Hayat gerçekten tuhaf bir şey bazen. Bazen öyle bir akıp gidiyor ki etrafında değişen hiçbir şeyi fark etmiyorsun: çocuklar büyüyor, arkadaşlar gidiyor, sen de yaşlanıyorsun. Ama hiç değişmeyen bir şey var: eşim, Aylin. Bunu hemen anlamadım tabii, yıllar geçtikten sonra, ikimiz de artık o genç ve kaygısız aşıklar olmadığımızda fark ettim. O da değişti, yaşlandı, tıpkı benim gibi. Ama benim için hâlâ dünyamın merkezi, evim, sığınağım.
Aylin’le neredeyse otuz yıl önce evlendik. O zamanlar aşkın ne olduğunu bildiğimi sanıyordum. Gençtik, hayallerle doluyduk. Çok güzeldi – uzun kestane saçları, gözlerinde ışık, kalbimi durduran bir gülüşü vardı. Hayatımızın masal gibi olacağını düşünüyordum: bir ev alacak, çocuklarımız olacak, seyahat edecek, her günün tadını çıkaracaktık. Ama gerçek öyle olmadı. İş, ev işleri, oğlumuz Emre’nin doğuşu, sonra kızımız Zeynep, maddi sıkıntılar, tartışmalar… Bizi bir girdap gibi içine çekti. Bazen neden birlikte olduğumuzu bile unuttuğumu fark ediyordum.
Yıllar geçtikçe Aylin’in değiştiğini görmeye başladım. Saçları ağarmıştı, yüzünde kırışıklıklar oluşmuştu, gençliğindeki gibi değildi artık. Daha çabuk yoruluyor, sağlığından daha sık şikayet ediyor, bir zamanlar çok sevdiğim kahkahası artık daha az duyuluyordu. Ben de değiştim tabii. Saçlarım seyrelmiş, belim ağrımaya başlamış, gençken sahip olduğum enerji kaybolup gitmişti. İkimiz de aynı insanlar değildik artık. Bazen aramıza bir duvar örülmüş gibi hissediyordum. Ama bir gün anladım ki, her şeye rağmen Aylin, onsuz bir hayat düşünemeyeceğim tek insan.
Bu farkındalık ansızın geldi. Verandamızda oturmuş, çay içiyor, güneşin batışını izliyorduk. Aylin, komşumuzun kocasıyla kavga ettiğini anlatıyordu ki bir anda sustu. Bana baktı ve “Mehmet, beni hiç dinliyor musun?” dedi. Güldüm, o da başını salladı, ama gözlerinde sıcaklık vardı. İşte o an anladım ki, bu basit akşam, onun sesi, yanımda olması… İşte mutluluk buydu. Gösterişli sözler değil, pahalı hediyeler değil, sadece ikimiz, her şeye rağmen bir arada olmamız.
Hayatımızı düşündüm. İşimi kaybettiğimde, ailemi nasıl geçindireceğimi bilemediğimde elimi tuttuğu o anları… Emre hastayken geceleri başında bekleyişini, Zeynep diplomasını aldığında sevinçten ağlayışını… Babam vefat ettiğinde bana destek olduğunu, her şey ters gittiğinde bile aptal şakalarımıza birlikte güldüğümüzü… Hep yanımdaydı, mutlulukta da hüzünde, gençliğimizde de şimdi.
Bazen arkadaşlarımın eşlerinden şikayet ettiğini duyuyorum. “Artık eskisi gibi değil” diyorlar, huysuzluklarına katlanamadıklarını söylüyorlar. Ben konuşmuyorum, çünkü tartışmak istemiyorum, ama içimden diyorum ki, asıl meseleyi anlamıyorlar. Eş, sadece evini paylaştığın biri değildir. Seni en iyi bilen, en karanlık anlarını görmüş ve yine de yanında kalan kişidir. Aylin, geceleri horladığımı, paça çorbasından nefret ettiğimi, zor zamanlarımda içime kapandığımı bilir. Ben de onun gök gürültüsünden korktuğunu, papatyalara bayıldığını, aşk filmlerinde mutlaka ağladığını biliyorum. Mükemmel değiliz, ama bir ekibiz.
Şimdi çocuklar büyüdü, kendi hayatlarını yaşıyor. Emre başka bir şehre taşındı, mühendis oldu. Zeynep evlendi, yakında torunumuz olacak. Onlarla gurur duyuyoruz, ama bazen evin çocuk sesleriyle dolduğu o günleri özlüyorum. Aylin de özlüyor, gözlerinden anlıyorum. Ama üzülmek yerine torun için bir oda hazırlamanın hayalini kuruyor, minik patikler örmeye başladı bile. Ona bakıyorum da, ne harika bir kadın diyorum içimden.
Artık çok sık “seni seviyorum” demiyoruz. Belki de kelimeler eskisi kadar önemli değil. Sevgi, sabahları kahvesini benim yapmam, çünkü güne böyle başlamayı sevdiğini bilmem. Uyuyakaldığımda üstüme battaniye örtmesi. Parkta yürürken konuşmasak bile birbirimizi hissetmemiz. Sokakta yürürken elini tutmam, hâlâ kalbimi hızlandıran o gülüşü…
Aylin’le bana daha kaç yıl verildi bilmiyorum. Hayat belirsiz, kötü şeyleri düşünmemeye çalışıyorum. Ama şunu biliyorum: O yanımda olduğu sürece, evimdeyim. O benim sıcak yuvam, limanım, en yakınım. Ve eğer gençliğime dönebilseydim, yine onu seçerdim – kırışıklıklarıyla, ağaran saçlarıyla, onu Aylin yapan her şeyiyle. Çünkü ondan daha önemli kimse yok.




