“Bir aylık süreniz var, evimden taşınmanız için!” diye sertçe haykırdı kayınvalidem.
Güney Anadolu’nun küçük bir kasabasında, taş evlerin sıcaklığıyla aile hatıralarını sakladığı bu yerde, kayınvalidemin sözleri mutlu bir yuva kurma hayallerimi paramparça etmişti. Ben, Fatma, iki yıldır Mehmet’le sevgi dolu bir ilişki yaşıyor ve evlenme kararı aldığımızda kendimi dünyanın en şanslı kadını sanıyordum. Kayınvalidem, Sevgi Hanım, bana hep anlayışlı ve şefkatli görünmüştü. Ancak düğünün hemen ardından attığı bu bomba, hâlâ içimi acıtan bir yara bıraktı.
Sevgi Hanım’la her zaman iyi geçinmiştim. Öğütlerini dinler, fikirlerine saygı duyardım, o da bana sıcaklıkla karşılık verirdi. Hiçbir zaman müdahale etmez, Mehmet’le olan ilişkimize karışmazdı. Kötü kayınvalide hikâyelerinin bana uğramamasından mutluydum. Düğün planları yaparken, maddi durumu pek iyi olmayan ailem, masrafların ancak küçük bir kısmını karşılayabildi. Sevgi Hanım ise neredeyse her şeyi üstlendi ve ben ona minnettar kaldım. Düğün masal gibi geçmişti ve önümüzde yalnızca mutluluk dolu günler olduğuna inanıyordum.
Fakat düğünün hemen ardından, Mehmet’le birlikte yaşadığımız geniş, üç odalı evine döndüğümüzde, kayınvalidem ciddi bir konuşma yapacağını söyledi. Sözcükleri bir anda yüreğime hançer gibi saplandı.
“Çocuklar, görevimi yaptım,” diye başladı soğuk ve kararlı bir ifadeyle. “Mehmet’i büyüttüm, okuttum, düğününüzü yaptırdım. Alınmayın ama artık evimden çıkmanız için bir ayınız var. Kendi ayaklarınız üzerinde durmalısınız. Zor olacak, tasarruf etmeyi öğrenecek, çözümler bulacaksınız. Ben de artık kendim için yaşamak istiyorum.”
Donup kalmıştım, kulaklarıma inanamıyordum. Ama o devam etti ve her kelimesi bıçak gibi kesiyordu:
“Torunlar konusunda bana güvenmeyin. Oğluma hayatımı adadım, artık dadılık yapmayacağım. Evime misafir olarak her zaman gelebilirsiniz, ama ben nineyim, hizmetçi değil. Lütfen bana kızmayın. Zamanı gelince anlayacaksınız.”
Şoktaydım. Dünyam bir anda başıma yıkılmıştı. Nasıl böyle bir şey yapabilirdi? Mehmet’le daha yeni evlenmiştik, bizi neden kovuyordu? Koca evde tek başına yaşayacaktı. Öfke, kırgınlık ve ihanet duyguları içimi kapladı. Üstelik bu evin bir hissesi Mehmet’indir! Torunlar konusundaki sözleri ise beni bitiren son darbeydi. Tüm nineler torunlarını özlerken, o daha şimdiden onları bir yük olarak görüyordu. Bu kadar acımasız olunabilir miydi?
En kötüsü de Mehmet’in annesine ses çıkarmamasıydı. En ufak bir itiraz bile etmeden hemen kiralık ev aramaya, ek iş bakmaya başlamıştı. Bu boyun eğiş, kayınvalidemin sözlerinden daha çok yaralıyordu beni. Sevdiğim adamın yüzüne bakıyor, ama onu tanıyamıyordum. Nasıl bu kadar kolay kabullenebilmişti? Neden ailemizi savunmamıştı?
Ailemin bize yardım edecek gücü yoktu, kendi geçimleri bile zordu. Herkes tarafından terk edilmiş gibi hissediyordum. Neden Sevgi Hanım bu kadar bencil davranıyordu? Biz güç bela bir odada yaşarken, o geniş evinde keyif mi sürecekti? Bu haksızlığa katlanamıyordum. Daha ailemizin temellerini atıyorduk ki, bizden her şeyi alıp götürdü.
O gece uyuyamadım, gözyaşlarım yastığı ıslatıyordu. Kayınvalidemle iyi geçindiğim için ne kadar gururlanırdım, ona güvenmiştim. Şimdi gerçek yüzünü görüyordum. “Kendim için yaşamak istiyorum” demesi, alay eder gibi geliyordu. Çok mu şey istemiştik? Sonsuza kadar bize bakmasını beklemiyorduk, ama düğünün bir ay sonrasında bizi sokağa atması insafsızlıktı.
Mehmet ise ev arayışında olduğu için acımı fark etmiyordu. Konuşmaya çalıştığımda, “Haklı anneciğim, kendi ayaklarımız üzerinde durmalıyız,” diyerek savuşturuyordu. Bu kayıtsızlık beni öldürüyordu. Artık yalnızca evimi değil, aynı zamanda annesinin isteklerini ortak hayallerimize tercih eden kocamı da kaybediyordum. Peki ya sonrası? O bile benim yanımda değilse, bu zorlukların üstesinden gelebilir miydik?
Yüreğim hem öfkeyle hem korkuyla parçalanıyordu. Kayınvalideme bağırmak, adalet istemek geliyordu içimden, ama bunun boşuna olduğunu biliyordum. Kararı kesindi, bir de Mehmet’in desteği işleri daha da zorlaştırmıştı. Şimdi her şeye sıfırdan başlayacaktık, o ise evinde özgürce yaşayacaktı. Bu kin içimi yakıyordu ve bir gün bunu affedip affedemeyeceğimi bilemiyordum… Onu da, Mehmet’i de… Çünkü bize yeni bir başlangıç fırsatını çalmışlardı.




