Miras Haberiyle Babam Beni Hatırladı

Bugün annemin günlüğünü karıştırırken bu hikâyeyi buldum. Yazacaklarım, aslında onun defterine düşülmüş notlardan farksız.

Hayatım hiç kolay olmadı, ama asıl yıkım, ebeveynsiz büyümenin verdiği acı değil, on beş yıl sonra ortaya çıkan, bir zamanlar “baba” dediğim adamın ani gelişi oldu. Çiçeklerle, özürlerle değil, tek bir taleple geldi: “Mirastan payını ver!”

Annem ve babam ben dört yaşındayken ayrıldı. Annem kendini içkiye vurdu, mahkeme vesayetimi babama verdi. O da babalık yapacak gücü kendine bulamadı, beni Polatlı’nın bir köyündeki babaannemin yanına bıraktı. Kendisi şehirde yaşıyor, bize ayda yılda bir uğruyordu.

Köy okuluna gittim, toprakla uğraşmayı öğrendim, eskimiş dikiş makinesinde kumaşları dikmeyi, balık tutmayı, reçel kaynatmayı. Babaannemle hayatımız sade ama dopdoluydu. Üçüncü sınıfta bir gün babam yabancı bir kadınla çıkageldi. Beni dışarı gönderdiler. Geri döndüğümde babaannem tek başına, cam gibi gözlerle sandalyede oturuyordu.

“Babam nerede?” diye sordum.

“Bir daha gelmeyecek, Aysel,” dedi sadece.

Ve gelmedi. Yeni bir aile kurdu, kızını unuttu. Babaannemle ikimiz yaşadık. Üzülmedim; bana o yetti. Bilgeliği, sükûneti, bazen sert ama hep sevgi dolu hali… O, bana hem annem, hem babam, hem dostumdu.

Liseyi bitirdiğimde, köyün terzisi Zehra Teyze, “Ellerin altın gibi, yeteneğini tarlalarda harcama, okumaya devam et,” dedi. Dinledim. Şehre gittim, okudum, çalıştım, ayaklarımın üstünde durdum. Babam oturduğum yurttan üç durak ötedeydi ama dört yıl boyunca bir kez bile arayıp sormadı. Ben de aramadım.

Okul bitince bir atölyede işe girdim, Murat’la evlendik. Küçücük bir ev tuttuk ama her cuma babaannemi ziyaret etmek için köye gittik. Murat’ı çok severdi. Hamile olduğumu öğrenince gözleri parladı. Torununu göremedi ama…

Babaannem vefat ettiğinde dünya bomboş geldi. Noter geldiğinde ise her şeyi bana bıraktığını öğrendim. Ev, bahçe, biriktirdiği paralar… Mektubu okurken hıçkıra hıçkıra ağladım. Paralar için değil, onun hatırası için.

Babam cenazeye gelmedi. Tek telefon, tek kelime yok. Altı ay sonra, ancak vasiyetinin haberini alınca, on beş yıllık sessizliği bozup kapımı çaldı.

Yaşlanmış bu adamı tanımakta zorlandım. Lafı dolandırmadı bile:

“Mirastan yarısı benim hakkım.”

Yüzüne acı bir kahkaha attım: “Sana mı? Yarısı mı? Beni de anneni de terk ettin! Şimdi mi aklına geldi?”

Dişlerini gösterdi, ama Murat hemen yanıma dikildi: “Defol git. Kendin gidersin yoksa ben yardımcı olurum.”

Mahkemeye verdi bizi. Ama kanun bile benim yanımdaydı. Kaybetti, masrafları ödedi, yine kayboldu.

Biz, Murat’la birlikte küçük bir dikiş atölyesi açtık. İşçi tulumları, önlükler dikiyoruz. İşimiz iyi; kendi ayaklarımızın üstünde duruyoruz.

O adamı bir daha görmedim. Görmek de istemem. Gerçek ailem babaannemdi. Ayakta durdum çünkü o, bir gün, “Sen daha iyisine layıksın,” demişti. Hayatımı, benimle gurur duysun diye yaşıyorum. O şimdi belki bulutların üstünde, ama kalbimde hep burada…

Bugün şunu anladım: Kan bağı değil, sevgi aile yapar. Ve bazen, bir kişinin inancı, bir ömre bedeldir.

Rate article
Lifequest
Miras Haberiyle Babam Beni Hatırladı