Oğlumuz Ziyarete Gelmedi: Gelinimiz Her Zaman Bir Şeyler Beklediğimizi Söyledi

Küçük bir Karadeniz kasabasında, eski ahşap evlerin etrafında kış rüzgarları uğuldayıp dururken, Emine ile kocası Mehmet, oğullarının gelmesini boşuna beklediler. Umutları yıkılıyor, yürekleri hüzün ve kırgınlıkla burkuluyordu.

“Galiba gelmeyecek,” diye iç çekti Emine, Mehmet’e baktı. “Artık alıştık, kızmıyoruz bile.”

“Ne oldu yine? Gelin mi engelledi?” diye kaşlarını çattı Mehmet. “Siz hiç anlaşamadınız zaten.”

“Belki öyledir,” dedi Emine, sesi bastırdığı duygularla titriyordu. “Ama Alper bize hiç böyle şeyler söylemezdi. Eskiden daha sık gelirdi, şimdi… Karısının her zaman bir kozu var. Görünen o ki, damı tamir ettirmek için başkalarını tutacağız. Oğlumuz bize bir gününü bile ayıramıyor.”

Emine, 40 yaşındaki oğlu Alper’den acıyla bahsetti. On iki yıl önce kasabadan ayrılıp şehre yerleşmişti. Alper bir oto tamircisiydi, eskiden her işi kendi yapardı, şimdiyse sadece işleri yönetiyordu. Şehirde Nuray’la evlenmiş ve bir daire almıştı.

“Kendisi boyadı, döşedi,” diye hatırladı Emine. “Nuray ise sadece neyin nasıl olacağını söylüyordu. Geç evlendiler, o da otuzunu geçmişti. Daha önce hiç evlenmemişti, sebebini anlıyorum— böyle bir karaktere herkes katlanamaz. Biz onunla ilk görüşte anlaşamadık zaten.”

“Bu kadar yalnız kalmasına şaşmamalı,” diye ekledi Mehmet. “Senin onunla konuşmaya çalıştığın o günü hatırlıyorum. Tam bir felaketti. Alper onda ne buldu ki?”

Nuray, kayınvalidesi ve kayınpederiyle neredeyse hiç konuşmuyordu. Alper’in onları yılda bir kez görmesine izin veriyordu. Bu sefer Alper, Mayıs’ta izin alıp damdaki akıntıyı tamir etmeye söz vermişti. Fakat Nuray’ın farklı planları vardı ve tüm umutları suya düştü.

“Nuray hamile,” diye acıyla anlattı Emine. “Alper’i yalnız bırakmasını yasakladı. Oysa kendisi yetişkin bir kadın, hemşire olarak çalışıyor— başına ne gelecek ki? Daha izne iki hafta varken onu dırdır etmeye başlamış, biletler alınmıştı bile.”

“Neden böyle yapıyor?” diye sordu Mehmet, aslında cevabı biliyordu.

“Önce yalnız kalmaktan korktuğunu söyledi, sonra…” Emine sustu, gözleri doldu.

“Sonra ne? Eliyle mi tutup işe götürüyor? Onun da ailesi var, onun için her şeyi yaparlar!” diye öfkelendi Mehmet.

“Bence ailesi onu kışkırtıyor,” diye devam etti Emine. “Ona demişler ki, kocanı ailesinin yanına tek başına gönderme. Öyle bir damatları varmış, ailesini ziyarete gidip sonra boşanma davası açmış. Şimdi küçük kızları onlarla kalıyormuş. Nuray’a da Alper’in öyle olacağını söylüyorlarmış.”

“Herkesi aynı kefeye koymak olmaz!” diye haykırdı Mehmet. “Alper hiç öyle bir şey yapmadı. Hem Nuray da onunla gelebilirdi. Ne zorluğu var?”

“Gelmek mi?” diye acı bir gülüşle karşılık verdi Emine. “Asla gelmez. Bizden nefret ettiğini biliyorsun. Onunla konuşmayı denedim, faydası yok.”

Emine, Mehmet’in bir gün Nuray’ı arayıp durumu düzeltmeye çalıştığını hatırladı. Ama konuşma tam bir faciaya dönüşmüştü.

“Ne dedi?” diye sordu, cevabı tahmin etse bile.

“Dedi ki, biz sürekli bir şeyler istiyormuşuz, Alper’i ailesinden koparıyormuşuz,” diye anlattı Emine, sesi kırgınlıkla titriyordu. “Artık bize karşı durmaktan yorulmuş. Koca, karısını ve çocuğunu düşünmeliymiş, anne-babasının kaprislerini değil. İzin alıyorsa ailesiyle vakit geçirmeliymiş. Bir de, ‘Bizim evinizi istemiyorum!’ demiş.”

“Vay gelin vay!” diye yumruklarını sıktı Mehmet. “Peki Alper ne diyor?”

“Sana bahane bulmaya çalıştı ama biliyoruz ki suç onda değil,” diye iç çekti Emine. “Galiba onu kızdırmamak için seyahati ertelemeye karar verdi. Çocuğu için, onun için korkuyor.”

Mehmet dayanamadı. Öfkeyle oğlunu arayıp birikmiş her şeyi döktü.

“Yetti artık!” diye bağırdı telefonun ucuna. “Seni bir daha beklemiyorum! Bir ekip tutup damı tamir edeceğim, sen de karının dırdırına katlanmaya devam et!”

Emine sessiz kaldı, ama yüreği parçalanıyordu. Kocasını anlıyordu, ama “karılar çok olur, anne baba bir tane” sözleri bıçak gibi kesiyordu. Alper onların tek oğullarıydı, gururlarıydı, şimdiyse aralarına gelinin diktiği bir duvar girmişti. Nuray onu kısa bir tasmayla tutuyor, o da onun kıyametlerini koparmasından korktuğu için boyun eğiyordu.

Emine her yağmurda akan eski dama bakarken, umudun da suyla birlikte aktığını hissetti. Mehmet’le birlikte bütün hayatları boyunca oğulları için çalışmışlardı, şimdiyse evlerini tamir ettirmek için yabancı insanlara para vermek zorundaydılar. Kırgınlık boğazlarını sıkıyordu, ama en kötüsü oğullarının gittikçe uzaklaştığını bilmekti. Nuray net bir mesaj vermişti: Onun ailesi kendisi ve bebekti, Alper’in anne babası ise sadece bir yüktü.

Emine oğlunu nasıl geri getireceğini bilmiyordu. Hayal ediyordu— gelecek, ona çocukluğundaki gibi sarılacak, beraber damı tamir ederken eski günleri hatırlayıp güleceklerdi. Ama bunun yerine soğuk bir sessizlik ve suçlamalar kalmıştı elindeEmine, pencereden dışarı bakarken, bir gün oğlunun bu soğuk duvarları yıkıp yeniden sıcak bir yürekle kapılarını çalacağını düşündü.

Rate article
Lifequest
Oğlumuz Ziyarete Gelmedi: Gelinimiz Her Zaman Bir Şeyler Beklediğimizi Söyledi