Yirmi Yıl Sonra Ayrıldı… Geri Dönmek İstedi Ama Artık Aynı Kişi Değildim.

Ayşegül mutfakta arkadaşıyla oturmuş, gözyaşlarını zor tutuyordu. Elleri titriyor, aklı karışmıştı, sesi kısılıyordu.

“Bekle… Yani öylece eşyalarını toplayıp gitti mi?” diye şaşkınlıkla sordu dostu Emel.

“Evet,” diye boğuk bir sesle cevap verdi Ayşegül. “Yirmi yılın ardından. Çantasını aldı, ‘Başkasını sevdim’ dedi ve kapıyı çarpıp gitti.”

“Belki yanlış anlamışsındır? Belki sadece bir bunalımdır?” diye tereddütle ekledi Emel.

“Emel, kendini duyuyor musun? Hangi yanlış anlama? Gitti. Gözyaşı yok, histeri yok, açıklama yapma çabası yok. Sanki yirmi yıllık hayatımız hiç yaşanmamış gibi.”

Ayşegül ellerini yüzüne kapattı. Gözleri yine dolmuştu. Kendini hiç bu kadar boş ve ihanete uğramış hissetmemişti.

“Çocuklar biliyor mu?” diye ihtiyatla sordu Emel.

“Hayır… Elif ile Can Mersin’deki yaz kampında. Üç gün önce trene bindirdim. İki hafta sonra dönecekler… Ve bunu onlara nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum. Nasıl?”

“Belki de şimdi evde olmamaları iyi oldu. Kendine gelmek için zamanın olacak…”

“Kendime mi geleceğim? Bundan sonra? O benim hayatımın anlamıydı…” diye fısıldadı Ayşegül, başını elleri arasına aldı. “Nasıl fark etmedim bunu? Nasıl?”

Birkaç saniyelik sessizlikten sonra Emel beklenmedik bir öneride bulundu:

“Gel ondan intikam alalım. Kadınca.”

“Ne?” Ayşegül şaşkınlıkla başını kaldırdı. “Nasıl yapacaksın bunu?”

“Çok basit. Bu akşam bir randevuya çıkıyoruz. Yabancı biriyle. Sen güzelsin, bakımlısın, zekisin. Evin var, paran var, çocukların mükemmel. Her erkeğin rüyasısın. Hadi gösterelim ona, senin sadece eski bir eş değil, hayalini kurdukları bir kadın olduğunu.”

“Bilmiyorum… Hâlâ onu seviyorum…”

“Peki o seni seviyor mu? Başkasıyla hiçliğe giderken seni seviyor muydu?” diye sordu Emel, arkadaşının elini sıktı. “Hadi gidelim. Kaybedecek bir şeyin yok. Sadece biraz hava alırsın.”

Şüpheler içinde kıvransa da sonunda kabul etti. Bir saat sonra ikisi de uygulamadan “kör randevu” için uygun birini seçiyorlardı. Akşam Emel onu restorana getirdi, göz kırptı ve tek başına bıraktı.

Ayşegül, kalbi küt küt atarken içeri girdi. Masa 13. Zaten orada oturan biri vardı.

“Affedersiniz, trafik yüzünden geciktim… Cemal?”

“Ayşegül?..” Adam anladı ayağa kalktı. “Olamaz! Ne tesadüf!”

Eski bir iş arkadaşıydı, yan yana beş yıl çalışmışlardı. O ayrıldıktan sonra görüşmemişlerdi ama aralarında hep özel bir bağ vardı.

“Kader işte,” diye gülümsedi Ayşegül, otururken.

Konu kendiliğinden açıldı. Eski günleri, ortak tanıdıkları, saçma anıları hatırladılar. Kahkahalar, hafiflik, sıcaklık… Aradan geçen yıllar hiç yaşanmamış gibiydi. Sonra Cemal aniden sordu:

“Peki, neden randevuya çıkmaya karar verdin?”

Ayşegül dondu. Önce yalan söylemek istedi. Ama ses tonundaki bir şey dürüst olmasını sağladı.

“Kocam beni terk etti. Dün. Eşyalarını toplayıp gitti. Başka biri var, dedi. Ben… Nasıl devam edeceğimi bilmiyorum.”

Cemal gözlerini indirdi, sonra yavaşça elini tuttu:

“Yalnız değilsin, Ayşegül. Ve açıkçası, seni bu masada görmek beni mutlu etti.”

Ayşegül terk edilmiş değil, ihtiyaç duyulan biri olduğunu ilk kez hissetti. Görülen, değer verilen biri.

Ama Cemal temkinliydi:

“Bu akşamı bozmayalım. Senin için taksi çağıracağım. Hafta sonu yeniden buluşuruz. İki eski dost olarak.”

Eve döndüğünde koltuğa uzanmış uyuyan Emel’i gördü.

“Bütün gece burada mı oturdun?” diye sordu Ayşegül, güneşten gözlerini kısarak.

“Evet. Ve arada bir teşekkür edebilirdin,” diye esnedi Emel. “Ee, randevu nasıl geçti?”

“Cemal’i gördüm,” diye fısıldadı Ayşegül.

“O mu? Üç yıl önce neredeyse sana aşık olan?”

Ayşegül başını salladı. Ama devam edemediler, kapı çaldı. Emel açmaya giderken, Ayşegül içinde bir kötü hisle banyoya koştu.

“Ayşegül! Misafir var,” diye alaylı bir sesle seslendi Emel.

“Kim?..”

Kapıda kocası duruyordu.

“Ayşegül, affet beni… Aptalım, hata yaptım…”

“Sen mi? Hata mı? O fotoğrafları hâlâ görmüyor musun? Ya da ‘arkadaşta’ geçirdiğin geceleri?”

“Kimseyi sevmedim, sadece seni… Çocuklar için…”

“Çocukları karıştırma!” diye keskin bir sesle kesti Ayşegül. “Biliyor musun? Dün bir randevuya çıktım. Cemal’le. Harika vakit geçirdik. Aramızda bir şey olmasa da anladım ki artık sana ihtiyacım yok.”

Kocası küçük dilini yutmuştu.

“Yani şimdi onu mu seviyorsun?”

“Sen beni aldattığında kiminleydin? Eşitiz.”

Sararıp soldu, sanki rüzgârla savrulup gitti. Ayşegül ise derin bir nefes aldı. Hafiflemiş, özgürleşmişti. Sanki yükleri dökülmüştü.

Aynı akşam Cemal’i aradı:

“Merhaba. Boşandım. Tamamen. Sahilde yürüme teklifinden vazgeçtin mi?”

“Asla, Ayşegül. Bu aramayı bekliyordum.”

Görüşmeye başladılar. HayVe zamanla, her yaraları sarıldı, her hüzün yerini umuda bıraktı, çünkü bazı bitişler gerçek başlangıçlardır.

Rate article
Lifequest
Yirmi Yıl Sonra Ayrıldı… Geri Dönmek İstedi Ama Artık Aynı Kişi Değildim.