Neden özellikle ben onunla ilgilenmeliyim? İşte Volkan — gözde oğlu, bırak o yardım etsin: Neden hasta anneme bakmayı reddettim
Çoktandır farkındayım: birden fazla çocuğu olan ailelerde neredeyse her zaman biri “gözde” olurken, diğeri “fazlalık” olarak görülür. Sınırsız sevilen, her şeyde haklı bulunan, şımartılan taraftır birinci. İkincisi ise ailedeki her talihsizliğin nedeni gibi gösterilir. Benim ailemde de durum tam buydu.
Annem, küçük kardeşim Volkan’a tapardı. Bense… bir “kazayla” doğmuş çocuktum. Bir kavga sırasında bana şunu demişti: “Sen olmasaydın, babanla boşanmazdık.” Bu söz öyle derin bir yara bıraktı ki yıllar geçse de unutamıyorum. O zamanlar bir çocuğa böyle söylenebileceğini anlamıyordum. Ben doğmamı istememiştim ki. Doğduğum için suçlu değildim. Ama annem öyle düşünmüyordu anlaşılan.
Boşandıktan sonra beni babamın anne babasına, yani büyükanne ve büyükbabama verdi. Yedi yaşındaydım. Bir anda kendimi tanımadığım bir evde, annemsiz buldum. Büyüklerim bana karşı iyiydi. Onlar benim gerçek ailem oldu. Oysa annem tüm bu zamanı Volkan’la geçirdi. Onunla ilgilendi, başına sardı, büyüdüğünde bile girdiği karanlık işlerden kurtardı. Onun borçlarını ödedi, polisten kaçırdı, itibarını temizledi.
Sonra ona ev almak için şehir merkezindeki dört odalı büyük dairesini sattı. Bunu sonradan, tanıdıklardan öğrendim. Benim adımı bile aklına getirmemişti. Oğluna her şeyini verdi — sevgisini, parasını, emeğini. Bense onun için hiç var olmamıştım sanki.
Uzun zamandır başka bir şehirde yaşıyorum. Evlendim, bir kızım oldu. Şimdi bir de torunum var — kızım bir erkek çocuk doğurdu ve büyükanne ile büyükbabamdan kalan evde oturuyor. Sakin, huzurlu bir hayatımız var, kimseye borçlu değiliz. Annemle pek görüşmedik. Ben de onunla… Neden görüşeyim ki? Yabancıyız sonuçta.
Derken her şeyi değiştiren bir olay oldu.
Annem kalçasını kırdı. Hastanede ameliyat gerektiğini, ücretli olduğunu söylediler. Peki ameliyat parasını kim ödedi biliyor musunuz? Ben. Evet, ben. Kendi paramla. Çünkü ne olursa olsun, o benim annemdi. Acı çekmesini istemedim.
Ama ameliyattan sonra uzun süreli bir rehabilitasyon gerektiği ve yanında biri olması gerektiği ortaya çıktı — temizlik, yemek, doktor randevuları için eşlik etmek…
İşte tam da bu noktada Volkan beklenmedik bir şekilde “topu bana attı”. Arayıp ikna etmeye, sonra baskı yapmaya başladı: “Sensin sorumlu olan! Sen kızısın!”
Reddettim.
Ondan sonra başlayanlar… İkisi birden — hem annem hem kardeşim — üstüme geldi. Suçladılar. Sözde onlara verdiğim eski kırgınlıkları gündeme getirdiler. Annem, “Ben seni doğurdum, büyüttüm!” dediğinde, içimden düşündüm: Neyimi büyüttü? Beni başkalarına verip unuttu ya! Sevgiyi, şefkati, ilgiyi gören tek taraf vardı. Sadece Volkan.
Öyleyse neden şimdi, kötü gününde, beni hatırlıyor? Daha önce hayatında ben neredeydim?
Kendimi tutamadım ve açıkça söyledim:
— Anne, sen seçimini yaptın. Tek bir çocuğa yatırım yaptın, her şeyini ona verdin. İkincisini ise attın. Şimdi hasat zamanı. İşte gözde çocuğun. Güçlü, yetişkin bir adam. Bırak artık o baksın sana. Ben artık “sen yapmalısın” diyerek manipüle edebileceğin küçük kız değilim. Kimseye bir şey borçlu değilim.
Bu onların hoşuna gitmedi. Hakaret etmeye başladılar. Duygusuz, vicdansız, nankör olduğumu söylediler. Ama içimde artık hiçbir şey kıpırdamıyordu.
Suçluluk hissetmedim. Sadece acı vardı. Ailemizin hikâyesinin bu kadar adaletsiz yazılmış olmasına dair bir acı.
Şimdi annem rehabilitasyon merkezinde yatıyor. Volkan arada uğruyor. Ben ise kendi hayatımı yaşıyorum. Bazen büyükannem rüyama giriyor — beni alan, gözyaşlarımı silen, masallar okuyan kadın. Sadece o gerçekten benim annemdi.
Bana kin güttüğümü söyleyebilirler. Doğru. Ben melek değilim. Ama bir kez benden vazgeçenlere tekrar kendimi vermeye hazır değilim.




