“Yakınlığın Böylesi”
“Ah, keşke Ayşe Hanım yine gelmese,” diye fısıldadı Tülin kocasına, üç yaşındaki torunları Efe’nin doğum günü pastasındaki mumları büyük bir ciddiyetle üflediği sırada. “Torununu hiç göremedi… içim acıyor.”
“İstemiyorsa gelmesin,” diye sertçe yanıtladı Mehmet. “İki hafta önce mesaj attım. Daha ne kadar davet edelim?”
“Belki de bir telefon açmalıydık? Hatırlatmalıydık? Artık genç değil sonuçta…”
“Tülin, yeter. Unutmaz o, eğer gerçekten önemsese. Üç yıldır torunuyla görüşmeye bile tenezzül etmediyse, demek ki istemiyor. Telefonu var, adresimizi biliyor. Gururu duygularının önünde işte.”
Tülin sustu. Üzerinden beş yıldan fazla geçmişti ama kırgınlık hâlâ tazeydi. Aptalca, inatçı, geçmeyen bir sızı… Kimse tam olarak suçlu değildi belki, ama yine de…
Mehmet, Tülin’le bir arkadaşının düğününde tanışmıştı. O zamanlar yalnız değildi; yanında, gözleri üzerine çeken bir adam vardı. Uzun boylu, etkileyici, kendinden emin… “Alfa erkek” denenlerden. Mehmet o gün yanlarına gidemedi. Sonra duydu ki adam, Tülin’i küçük kızıyla terk etmiş. Bir tanıdık vasıtasıyla “tesadüfen” karşılaşma ayarladı. Ve uzun süre, sabırla peşinden koştu. Defne henüz bir yaşına basmadan nikâhlandılar.
Ayşe Hanım, yani annesi, gelini soğuk ama mesafeli bir şekilde kabul etti. Ne sevindi ne de müdahale etti. “Biter bir gün,” diye düşündü; üvey çocuk, kendinden büyük eş… Ama Mehmet mutluydu. Bunun için kendi şüphelerini içine gömmeye karar verdi.
Ta ki bir gün ağzından kaçırıverene kadar. Mehmet, Defne’yi evlat edinmek istediğini söylemişti. İşte o zaman annesi onu “ciddi bir konuşma”ya çağırdı.
“Niye başkasının çocuğunu alıyorsun? Bu senin sorumluluğun değil ki!”
“Anne, Defne benim için yabancı değil. Bana ‘baba’ diyor. Başka bir babası hiç olmadı.”
“Ama kanının aktığı biri var! İstemese bile bu gerçeği değiştirmez.”
“Kan ne fark eder ki? Ben onunla en başından beri varım.”
“Fark eder! Ya Tülin’den ayrılırsan? Kendini hiç bağlamadığın bir kız için nafaka ödeyeceksin!”
“Anne! Ciddi ciddi ayrılacağımızı mı düşünüyorsun?”
“Sadece kendi çocuklarını düşün diyorum. Gerçek olanları.”
“Ya olmazsa? O zaman?”
“Olacak! Senin her şeyin kanından olan çocuklarına kalmalı, başkasının kızına değil!”
Mehmet ayağa kalktı.
“Yeter. Eğer Tülin’i ve Defne’yi bırakacağımı umuyorsan, boşuna. Onları seviyorum. Ve Defne senin torunun olacak, istesen de istemesen de.”
Yedi yıl sonra Efe doğdu. Ve Ayşe Hanım’ın hayatının merkezi o oldu. Onunla gezdi, baktı, şımarttı. Defne ise gölgede kaldı. Tülin buna ses çıkarmadı, ilişkileri bozmak istemedi. Efe ve büyükanne çok yakındı. Hatta tatile gittiklerinde bile ona bakardı. Defne anlıyordu, zeki bir kızdı. Bir gün sordu:
“Büyükanne neden benimle bu kadar ilgilenmiyor?”
“Sadece uzun zamandır bir erkek torun hayal ediyordu,” diye açıkladı annesi. “Efe, babanın çocukluğuna benziyor.”
Defne büyüdü ama on dört yaşına geldiğinde işlerin yolunda gitmediğini hissetti. Bir gün eve gelip direk sordu:
“Anne, doğruyu söyle. Mehmet benim gerçek babam değil mi?”
“Evet…”
“Tahmin etmiştim. Ama ne fark eder? O benim babam. Gerçek olan.”
Ve herkes rahat bir nefes aldı.
Ama bir gün, Efe on altı yaşına bastığında, büyükanne sofrada kadehini kaldırıp pat diye attı:
“Efe, artık kendine bir gelin bakma vakti geldi. Bulduğunda sana bir daire hediye ederim. Torunlarımı görebilmek istiyorum!”
Efe gülümsedi:
“Büyükanne, daha çok erken! Defne’ye versene, sana hemen torun yapar!”
Ayşe Hanım dondu. Sonra sakince:
“Ama siz kan bağı olmayan kardeşlersiniz. Onun başka bir babası var.”
Sofradakiler buz kesildi. Sessizlik çınlıyordu. Efe’nin yüzü bembeyaz oldu. Anne babasına baktı. Ayağa kalktı:
“Hadi gidiyoruz. Kutlama bitti.”
Konuklar dağılmaya başladı. Tülin, kaynanasına hayatında hiç olmadığı kadar bağırdı.
“Niye? Neden şimdi? Ne elde etmeyi umuyorsun?”
“Öyle bir sırla gitmek istemedim. Gerçeği bilmeliydi.”
“Kime faydası oldu bu?!”
Ama kadın sustu.
O günden sonra Efe, büyükannesini aramadı. Anladı ki anne babası dürüsttü, sevgiyle hareket etmişlerdi. Ama büyükanne… tüm bu yıllar boyunca ona yaranmaya çalışmış, ablası hakkında kötü şeyler fısıldamıştı. Anladı ki akrabalık kanla olmuyordu. Ve bağını kopardı.
Defne evlendi. Büyükanne torununun fotoğraflarını görmezden geldi. Torununun doğumunda tek kelime etmedi. Mehmet aradı, cevap vermedi. Kafasındaki fikir değişmedi: gerçek aile kanla olurdu.
Sonra Efe on sekizinde evlenmeye karar verdi. Anne babası şaşırdı:
“Çok erken!”
“Büyükanne torun istemişti,” diye omuz silkti. “Demek ki çok da istememiş.”
İşte o zaman Ayşe Hanım küstü. Özür bekledi. Torununun doğumuna bile gelmedi.
Bahar aylarında Tülin ciddi şekilde hastalandı. Yeni iyileşmeye başlamıştı ki bir telefon geldi:
“Ayşe Hanım son nefesini verirken, torunu Efe’nin elini sıkıca tuttu ve gözlerinden süzülen yaşlarla, ‘Affet beni,’ diyebildi.”




