bir yavru kedi peşine takıldı. Büyük gözlerindeki açlık ve korku, Ayşe’nin ruhuna işledi. Hiçbir zaman evcil hayvan almayı düşünmemişti ama bu titreyen, savunmasız yavru, tıpkı onun geçmişindeki gibi kaybolmuş ve yalnızdı.

“Al senin olsun kızım, yoksa buradaki sokak köpekleri parçalar onu,” dedi yanından geçen yaşlı bir kadın. “Buralarda çok var böyle başıboş köpekler.”

Bu sözler Ayşe’nin kalbine işledi. Hiç düşünmeden yavru kediyi kucağına aldı. Artık hayatının kontrolü kendisindeydi ve istediği kararı verebilirdi. Böylece evine Minnoş geldi, ona bakma ihtiyacı duyulan, sonsuz sadakatle bakan küçük bir sıcaklık yumağı.

Altı ay geçti. Ayşe’nin hayatı yoluna giriyordu ki, Mehmet gök gürültüsü gibi çıkageldi. Çiçekler ve “yeniden başlamaya hazırım” sözleriyle geldi. Ayşe, geçmiş acılarına rağmen ona bir şans vermeye karar verdi. Artık daha sık birlikte yaşamaktan bahsediyordu ve bu, onun kalbinde yeniden bir umut kıvılcımı yaktı.

Derken beklediği gün geldi. Mehmet bir dizinin üzerine çöküp evlenme teklif etti. Ayşe mutluluktan gözyaşlarına boğuldu. Fakat sonraki cümleleri hayallerini paramparça etti:

“Ancak Minnoş’u evden çıkaracaksın. Çocukluğumdan beri alerjim var, zaten kedilerden hiç haz etmem.”

Ayşe donup kaldı. Etrafındaki dünya yıkılmıştı. Bu kadar acı, bu kadar hayal kırıklığı yaşamışken, mutluluk bu kadar yakınken, şimdi bir ültimatomla karşılaşıyordu.

“Çıkarmak istemiyorsan, birine verebiliriz ya da… uyutabiliriz,” diye devam etti Mehmet, onun suskunluğunu tereddüt sanarak.

“Aklını mı kaçırdın?” Ayşe’nin sesi öfkeden titriyordu. “O bir can! O benim ailem!”

“Aile mi?” Mehmet alaycı bir gülümsemeyle yumuşatmaya çalıştı sesini. “O sadece bir kedi, Ayşe. Seçimini yap: Ya o, ya ben.”

Gözyaşları Ayşe’nin yanaklarından süzüldü. Mehmet özenle silmeye çalışırken, o yalnızca Minnoş’a bakıyordu. Köşede oturan kedinin güven dolu bakışları, “Doğru olanı yapacaksın,” der gibiydi. Ayşe, Mehmet’ten ani bir hareketle uzaklaştı.

“Minnoş’u seçiyorum,” dedi kararlı ama titrek bir sesle. “O ihanet etmez, şart koşmaz ve beni olduğum gibi sever. Sana yeniden inandığım için aptal oldum. Çık git. Konuşacak bir şey yok.”

Kapı Mehmet’in arkasından çarpıldı. Ayşe yere çöktü, Minnoş hemen kucağına atlayıp yüksek sesle mırıldandı. O an anladı ki, tek doğru seçimi yapmıştı. Gözyaşları kurudu, kalbi güvenle doldu—önünde yepyeni, mutlu bir hayat vardı. Ve Minnoş hep yanında olacak, ona gerçek sevginin fedakârlık gerektirmediğini hatırlatacaktı.

Rate article
Lifequest
Ya Ben Ya O: Seçim Draması