Seviyor mu? Sevmiyor mu?.. Yoksa Sadece Kendini mi?

Seviyor mu? Sevmiyor mu?.. Yoksa sadece kendini mi seviyor?

“Seçemiyorum ne demek ya?” diye çıkıştı Defne, eski okul arkadaşına öyle bir bakmıştı ki sanki büyük bir suç itiraf etmiş gibiydi. “Eğer iki erkek arasında gidip geliyorsan, demek ki ikisini de sevmiyorsun. Bu sabah güneşin doğması kadar net.”

“Senin için net olabilir, ama benim için değil…”, diye iç çekti Özlem. “İkisini de seviyorum, farklı şekillerde. İkisi de kendi tarzında iyi.”

“Asıl sen kendini seviyorsun, onları da peşinden sürüklüyorsun işte,” diye üstüne basa basa ekledi Defne. “Seven bir insan başkalarının duygularıyla oynamaz. Bu adil değil. Hem de çok çirkin.”

“Kolay tabii senin için yargılamak,” diye suratını astı Özlem. “Herkes senin gibi mükemmel değil ya. Ben daha öğreniyorum. Tecrübem yok. Pazartesi günü birinciyi düşünüyorum, salı günü ikinci kesinlikle o, çarşamba yine birinci… Anlayamıyorum işte! Bu hiç komik değil. İkisi de iyi. İkisi de yabancı değil bana.”

“Yazı-tura at o zaman, karar veremiyorsan,” diye homurdandı Defne. “Bu iki ateş arasında kalmaktan daha iyidir. Vicdanın da rahat eder.”

“Sağol tavsiyen için. Git sen yazı-turalarını çeşmeye at, belki şans getirir. Unutma ki senin hiç seçim şansın olmadı belki de. Ya da seçecek kimse yoktu?”

“Hiç bir zaman böyle uzun süre yalan söyleyemezdim!” diye meydan okudu Defne. “Benim Taner’im var. O beni seviyor, ben de onu. Her şey yolunda bizim.”

“Hımm. Allah mesut etsin,” diye buruk bir gülümsemeyle ekledi Özlem.

Üç yıl geçmişti. Defne, tenha bir barda tek başına oturmuş, gözyaşları içindeydi. Önünde ılık kalmış bir şarap kadehi duruyordu. Kafasında yıllar önceki o konuşma dönüp duruyordu.

“Hiç deme hiç” derlerdi… Kim bilebilirdi ki aynı duruma düşeceğini? Şimdi o, iki erkek arasında kalmıştı. Evet, o Defne… Eskiden herkese akıl veren, kesin konuşan Defne.

Volkan’la bir yıldan fazla oluyordu. Her şey mükemmel gibiydi. Güvenilir, akıllı, şefkatli… Rüya gibi bir adamdı. Üstelik niyetleri de ciddiydi.

Ama bir anda hayatına yeniden Taner girmişti. Evet, o Taner. Eski sevgilisi. Kıskançlık krizlerine giren, sudan sebeplerle tartışan, onu görmezden gelen Taner…

Öyle bir noktaya gelmişlerdi ki artık ona “sevgilim” diye bakmıyordu. Defne, onun gözünde gözden düşmüştü. Hep “yanlış”tı: Yanlış konuşmuştu, yanlış giyinmişti, yanlış yere bakmıştı… Sonra sessizlik. Ayrılık. Acı. Aylar süren yalnızlık.

Ve bir gün telefon… “Merhaba, nasılsın? Konuşacak kimsem yok. Görüşelim mi?”

Gitmişti, alışkanlıktan… Sadece her şeyin bittiğini görmek için.

Ama karşısında perişan bir Taner vardı. İşsiz, annesi hasta, hayatta tutunacak dalı yoktu. Konuşuyordu, susmak bilmiyordu. Defne de dinliyor ve acıyordu.

Ona Volkan’dan bahsetmedi. Mutlu olduğunu söylemedi. Onu bekleyen birinin olduğundan…

Taner mesaj atmaya başladı. Aramalar, davetler… Görüşmeye başladılar. Masumca. Ama giderek sıklaştı.

Volkan’dan her şey aynıydı. Yanındaydı, ilgileniyordu, hediyeler alıyordu, elini tutuyordu. O sıcak, aşk dolu bakışları hâlâ aynıydı.

Ama Taner… Sanki geçmişe dönmek gibiydi. Eski arkadaşlar, konserler, geziler… Onunla birlikte gençliğine geri dönüyordu. Volkan bunu anlamıyordu. O ciddi, işine odaklanmış, içine kapanık biriydi.

Defne ikiye bölünmüştü. Kalbi paramparçaydı. Volkan, gelecek kurulacak adamdı. Taner ise hâlâ acıdığı biriydi. Belki de seviyordu?

Defne kafasında senaryolar kurup duruyordu. Nasıl söylemeli? Nasıl seçmeli?

Dayanamadığı bir akşam, Özlem’i aradı. O eski konuşma için özür dilemek için…

“O konuşma için beni affet… Şimdi senin o zaman nasıl hissettiğini anlıyorum.”

“Ne için affedeyim?” diye şaşırdı Özlem. “Kimi seçtiğimi hatırlamıyorum bile. Çok eskide kaldı o.”

“Ben şimdi senin yerindeyim. İkisi arasında. Seçemiyorum. Çok korkuyorum.”

“Sevdiğinde ‘iki kişi arasında’ kalınır mı hiç? Demek ki ikisini de sevmiyorsun. Kendini çok seviyorsun aslında. Peki biri sana böyle yapsa, seni seviyorum derken bir yandan da başkasıyla görüşse, ne hissederdin?”

“Hiçbirini…” diye fısıldadı Defne.

“İşte cevap bu. Hiçbirini. Çünkü böyle yapanlar sadece kendini sever. Defne, eğer birisi gerçekten senin için değerliyse, ona bak. Onun olmadığını düşün. Gittiğini, bir daha asla o gülümsemeyi göremeyeceğini, elini tutamayacağını hayal et…”

“Volkan…” diye ağzından kaçırdı Defne.

Tüyleri diken diken oldu. Hayal etti. O bakışlar olmadan, o sıcaklık olmadan… Sabrı, sevgisi olmadan…

Ve o an anladı ki kimi sevdiğini biliyordu.

P.S. Bazen kalbini duymak için, sadece kendine yalan söylemeyi bırakman gerekir.

Rate article
Lifequest
Seviyor mu? Sevmiyor mu?.. Yoksa Sadece Kendini mi?