Gerçekten Yabancı mı Oldum?

Bugün ağır bir yükle başladı. Oğlum Emre’nin evinin eşiğinde duruyordum ve içeri girmek için izin istemek zorunda olduğuma inanamıyordum. Elimde küçük bir çanta, içimse yorgunluk, kırgınlık ve umut karışımıydı. Yol uzun sürmüştü, İstanbul’dan Bursa’ya otobüsle neredeyse altı saat… Tek istediğim, duş almak, bir şeyler atıştırmak ve rahmetli annem Fatma Hanım’ın mezarını ziyaret etmeden önce biraz dinlenmekti. Ama Emre’ye söylediğim sözler hâlâ içimi acıtıyor: “Oğlum, bari bir saatliğine eve girip yıkanayım. Eşin izin verirse bir şeyler yerim, sonra mezarlığa gider, bir mum yakayım. Bakkaldan alacağım. Düştüğüm hâle bak…”

Emre’nin yüzündeki ifadeyi anlamlandıramadım. Gözlerinde sevgi, mahcubiyet ve belki de hafif bir şaşkınlık vardı. Hemen başını salladı ve “Anne, tabii ki gir, ne diyorsun sen?” dedi. Ama biliyordum ki mesele sadece onunla değildi. Eşi Ayşe, hep nazik ve cana yakın biriydi. Fakat son yıllarda, onların evinde bulunmamın Ayşe’yi gerdiğini hissetmeye başlamıştım. Açıkça belli etmese de, uzun sohbetlerimiz, köydeki hayatımdan bahsetmem, geçmişe dair anlattıklarım… Bunların hepsi ona artık ağır geliyordu. Ve şimdi, bir anne olarak, kendi evladımın kapısında, adeta yalvarırcasına içeri girmek için izin istiyordum.

Eve girdiğimde, olabildiğince sessiz olmaya çalıştım. Ayşe mutfakta yemek hazırlıyordu. Gülümsedi, “Hoş geldin” dedi ve çay ikram etmek istedi ama ben kabul etmedim. Yük olmak istemiyordum. Bunun yerine duş alıp alamayacağımı sordum. Emre beni banyoya götürdü, temiz bir havlu verdi ve “Anne, merak etme, rahatına bak. Biz seni çok özledik” dedi. Ama mutfağa doğru kaçamak bir bakış attığını da gördüm. Sanki Ayşe’nin duyup duymadığını kontrol ediyordu. Bu, kalbime bir hançer daha saplamıştı. Bir zamanlar Emre’yle her şeyi paylaşırdık, şimdiyse kendimi “misafir” gibi hissediyordum.

Duştan sonra biraz kendime geldim. Ayşe’nin ısrarıyla oturup sıcacık bir mercimek çorbası içerken, her şeyin nasıl değiştiğini düşündüm. Emre küçükken, ona iyi bir hayat sunabilmek için iki işte birden çalışırdım. Kısıtlı imkânlarla yaşardık ama ona hiçbir eksiğini hissettirmezdim. Bir gün, henüz delikanlıyken, bana söz vermişti: “Anne, büyüyünce sana kocaman bir ev yaptıracağım. Asla bir şeye ihtiyacın olmayacak.” Ben de gülümser, başını okşar, “Oğlum, sen mutlu ol yeter” derdim. Şimdi ise kocaman bir evi, güzel bir ailesi, iyi bir işi vardı. Bense onun kapısında, içeri girmek için izin bekliyordum.

Yemeğin ardından mezarlığa gitmek için hazırlandım. Ziyaret etmek, Fatma Hanım’ın mezarını temizlemek, bir mum yakmak ve onunla sessizce konuşmak için gelmiştim buraya. Emre arabayla bırakmayı teklif etti ama kabul etmedim. Biraz yalnız kalmak istiyordum. Mezarlık yakındı ve temiz hava dağılmama yardımcı oldu. Mezarın başında kurumuş yaprakları temizledim, taze çiçekler koydum, bir de Kandil simidi bıraktım. Oturup annemle içimden konuştum: “Anne, artık oğluma yabancı mı oldum? Yoksa kendi kendime mi üzülüyorum?”

Emre’nin evine döndüğümde, havanın biraz yumuşadığını hissettim. Ayşe, “Bu gece kalın” diye ısrar etti ama yük olmak istemedim. Misafirperverliği için teşekkür ettim, Emre’yi sıkı sıkı sarıldım ve yakında tekrar geleceğime söz verdim. Gözlerinde sevgi vardı, ama aynı zamanda hafif bir hüzün… Belki o da aramıza ördüğümüz duvarı hissediyordu.

Bursa’ya dönen otobüste, hayatın ne çabuk değiştiğini düşündüm. Çocuklar büyüyor, kendi yuvalarını kuruyordu ve bu doğaldı. Ama tüm benliğini vermiş bir annenin, artık oğlunun evine girmek için izin istemesi ne acıydı. Emre’yi de Ayşe’yi de suçlamıyorum. Onların mutluluğu benim için önemli. Yine de içimde bir umut var: Belki bir gün, yeniden o eski samimiyetimize döneriz. Şimdilik, Fatma Hanım’ın mezarını ziyaret edecek, oğluma sarılacak ve aramızdaki sevginin hiç bitmediğine inanacağım.

Bugün anladım ki, evlatlar büyüdükçe mesafe değil, sadakat önemlidir. Bazen en büyük ders, sessiz bir kapı eşiğinde öğrenilir.

Rate article
Lifequest
Gerçekten Yabancı mı Oldum?