Bizim kızımız, bir tembele kapılmış, evlenmek istiyor ve biz dehşet içindeyiz!
Şirin mi şirin bir Karadeniz kasabasında, kışların uzun, insanların sıcak aile yuvalarına sıkı sıkıya bağlı olduğu bu yerde, kocamla birlikte kızımıza hep en iyisini vermek için çabaladık. Ama şimdi yüreğimiz paramparça: biricik kızımız, boş vaatlerden ve tembellikten başka bir şey yapmayan bir adamla evlenmeye karar verdi.
Kocam Cemal’le ben, insanın gerçekten doğru kişiyi bulmasının ne kadar zor olduğunu iyi biliriz. Zamanında benim ailem de Cemal’e karşı çıkmıştı. Annem, onun arabalara olan tutkusundan korkuyordu—sürekli eski bir “Şahin”le uğraşıyordu, ona göre bu tehlikeliydi. Babamsa beni arkadaşının oğluyla, varlıklı bir mühendisle evlendirmek istiyordu. Ama ben Cemal’e körü körüne âşık oldum. Onun iyiliği, çalışkanlığı ve şefkati beni kendine çekti, ailemin isteğine karşı geldim. Evlendik ve yıllar geçtikçe doğru seçimi yaptığım ortaya çıktı. Birlikte kızımız Elif’i büyüttük, ona hiçbir eksiği olmasın diye tüm sevgimizi verdik.
Elif hep gururumuz oldu: zeki, azimli, gözlerinde hep bir ışık vardı. İki yıl önce üniversite için İstanbul’a gitti ve orada Emre adında bir gençle tanıştı. İlk başta sevindik—gençlik aşkı ne güzeldir! Ama Emre’yi tanıdıkça içimizdeki endişe büyüdü. Şimdi ise Elif, onunla evlenmeye karar verdiğini açıkladı. Cemal’le ben korku içindeyiz, çünkü Emre gerçek bir tembel ve bu sadece bir söz değil.
Bunu kendi gözlerimizle gördük, hem de defalarca. Elif her yaz çalışıyor: bazen bir kafede, bazen ofis asistanı olarak. Ağustos sonunda Emre’yle denize gitmek için para biriktiriyor. Peki, o ne yapıyor? Hiçbir şey! İki yıldır bir kez bile iş aramadı, geçici bile olsa. Elif her şeyi tek başına yüklenirken, o sanki böyle olması gerekiyormuş gibi keyfine bakıyor. Bu durum yüreğimizi parçalıyor—kızımız daha iyisine layık!
Bir gün Emre’nin ailesi evlerini yenilemeye karar verdi. Biz de ilişkileri düzeltmek adına yardım ettik. Malzemeleri, boyaları, duvar kâğıtlarını götürdük. Ve ne oldu? Cemal’le ben duvarları boyayıp kâğıtları yapıştırırken, Emre odasında bilgisayarının başına kilitlenmişti. Sonsuz oyunlar oynuyordu, bize bir fincan çay bile ikram etmedi. Yabancı insanlar onların evinde ter dökerken, o genç ve güçlü bir delikanlı, kılını bile kıpırdatmadı. O an yüreğime bir şey saplandı: Bu mu kızıma yoldaş olacak adam?
Emre zaten kendi sanal dünyasında yaşıyor. Saatlerce bilgisayar başında oturuyor, insanlarla neredeyse hiç konuşmuyor, konuşsa bile ya oyunlarından ya da her şeyden nasıl sıkıldığından bahsediyor. Elif’in böyle biriyle mutlu olabileceğini hayal bile edemiyorum. Kızım parlak bir yıldız gibi, o ise onu kendi tembelliğinin bataklığına çekiyor. Bu evliliğin onun için bir tuzak olacağını biliyorum, ama ona nasıl anlatacağım?
Elif’le konuşmaya çalıştık, ama aşkı gözünü kör etmiş, bizi duymuyor. Emre hakkında söylediğimiz her sözü saldırı olarak algılıyor. “Onu tanımıyorsunuz!” diye haykırıyor, gözleri yaşlı. Aşkıyla bizim sözlerimiz arasında nasıl çırpındığını görmek, ruhumu ateşe atıyor. Kızımın ömür boyu pişman olmasını istemiyorum.
Her gece uyuyamıyorum, gözümün önünde Elif’in umut dolu gözlerle, onun emeğini bile takdir etmeyen bir adamla nikâh masasına oturduğunu görüyorum. Korkuyorum, bütün hayallerini, kalkıp kanepeden bile kalkmayacak biri uğruna feda edecek. Ona nasıl ulaşacağız? Hayatını karartacak bu hatadan nasıl koruyacağız? Anne yüreğim çığlık atıyor: Bu evlilik bir felaket! Ama kızımı nasıl kurtaracağımı bilemiyorum…




