— Sen niye böyle sertsin? — diye şaşırdı Kerem, Elif’i bavulunu toplarken görünce. — Neler oluyor?
Elif yavaşça kitaplıktaki kitapların sırtlarını okşadı — onların arasında Kerem’in alaycı bir şekilde “kadınların gereksiz kitapları” dedikleri de vardı.
— Hatırlıyor musun, bana şarap konusunda bir şeyler öğreteceğine söz vermiştin?
— Ee, ne olmuş yani?
— Hiçbir şey, — diye kısa bir cevap verdi ve ev anahtarını masaya fırlattı. — Her zamanki gibi.
— Kötü niyetle söylemiyorum ya! — diye atıldı Kerem. — Sadece işlerim var.
— Benim de bir hayatım var, Kerem. Ve senin bu hayatıma katılmanı beklemekten yoruldum.
Elif hep kitaplardaki gibi bir aşk hayal etmişti. Biriyle tanışacak ve anlayacaktı: “İşte bu O!” Heyecan, aynı nefes ritmi, şefkat, ilgi ve o meşhur “kimya”… Sorunlar olacaksa bile onların arasında değil, dışarıdan gelecekti.
— Kızım, ilk görüşte aşk ancak masallarda olur, — diye yumuşak bir sesle anlatırdı annesi. — Gerçek hayatta aşkın bir sebebi olmalı. Hatta birden fazla.
Elif o zaman burun kıvırırdı: — Sebep mi? Anne, bu his değil, hesap işi!
— Sırf öyle diye sevenler sadece kedileri ve bebekleri sever. Ama bir kedi bile ayakkabıların içine işerse, tuvalet eğitimi vermek istersin. Peki ya bir erkek? Yanında sana destek olacak, seni önemseyecek biri olsun istersin. Güzel gözler başlangıç için iyidir, ama sonrası?
Annesi haklıydı. Ama bunu Elif henüz bilmiyordu.
Mükemmelini ararken, yanındakileri görmezden geldi. Ta ki en sevdiği kafeye yeni bir barista gelene kadar. Uzun boylu, kestane gözlü, kadifemsi bir sesi vardı. Ve ilk akşam ona bir kadeh şarap servis edip ince vişne ve vanilya notalarından bahsettiğinde, Elif’in kalbi yerinden oynadı.
Aşık olmuştu. Ciddi ciddi. Sonsuza kadar. En azından öyle sanıyordu.
— O farklı, — diye ısrar ediyordu arkadaşına. — Yetenekli, tutkulu, herkesten başka.
— O bir barista, Elif. Sıradan biri. Ve fazlasıyla kendine güvenen biri.
Ama Elif kimseyi dinlemedi. Hatta ailesiyle tanıştığında kaba davrandığında bile. Uzun süren işsizliğinin ardından ilk maaşını faturalara değil, kendine gitar almaya harcadığında bile. Elif, ikisi birden çalışarak geçindirmeye çalışırken, o bütün gün bilgisayar oyunları oynadığında bile.
Sabretti. İnandı. Çünkü onda o heyecan verici duygu vardı: tutku, çekim, bir masal vaadi.
Ama masal çabuk bitti. Kerem, ilişkiye emek vermeye hazır biri değildi. Onun sevilmesini istediği gibi sevilmek istiyordu: beslenmek, desteklenmek, ilham almak… Kendisi ise sadece kendisi için yaşıyordu. Güzel, özgür. Sorumluluk olmadan.
Elif sessizce bavulunu topladı. Pencereden yağmur yağıyordu. İçinde bir boşluk ve acı vardı.
Hatırladı: Çantasında tam bir yıldır ilk buluşmalarından kalan bir fiş duruyordu. O gün, Kerem “Bu sadece bir başlangıç” demişti. Ama sonun başlangıcıymış meğer.
— Yanılmışım, — dedi yüksek sesle, ama kimseye. — Aşkı tutkuyla karıştırmışım. Ve şimdi biliyorum: Birini sırf öyle diye sevmek, onu hak ettiği zaman güzeldir.
Elif ailesinin yanına döndüğünde, annesi sadece başını salladı:
— Sonunda. Hoş geldin, büyümüş kızım. Artık biliyorsun ki aşk, karnındaki kelebekler değil. Seni gören, duyan, değer veren ve karşılığını veren biridir.
Elif mutfağa geçti, kendine bir bardak çay doldurdu. Uzun zamandır ilk kez — sıcak, demli, bahanelerle sulandırılmamış bir çay içiyordu. Ve uzun zamandır ilk kez içi rahattı.
Bazen gerçekten sevmeyi öğrenmek için, önce kimi sevmemek gerektiğini bilmek gerekir.




