Annem, beş yıllık ihanetin ardından babamı yeniden kabul etmeye hazır… Ama biz hazır değiliz.
Annemin kalbi değil, bitmek bilmeyen bir sabır denizi var sanki. Beş yıl önce babam ona o kadar acımasızca davrandı ki, hâlâ bu konuda rahat konuşamıyorum. Peki ya annem? Sakin bir gülümsemeyle, “Geçmiş geçmiştir. Geldi, pişman oldu, af diledi… Yeniden bir arada yaşamak istiyor…” diyor.
Ama kardeşim ve ben kesinlikle karşıyız. Çünkü her şeyi hatırlıyoruz. Böyle şeyleri unutmak, kendine ihanet etmek gibi bir şey. Neredeyse kırk yıldır birlikteler. Yurt odasından lüks bir yazlık evine uzanan bir yolculuk yaşadılar. Önce daracık bir oda, sonra iki odalı, üç odalı derken nihayet muhteşem dört odalı bir daire, ardından da İstanbul’un dışında bir ev. Babam güzel yaşamayı severdi. Her iki yılda bir yeni lüks otomobil, “herkesinkine” benzeyen tadilatlar, en iyi beyaz eşyalar.
Bir de sekreterini seviyordu. Hem de çok açık bir şekilde… Öyle ki sık sık onunla yakınlaşıyordu. Derken bir gün kadın hamile olduğunu söyledi. Artık çok geçti. Babam da kararını verdi: “Onu seviyorum, yeni bir aile kuracağım!” Sadece gidip gitseydi belki başkaydı. Ama olmadı. Öyle bir mal paylaşımına girişti ki, sanki biz ona yabancıydık. Kendi kendine soruyordu: “Acaba kendime haksızlık mı ettim?”
O sırada ben evliydim, eşimle ayrı yaşıyorduk. Ama kardeşim annemle kalıyordu. Evlenirken ona bir daire verecekti babam, söz vermişti. Ancak skandaldan sonra sadece sözler kaldı. Daireyi vermedi. Evi, garajı, arabayı aldı, hatta “kendi malı” dediği her şeyi daireden çıkardı. Annemi bile banka hesabına erişemeden bıraktı, “yeni” ailesi için paraya ihtiyacı varmış.
Sonraki aylarda babam bize işe gider gibi gelmeye başladı… Bazen sevdiği taburesi için, bazen de likör bardakları için. Ta ki kardeşim kilidi değiştirene kadar. Biz de annemle konuşarak, kardeşim ve eşinin ayrı bir evi olsun diye daireyi değiştirmeye karar verdik. Düğüne babamı davet etmedik, o da ısrar etmedi. Evden ayrıldıktan sonra ailenin maddi durumu kötüleşti ama üstesinden geldik.
Annem eski işine döndü, tecrübeli bir finansçı olarak ona kucak açtılar. Kardeşim ve ben de üzerimize düşeni yaptık, zamanla her şey yoluna girdi. Babamsa işlerini iyi yürütemedi. Sağlığı bozuldu, öyle güvendiği genç karısı onu kapı dışarı etti. Bu kez mal paylaşımı bile yapmadı, eve elveda dedi, sadece arabasını alıp bir otele yerleşti.
Sonra başladı… Annemi arayıp ağlayarak yalvarmalar: “Affet beni, aptalın tekiydim… Hadi eski günlere dönelim…” Peki annem ne yaptı biliyor musunuz? Onu dinledi! Bir gün bize gelip, “Babanız sizinle barışmak istiyor… Belki bir şans verebiliriz?” dedi.
Kardeşimle adeta donup kaldık. Aynı anda bağırdık: “Eğer onu kabul edersen, biz bu eve bir daha ayak basmayız!” Seni seviyoruz, her zaman yanında olacağız, ama bir ihanete geri dönmek affetmek değil, kendine saygısızlık olur.
Artık ona “baba” demek istemiyoruz. Çünkü bir hayal uğruna ailesini terk eden birine, bu ismi layık görmüyoruz.




