Çocukluğumdan beri kristal saraylardan fırlamış bir kız gibi yetiştirildim. Her şeyin en iyisi benim içindi. En iyi okullar, özel dersler, yurtdışı gezileri… Annem sık sık, “Sen en iyisine layıksın, sakın küçük şeylerle yetinme” derdi. Babam ise sadece iç çeker, başını sallardı—tek kızının her dediğini yapardı. Ama iş kişisel mutluluğa gelince, hiçbir şey hayal ettiğim gibi gitmedi.
“Prens”imi hemen bulamadım elbet. Hayal kırıklıkları, gelip geçici aşklar, boş vaatler… Sonra Murat çıktı karşıma ve “işte aşk böyle bir şey olmalı” dedim kendime. Kibar, nazik, en küçük detaylara bile dikkat eden biriydi. Sebepsiz yere çiçekler getirir, bana şiirler okur, ellerime kutsal bir emanetmişçesine dokunurdu. Arkadaşlarım kıskanır, hayran kalırdı. Hepsi—Ayşe hariç.
“O seni mi seviyor yoksa babanın banka hesabını mı?” diye şüpheyle sordu bir gün.
Güldüm geçtim. Murat’a kendime inandığım kadar güveniyordum. Onu öyle çok seviyordum ki… Titriyor, ürperiyor, gözlerim doluyordu. Gösterişsiz bir nikahla evlendik, büyük düğünler olmadan. Ailem bize yirmi beşinci katta bir daire hediye etti. Manzarası o kadar güzeldi ki nefesiniz kesilirdi. Murat da babamın desteğiyle aile şirketinde kısa sürede müdür yardımcısı oldu. Ama dürüstçe çalışıyordu, tembellik etmiyordu. Babam zamanla şirketi ona devretmeyi bile düşünüyordu.
Mükemmel bir çifttik. Herkes öyle sanıyordu. Yıllar sonra çocuk konusunu konuşmaya başladık. Ailem torun istiyordu. Biz de denemeye karar verdik. Ama hamile kalamıyordum. Aylarca bekleyiş, hayal kırıklığı, gözyaşları… Testler sorunun bende olduğunu gösterdi. Tedavi gördüm, hormon terapileri aldım, umut etmeye çalıştım. Sonra tüp bebek denedik. Birkaç başarısız girişim beni iyice yıktı. Sinirli, yorgun, içime kapanık biri olmuştum. Murat yanımdaydı. Yoksa öyle mi sanıyordum?
Otuzuncu doğum günüm yaklaşıyordu. Ailem ısrar etti—müzik, davetliler, sıcak bir sofra… Gülümsememi geri getirmek istiyorlardı. İçim paramparça olsa da neşeli görünmeye çalışıyordum. Tam akşamın ortasında telefon çaldı. Başka bir odaya geçip açtım. Salondan gürültüler gelirken, telefonun diğer ucundaki kadın sesi soğuk ve nettendi.
“Rahatsız ettiğim için özür dilerim,” dedi. “Zor bir durumda olduğunuzu biliyorum, ama siz de bir kadınsınız, beni anlayacaksınız. Murat’la aramızda uzun süredir bir ilişki var. Ve ondan hamileyim. Sizin çocuk sahibi olamadığınızı söylüyordu. Lütfen bırakın onu. Onun bir oğula ihtiyacı var. Benim çocuğumun da babaya.”
Nefesim kesilmişti. Kulaklarım uğulduyor, odam dönüyordu. Kaçmak, bağırmak, yok olmak istedim. O akşamlar nerede olduğunu anlamıştım—”arkadaşta, annemde, görüşmedeyim” diye çıkıp gidiyordu. Bana karşı sertleşmesinin, sessizleşmesinin sebebini de…
Yüzümü sildim, derin bir nefes aldım ve sofraya döndüm. Gülümsedim. Kahkaham boğazımda düğümlenirken, gözlerim yanarken bile dayandım. Misafirler gitti. Sadece ailem kaldı. Sonra itiraf ettim:
“Baba, anne… Murat beni aldatıyor. O kadın ondan hamile.”
Oda bir anda mezar gibi sessiz oldu. Babam ayağa kalktı, ağır adımlarla Murat’ın yanına gitti ve boğuk bir sesle,
“Bundan sonra oğlum değilsin,” dedi. “Çık git evimden.”
Annem beni yanına aldı, kalmak istedi ama gitmesini söyledim. Yalnız kalmam lazımdı. Gece Murat geri döndü. Koridorda dövülmüş bir köpek gibi duruyordu. Affetmemi istedi. Onu sevmediğini, bir anlık zaaf olduğunu, belki de büyü yapıldığını söylüyordu. Ben sessizdim. Geceyi geçirmesine izin verdim—acıdığım için değil, onu kovacak gücüm kalmadığı için.
Sabah yalvarmaya devam etti. Babamla konuşmamı, her şeyin yolunda olduğunu söylememi istedi. Ona baktıkça yabancı birini görüyordum. Aşk gitmişti. İnanç da onunla birlikte.
Gitti. Kadın, onun dediğine göre, doğum yapmak üzereydi. Doğru mu yoksa bir oyun mu bilmiyordum. Ama bildiğim bir şey vardı—ben hâlâ çocuk sahibi olamamıştım. O ise bir baba olacaktı. Ama benimle değil.
Şimdi bir seçim yapmalıyım: bırakıp gitmek mi, savaşmak mı? Ama ne için savaşayım ki, bana ihanet etti. Onsuz yaşamak korkutucu. Ama onunla yaşamak—artık imkânsız.




