Bugün defterime yazıyorum, çünkü yaşadıklarımı paylaşmazsam içimde kalacak. Küçük bir Karadeniz kasabasında, taş evlerin sıcaklığıyla büyüdüğümüz bu yerde, ailemizin temellerini sarsan bir ihanetle yüzleştim. Ben, Ayşegül, kardeşim Emre’yle hep çok yakındık. Ama yengesi Deniz’in yaptıkları, aramıza kocaman bir duvar ördü.
Emre benim canım kardeşimdir. Babamızın balıkçı teknesinde birlikte büyüdük, ekmeği hep paylaştık. Deniz’le evlendiğinde sevinmiştim; tertemiz bir Anadolu kızıydı, evine bağlı bir eş gibi görünüyordu. İzmir’e taşınmışlardı, Emre inşaat mühendisi olarak iyi para kazanıyordu. Ben de sık sık ziyaretlerine gider, yeğenim Elif’e hediyeler alırdım. Bir süre sonra Deniz’in davranışları tuhaf gelmeye başladı.
Küçük şeylerle başladı. Sürekli “Borcumuz var, Emre’nin maaşı yetmiyor” diye şikayet ediyor, benden borç para istiyordu. Sonra da geri vermeyi unutuyordu. “Aileye yardım etmek görevimiz” diyerek üstelemiyordum ama bir gün telefon konuşmasına şahit oldum. Arkadaşına, Emre’nin alın teriyle kazandığı parayla lüks takılar aldığını ve yurtdışı tatili planladığını anlatıyordu. Yüreğim sızladı; kardeşim gece gündüz çalışırken, o arkasından hesap çeviriyordu.
Araştırmaya karar verdim. Bankada çalışan bir arkadaşıma Deniz’in hesaplarını kontrol ettirdim. Öğrendiklerim beni yıktı. Deniz, Emre’nin eve getirdiği paraları gizlice kendi hesabına aktarıyormuş. Bir arkadaşına yazdığı mesajlarda “Kendi hayallerim için birikim yapıyorum” diye övünüyordu. Üstelik Emre’nin adına, ondan habersiz kredi çekmiş, bu parayla alışveriş ve güzellik salonlarına harcamıştı.
Susamadım. Bir gün Emre işteyken konuşmak için eve gittim. Belgeleri masaya koyup, “Bu hesaplar da neyin nesi?” diye sordum. Yüzü bembeyaz oldu ama hemen saldırmaya başladı: “Sen kim oluyorsun da bizim evimize karışıyorsun?” Küstahlığına inanamadım. “Emre’ye her şeyi anlatacağım” dediğimde, pişmanlık yerine tehdit savurdu: “Eğer açıklarsan, Emre’yi sana düşman ederim!”
Akşam Emre gelince her şeyi anlattım. O ise bana yabancı gibi baktı. Deniz odaya dalıp ağlayarak, “Ailemiz için yaptım!” diye numara yapınca, Emre ona inandı. “Ayşegül, bu kadar ileri gitme,” dedi. “Deniz asla böyle bir şey yapmaz. Ailemize karışma.” Sanki bıçaklayıp kalbimi çıkarmışlardı. Hayatım boyunca koruduğum kardeşim, beni değil onu seçmişti.
Göz yaşları içinde evime döndüm. Emre’ye ulaşmaya çalıştım, ama telefonlarımı açmadı. Deniz, alaycı bir sesle, “Artık seni görmek istemiyor” dedi. Yeğenim Elif de aramıyor; onu da bana karşı kışkırttı herhalde. Ailem, inandığım değerler, her şey paramparça oldu.
Komşularım teselli etmeye çalıştı, ama boştu. İhanetin acısı dinmiyor. Deniz sadece parayı değil, kardeşimi de çaldı. Bazen düşünüyorum, belki de fazla sert davrandım? Ama gerçeği görüp de sessiz kalamazdım. Şimdi tek umudum, Emre bir gün gözlerini açıp onun yüzünü görecek. O güne kadar yüreğimdeki bu sızıyla yaşayacağım.
Bu olay bana şunu öğretti: Bazen en çok sevdiğin insanlar, seni en çok yaralayabilir. Ama doğru bildi**”İnanıyorum ki gerçekler bir gün su yüzüne çıkacak ve Emre, kardeşinin ona ihanet etmediğini anlayacak.”**




