Dün akşam her zamanki gibi sıradan bir aile yemeğiyle başladı, fakat öyle bitti ki hâlâ kendime gelemiyorum. Kocam Mehmet, annesi Ayşe Hanım’ı eve getirmişti. Ben, her zamanki gibi sıcak bir ortam yaratmak için elinden geleni yaptım: masayı hazırladım, tavuklu salatasını yaptım, hatta en güzel örtüyü serdim. Oturup sohbet edeceğimizi, belki hafta sonu planlarını konuşacağımızı sanıyordum. Ama onun yerine kendimi tuhaf ve rahatsız edici bir konuşmanın ortasında buldum, adeta köşeye sıkıştırılmıştım. Ayşe Hanım, gözlerimin içine bakarak, “Ebru, eğer bizim istediğimizi yapmazsan, Mehmet boşanma davası açacak,” dedi. Elimde çatalla öylece donup kaldım, kulaklarıma inanamadım.
Mehmet’le beş yıldır evliyiz. Evliliğimiz mükemmel değil, herkesinki gibi arada tartışmalar, anlaşmazlıklar oluyor ama hep onunla bir takım olduğumuzu düşündüm. O, nazik, ilgili bir adam ve en zor zamanlarda bile ortak bir yol bulduk. Annesi Ayşe Hanım, hep hayatımızın bir parçası oldu. Sık sık gelirdi, arayıp hal hatır sorardı. Bazen tavsiyeleri buyruk gibi gelse de saygıyla karşılamaya çalıştım. Ama dün bütün sınırları aştı, ve en kötüsü, Mehmet onu durdurmak bir yana, arkasında durdu.
Masaya oturduğumuzda her şey normaldi. Başlarda sohbet hafifti: Ayşe Hanım emekli olan bir arkadaşından bahsediyordu, Mehmet işiyle ilgili şakalar yapıyordu. Sonra birden hava değişti. Kayınvalidem bana bakarak, “Ebru, Mehmet’le seninle ciddi bir şey konuşmamız lazım,” dedi. Tedirgin oldum ama belki tadilattan ya da yazlıkla ilgili bir yardımdan bahsedecek diye kafa salladım. Onun yerine, Mehmet’le birlikte onun evine taşınmamız gerektiğini söyledi.
Meğer Ayşe Hanım, şehir dışındaki iki katlı evinin kendisine fazla geldiğine karar vermiş ve bizim de orada yaşamamızı istiyormuş. “Herkese yetecek kadar yer var,” diye kesin bir ifadeyle konuştu. “Siz kendi dairenizi satarsınız, parayı da evin tadilatına harcarsınız. Hem bana bakarsınız, hem de ben size göz kulak olurum.” Şaşkınlıktan dilim tutuldu. Mehmet’le daha yeni, şehir merkezindeki küçük ama huzurlu dairemizin tadilatını bitirmiştik. Burası bizim evimizdi, kendi hayatımızı kurduğumuz yer. Onun yanına taşınmak, bu özgürlüğümüzü kaybetmek demekti. Üstelik onunla aynı çatı altında yaşamak, hazır olmadığım bir sınavdı.
Nazikçe, teklifine minnettar olduğumuzu ama şimdilik taşınmayı düşünmediğimizi anlatmaya çalıştım. Kendi evimizde rahat olduğumuzu, ona yardım etmek için her zaman hazır olduğumuzu söyledim. Fakat Ayşe Hanım dinlemeye niyetli değildi. Sözümü keserek “ailenin kıymetini bilmiyorsun,” “gençler sadece kendini düşünüyor,” dedi. Mehmet’in, annesini dinleyen bir eşi hak ettiğini söyledi. Sonra o korkunç cümle geldi: boşanma. Mehmet, o ana kadar sessiz kalmıştı, ama birden, “Ebru, annemin benim için ne kadar önemli olduğunu biliyorsun. Ona destek olmalıyız,” diye ekledi. Yer yarılmış da altına girmişim gibi hissettim.
O anda ne diyeceğimi bilemedim. Mehmet’e baktım, belki gülüp “şakaydı” diyecekti diye umdum, ama gözlerini kaçırdı. Ayşe Hanım konuşmaya devam etti: “Bu hepimizin iyiliği için,” “birlikte yaşamak bizim aile geleneğimizdir,” diyordu. “Böyle bir fırsat verdiğim için minnettar olmalısın.” Sustum çünkü konuşmaya başlarsam ya ağlayacağımdan ya da pişman olacağım şeyler söyleyeceğimden korktum. Yemek, buz gibi bir sessizlik içinde bitti. Ayşe Hanım gitti, Mehmet de onu taksiye kadar geçirdi.
Geri döndüğünde sordum: “Mehmet, cidden taşınmamız gerektiğini mi düşünüyorsun? Bu boşanma lafları da neyin nesi?” İç çekti. “Kavga etmek istemiyorum ama annem gerçekten bize ihtiyacı var. Biraz daha anlayışlı olabilirsin,” dedi. Şoktaydım. Evliliğimizi bu yüzden riske atmayı gerçekten göze alıyor muydu? Birlikte ev aradığımız günleri, kendi sıcak yuvamızı kurma hayallerimizi hatırlattım. O ise omuz silkti: “Düşün Ebru. Sandığın kadar kötü değil.”
Bütün gece uyuyamadım, o konuşmayı zihnimde tekrar tekrar yaşadım. Mehmet’i seviyorum ama annesinin fikirlerini bizim geleceğimizin önüne koyabileceğini düşünmek kalbimi parçalıyor. Ama aynı zamanda biliyorum ki kayınvalidemin istediğini yapmak için özgürlüğümden vazgeçemem. Ayşe Hanım kötü biri değil, ama baskıları ve ültimatomları fazla. Her adımımın onun kontrolünde olduğu bir evde yaşayamam. Evliliğimizin, onun isteklerini yerine getirip getirmediğime bağlı olmasını istemiyorum.
Bugün, Mehmet’le bir kez daha, sakin bir şekilde konuşmaya karar verdim. Ne kadar ciddi olduğunu anlamak istiyorum. Belki Ayşe Hanım’ı daha sık ziyaret edebilir, ona başka şekillerde destek olabiliriz? Ama ısrarcı olursa ne yapacağımı bilmiyorum. Ailemizi kaybetmek istemiyorum, ama kendimi de kaybetmek istemiyorum. O akşam, evliliğimizde farkında olmadığım sorunlar olduğunu gösterdi. Şimdi, sevdiğim insanla ilişkimizi bozmadan, mutluluğumuzu nasıl koruyacağıma karar vermek zorundayım.




