Oğlumuz Üç Çocukla Eve “Tundradan Gelen Gelin” Getirdi – Onları Kovaladık, Sonra Gerçeği Öğrendik

O gece yüreğim ağzıma geldi, eğer dişlerimi sıkmasaydım şimdi yerlerdeydi. Her şey bir telefonla başladı. Oğlum Murat aradı, sesi neşeli ve kararlıydı: “Anne, biz Şebnem’le birazdan geleceğiz. Tanışsınlar.” Kocamla göz göze geldik, içimiz kıpır kıpır oldu. Sonunda, dedik, bizimki de aklını başına topluyor. Daha ne kadar bekleyecektik ki?

Murat’ın işi gücü hep maceraydı. Askerden dönünce bir baktık, “Doğu’ya gidiyorum. Çalışacağım, para kazanacağım” demiş. Şaşırdık ama engel olmadık. Gitti, bir de baktık ki her gelişinde hediyelerle dolu: balıklar, türlü otlar, doğal ürünler. “Doğa sert ama güzel, insanlar sıcakkanlı” diye anlatırdı.

Derken bir gün evlenmeye karar verdi. Hemen sofrayı kurduk, en güzel kıyafetlerimizi giydik, bekliyoruz. Kapı çaldı, açtım ve… dilim tutuldu.

Önce kocaman bir yün çarşaf gördüm, ardından üç çocuk ve Murat. Çarşaf bir çekildi, altından küçücük, zayıf, kara gözlü, keskin bakışlı bir kız çıktı. Murat gururla, “Bu Şebnem. Nişanlım.” dedi.

İçimde bir şeyler çöktü. Kız sessizce başını eğdi, çocuklar izin bile beklemeden yere oturdu. Biri çizmelerini çıkarıyor, diğeri pervazın üstüne tırmanıyor. En küçüğünü de Şebnem, kolayca koltuğun ayağına kemeriyle bağladı ki kaçmasın. Sessizlik ve Doğu’nun kokusuyla dolu bir görüntü, sanki Van’dan kalkıp İstanbul’daki evimize inmişlerdi.

Salona geçtik. Ben beyaz örtüyü serdim, sofra kuruldu. Şebnem çocuklara yemeği elle (!) dağıtmaya başladı. Kendi çatal kullanıyordu ama ağzında oynatıyordu. Kısa kısa konuşuyordu.

Kocam merakla sordu: “Bu çocuklar…”

“Benim.” dedi Şebnem, hiçbir duygu yoktu sesinde.

Murat’ın babasıyla bakıştık. Şimdi bu aileye mi bakacağız?

“Oğlum, nerede tanıştınız?” dedim, sesim titriyordu.

“Doğu’da, anne. Şarkı söylüyor, duysan aşık olurdun!” diye coşkuyla anlattı, birden tanıyamadığım bir oğlum vardı karşımda.

Kocam devreye girdi: “Peki, nerede oturacaksınız?”

“Çadır iyidir.” dedi Murat, omuz silkti.

İşte o an patladım. Mutfağa geçtim, arkasından kocam geldi. Gözlerimiz faltaşı gibi açılmıştı.

“Ne yapacağız?”

“Bilmem.” dedi, elleri havada.

Odaya döndük. Kocam oğluna yaklaştı, gözlerine bakmadan bir miktar para uzattı: “Al otele gidin. Kusura bakma, burada kalamazsınız.”

Murat iç çekti: “Hep ‘evlen de kim olursa olsun kabul ederiz’ diyordunuz. İşte getirdim.”

Gittiler. Çocuklarla, çarşafla, kokularıyla…

Kırk dakika sonra kapı tekrar çaldı. Şaşkınlıkla açtım, yine onlardı. Ama bu sefer bambaşka bir haldelerdi. Şebnem artık çarşafsız, sade bir ceketle, saçları toplu, gözleri ışıl ışıldı.

“Merhaba,” dedi kibarca. “Affedin bizi.”

“Anlamıyorum…” diye mırıldandım, geri çekildim.

Murat gülümseyerek adım attı: “Anne, hep ‘evlen evlen’ diye baskı yapıyorsunuz. Ben daha hazır değilim. Şebnem arkadaşım, Van’dan misafir geldi, yeğenleriyle. Kalacak yerleri yoktu. ‘Hadi bir şaka yapalım’ dedik.”

Koridordaki pufun üstüne çöktüm. Bacaklarım tutmuyordu.

“Oğlum, ne yaparsan yap ama bir daha beni böyle korkutma! Neredeyse kalp krizi geçiriyordum!” dedim, nefes nefese.

Sofraya döndük. Şebnem bu sefer misafirperverdi, mutfakta bana yardım etti. Çocuklar masada gülüşüyordu. Kocamla anladık ki yaşlanıyoruz. Ama oğlumun şakası tutmuştu – öyle gerçekçiydi ki neredeyse inandık!

Rate article
Lifequest
Oğlumuz Üç Çocukla Eve “Tundradan Gelen Gelin” Getirdi – Onları Kovaladık, Sonra Gerçeği Öğrendik