Bir Zamanlar Bizi Çocuklarla Sokağa Atan Kayınvalide Şimdi Geri Dönmek İstiyor

Hani derler ya, ihtiyarlıkta insan ektiğini biçermiş. Kimi sevgi ve sıcaklık bulur yakınlarından, kimi de sadece burnuna çarpılan kapının rüzgârını. Benim kaynanam, Sevim Hanım, hiçbir zaman şefkatli bir kadın olarak anılmazdı. Hep dimdik durur, sertti, sanki herkes ona borçluymuş gibi. Özellikle de biricik oğlu. Tabii bir de ben, “oğlunu anasından koparan kadın”.

Yıllar önce, ikinci doğum iznimdeyken, kocam da işsiz kalmıştı. Krediyi çekemez hale gelmiştik. Kaynanamdan yardım istedik – babasından kalan geniş üç odalı Konya’daki evine. O zamanlar evde o, küçük oğlu Arda ve biz, kocam ve iki küçük çocuğumuzla kalıyorduk. Geçici bir çözüm olacağını ummuştuk. Ama her şey hızla kabusa döndü.

Sevim Hanım, fırsat buldukça bizi aşağılamaktan geri durmazdı. Çocuklar ona göre gürültü yapıyor, kokuyorlardı. Oyuncakların koltukta olması bile öfke nöbetleri geçirmesine yetiyordu. Bebek mamasına “buzdolabını kokutan şey” derdi. Ben sessiz kalmaya çalışırdım. Durumu daha da kötüleştirmemek için her şeye katlanırdım. Ta ki bir gün bana açıkça şunu söyleyene kadar:

“Canıma tak ettiniz. Toplanın. Gidin. Bu curcunada daha fazla yaşayamam.”

Aşağılanmıştık. Eski evimizi satıp kredi borçlarını ödedikten sonra neredeyse hiç paramız kalmamıştı. Zor bela Eskişehir yakınlarında, susuz, kanalizasyonsuz küçük bir ev bulabildik. Tuvalet bahçenin ucundaki kulübede, suyu da kuyudan taşıyorduk.

Yavaş yavaş, adım adım kendi evimizi inşa ettik. Devlet desteğini kullandık, sonra bir kredi daha aldık. On yılın sonunda nihayet kendi evimize taşındık. Saray değil belki ama duşu, ısınması, yeni mutfağı olan bir ev. En kötülerinin geride kaldığını düşünürken, üçüncü çocuğa karar verdiğimizde kader yine kapımızı çaldı. Daha doğrusu kaynanam geldi.

Bahçe kapısının açıldığını duydum. Eşikte Sevim Hanım duruyordu, paltosuyla, valiziyle, gözleri şişmiş ağlamaktan. Kocam kapıyı açınca, adeta onun kucağına yığıldı. Öyle hıçkırıyordu ki, sanki bir eve değil, kurtuluşa dönüyormuş gibi.

İçeri aldık, oturttuk. Kocam Arda’yı aradı – cevap yok. Kaynanam ancak akşama doğru kendine gelebildi.

Meğer biz gittikten sonra, küçük oğlunu “terbiye etmeye” kalkmış. “Abinin ailesini bozdu, bizi terk etti” diye fısıldamış hep. Sonunda Arda evlenip annesinden ayrılmış. Ama çok sürmedi. Annesini de aldı, yeni eşiyle birlikte yaşamaya başladılar. İlk zamanlar sessizdi. Sonra çocukları oldu. Sevim Hanım eski plağı çalmaya başladı: kokular, gürültüler, yemekler beğenilmiyordu. Ama bu gelin ben değildim – katlanacak biri hiç değildi.

Yavaş yavaş Sevim Hanım’ı odasından kanepeye yerleştirdiler. Sonra oradan da türlü bahanelerle uzaklaştırdılar. Yatak odasını çocuk odası yaptılar. Sofradaki yerini başkası alınca, söylendiğinde ise “Beğenmiyorsan topla git” cevabını aldı.

“Hadi sen bir de Mehmet’e git,” dedi bir akşam küçük oğlu. Bizim kovulmamızda onun yanında olan oğlu.

İşte böyle toparlayıp gönderdiler. Çabucak. Sessizce. Valizini tutuşturdular, taksiye bindirip otogara yolladılar. Arda son bir şey daha eklemiş:

“Seni kayıtlardan çıkarmayacağız. İstanbul’dan emekli maaşını almaya devam et. Yeter ki nerede istersen orada yaşa, ama bizimle değil.”

Onu geri çeviremezdik. Evimizde yer vardı. Şimdilik sessiz duruyor. Tek bir sitem yok. Tek bir şikâyet. Sadece bize, özellikle çocuklara öyle bir bakıyor ki, içinde geç kalmış bir pişmanlık var sanki.

Belki de ihtiyarlık insanı yumuşatıyor. Belki de yalnız kalmak korkusu. Her neyse, ben şimdilik susuyorum. Ama bir şeyi çok iyi biliyorum: Ben kimseyi kovmayacağım. Onu bile. Bizi bir zamanlar hayatından silen o kadını bile…

Rate article
Lifequest
Bir Zamanlar Bizi Çocuklarla Sokağa Atan Kayınvalide Şimdi Geri Dönmek İstiyor