Oğlum Yanında Üç Çocukla “Kaçak Gelin” Getirdi — Onları Kovduk, Sonra Gerçeği Öğrendik

O gece dişlerimi sıkmasam, kalbim yerinden fırlayacaktı neredeyse. Her şey o sıradan telefonla başladı: “Anne, biz Deniz’le birazdan geleceğiz. Tanışacaksınız.” Oğlumun sesi neşeli, kararlıydı; nihayet hayatında bir adım atmış gibiydi. Eşimle birbirimize baktık, içimiz kıpır kıpır oldu: “Sonunda!” dedik, “Yıllardır bekliyoruz, en sonunda evlenecek bu çocuk!”

Deniz bizim kendi halinde ama bir o kadar da inatçı bir çocuktu. Askerlikten sonra bir gün, “Güneydoğu’ya gidiyorum, iş var orada,” dedi. Şaşırdık ama engel olmadık. Gitti, bir de baktık ki her gelişinde köy peynirleri, antep fıstıkları, taze baharatlar getiriyor. “Orada insanlar sıcak, doğa sert ama güzel,” diyordu.

Derken bir gün evlenmeye karar verdi. Hemen sofrayı kurduk, en güzel kıyafetlerimizi giydik, kapıyı bekler olduk. Zil çaldı, açtım ve… neredeyse dili tutulacaktı.

Kapıda, üzerinde kocaman bir köy yününden yapılma şalvar ve peştemal, arkasında üç çocuk, bir de bizim Deniz duruyordu. Önce şalvarın içinden minik, zayıf, keskin bakışlı bir kadın çıktı. Deniz, “Bu Gülendam. Nişanlım,” dedi.

İçimde bir şeyler çöktü. Gülendam sessizce başını eğdi, çocuklar izin bile beklemeden halının üstüne oturuverdi. Biri çizmelerini çıkarırken, diğeri pencereye tırmanmaya çalışıyordu. En küçüğünü de Gülendam, kaçmasın diye, salondaki sehpanın bacağına şalıyla bağladı. Sanki bütün Diyarbakır bize taşınmış gibiydi.

Salona geçtik. Ben beyaz örtüyü serdim, sofrayı donattım. Gülendam ise çocuklara yemeği eliyle (!) dağıtmaya başladı. Kendi ise çatalla yiyordu ama çatalı ağzında döndürüp duruyordu. Kısa, kesik cevaplar veriyordu.

Eşim dayanamadı: “Bu çocuklar…?” diye sordu.

“Benim,” dedi Gülendam, ifadesiz.

Deniz’in babasıyla şaşkın şaşkın bakıştık. Şimdi bu aileye mi katılacaktık?

“Deniz, tanışmanız nasıl oldu?” diye sordum, sesim titriyordu.

“Dedemin köyünde, anne. Türküler söylerken duydum onu, inanılmazdı!” dedi, gözleri parlıyordu. Birden tanıyamadığım bir oğlum vardı karşımda.

Eşim lafa girdi: “Yaşayacak yeriniz neresi?”

“Köyde bir ev kiralarız,” dedi Deniz, omuz silkti.

O an bir şey koptu içimde. Mutfağa geçtim, eşim de peşimden geldi. Birbirimize baktık, gözlerimiz faltaşı gibi açılmıştı.

“Ne yapacağız?” dedim.

“Bilmiyorum,” diyebildi eşim.

Salona döndük. Eşim Deniz’e yaklaştı, gözlerine bakmadan bir miktar para uzattı:

“Al, bir otelde kalın. Kusura bakma ama burada kalamazsınız.”

Deniz derin bir nefes aldı:

“Hep ‘Evlen de artık, kim olursa olsun kabul ederiz,’ diyordunuz. İşte getirdim.”

Gittiler. Çocuklarla, şallarıyla, kokularıyla.

Kırk dakika geçmişti ki zil çaldı. Kapıyı açtım, yine onlardı. Ama bu sefer farklıydılar. Gülendam’ın üstünde sade bir kazak, saçlarını toplamış, gözleri ışıl ışıldı.

“Merhaba,” dedi kibarca. “Affedin bizi.”

“Anlamadım,” diye mırıldandım, geri çekilerek.

Deniz gülümseyerek öne çıktı:

“Anne, hep ‘Evlen artık!’ diyordun ya? Ben henüz hazır değilim. Bu da Gülendam, en yakın arkadaşım. Şaka yapalım dedik. O Urfa’dan, yeğenleriyle bize misafirliğe gelmişti. Kalacak yerleri yoktu. ‘Ailemizi şaşırtalım,’ dedik.”

Koridordaki pufun üstüne çöktüm. Bacaklarım tutmuyordu artık.

“Oğlum, ne yaparsan yap ama bir daha böyle korkutma beni! Neredeyse kalp krizi geçiriyordum!”

Sofraya döndük. Gülendam şimdi çok farklıydı, mutfakta bize yardım ediyordu. Çocuklar sofrada kahkahalar atıyordu. Eşimle birbirimize baktık: Evet, yaşlanıyorduk. Ama oğlumun şakası tam isabet olmuştu – gerçekten korkunçtu!

Rate article
Lifequest
Oğlum Yanında Üç Çocukla “Kaçak Gelin” Getirdi — Onları Kovduk, Sonra Gerçeği Öğrendik