“Sen bizim ailemize keder getirdin!” diye bağırıyordu annesi genç kıza.
“Anneciğim, geri döndün! Seni çok özledim! Artık birlikte mi olacağız?” diye titreyen bir umutla haykırdı kız, annesine koşarak.
“Hayır! Büyükannenle kalacaksın!” diye sertçe yanıt verdi Arzu, yabancı biri gibi uzaklaşarak.
Arzu, iki yıl sonra ilk kez kızını görmek için Kızılcahamam’a gelmişti. Sesi buz gibiydi, bakışlarındaysa nefret vardı. Kızını kayınvalidesine bırakmıştı ve bu buluşma, anne sevgisi bekleyen çocuğun kalbini paramparça etmişti.
“Neden?” diye sordu kız, gözyaşlarını zorlukla tutarak.
“Çünkü senin doğmanla birlikte bu aileye felaket geldi! Babasız kaldık senin yüzünden!” diye bağırdı Arzu, sözleri bir bıçak gibi kızının kalbine saplandı.
Arzu ve Emre, liseden beri ayrılmazdı. Aşkları ebedi gibiydi: hayaller kuruyor, gelecek planları yapıyor, bir gün bile birbirlerinden ayrı kalamıyorlardı. Üniversiteden hemen sonra evlendiler. Emre, iyi para kazandığı bir şantiyede işe başladı ve kısa sürede Kızılcahamam’da bir ev aldılar. Arzu hamile olduğunu öğrendiğinde, Emre sevinçten uçuyordu. Ona her türlü özeni gösterdi, en iyi hastaneyi seçti, bebek odasını hazırladı. Hayatları umut doluydu.
Ancak kader acımasız davrandı. Doğumdan birkaç gün sonra, Arzu taburcu olmak üzereydi. Gururla bebek odasını süsleyen Emre, eşi ve kızı için çiçekler alıp hastaneye gitti. Ama oraya varamadı. Korkunç bir kaza onun hayatını aldı. Kurtarma ekipleri ve doktorlar çaresizdi. Arzu, yeni doğmuş kızıyla yapayalnız kaldı.
Hastaneye Arzu’nun arkadaşı gelip onu teselli etmeye çalıştı. Onu oyalamak için absürd hikayeler anlattı, ama gerçek Arzu’yu evde yakaladı. Kayınvalidesi Aysel Hanım, gözyaşları içinde trajediyi anlattı. Arzu, acıdan deliye dönmüş bir halde, Emre’nin büyük bir sevgiyle hazırladığı bebek odasına daldı. Etraftaki her şeyi parçaladı: perdeleri yırttı, oyuncakları fırlattı, acıyla çığlık attı. Dünyası yıkılmıştı.
Cenazeden sonra Arzu, kızına bakamadı. Aysel Hanım, bebeğin tüm sorumluluğunu üstlendi. Arzu, kendini çocuğa bakmaya zorluyordu ama kalbinde sevgi değil, sadece boşluk ve öfke vardı. Kızını kocasının ölümünden sorumlu tutuyor, sanki onun doğumu bir lanetmiş gibi davranıyordu.
Bir gün, Aysel Hanım torununu ziyarete geldiğinde Arzu patladı:
“Bu onun suçu!” diye ağlayarak bağırdı. “O bizim hayatımızı mahvetti! Ondan nefret ediyorum!”
“Arzu, kendine gel!” diye yalvardı kayınvalidesi. “Bu kız için yaşamalıyız. Onun bir suçu yok!”
Ama sözler Arzu’ya ulaşmadı. O, kederinde kilitlenmiş, kızından nefretle ördüğü bir duvarla ayrılmıştı.
İki yıl sonra Arzu işe girdi. Aysel Hanım elinden geldiğince yardım etti, ama bir süre sonra Arzu terfi aldı ve sık sık seyahat etmeye başladı. Kayınvalidesinden kızını almasını rica etti. Torununa âşık olan büyükanne, büyük bir sevinçle kabul etti. Başlarda Arzu kızını ziyaret ediyor, hafta sonları yanına alıyordu ama zamanla bu görüşmeler azaldı. Sonunda tamamen ortadan kayboldu.
Arzu, kayınvalidesinin hesabına para yolluyor ama asla aramıyordu. Kızı, annesini özlediği için ağlıyor, onun yanına gitmek istiyordu ama Aysel Hanım bahaneler uyduruyordu: “Annen iş seyahatinde, yakında dönecek.” Hatta bir gün Arzu’nun evine kadar gitti, ama Arzu kapıyı yüzüne kapattı, konuşmayı reddetti.
Yıllar geçti. Arzu, kızı Elif’in doğum gününde kayınvalidesinin evine çıkageldi. Soğuk bir şekilde hediye verdi, sonra da büyük bir umutla kendisine koşan kızına boş gözlerle baktı.
“Anne, geri mi döndün? Seninle mi yaşayacağım?” diye haykırdı Elif, gözleri parıldıyordu.
“Hiçbir şey değişmedi!” diye kesip attı Arzu, geri çekilerek. “Sen burada kalacaksın.”
“Neden?” diye sordu Elif, sesi titriyordu.
“Çünkü sen uğursuzluk getirdin! Babanın ölümüne sebep oldun!” diye bağırdı Arzu, sözleri odada yankılandı.
Aysel Hanım dayanamadı:
“Arzu, sus! Nasıl bir çocuğa böyle şeyler söylersin?!”
Arzu, kayınvalidesine buz gibi bir ifadeyle baktı.
“Tekrar evlendim,” dedi. “Ve hamileyim. Elif’ten vazgeçmek için buradayım.”
“Kendi öz evladını bırakıyor musun?” diye dehşetle haykırdı Aysel Hanım. “Hiç utanmıyor musun?”
“Ona sevgi duyamıyorum,” diye sessizce cevap verdi Arzu. “Affedin beni.”
Arkasını döndü ve gitti. Kısa süre sonra noterden gelen bir belgeyle Elif’ten vazgeçti. Elif, büyükannesiyle kaldı, artık onun vesayeti altındaydı. Kızı annesini sorduğunda, Aysel Hanım doğruyu söyleyemedi, sustu. Yıllar sonra Elif, annesinin kendisini babasının ölümünden sorumlu tuttuğunu öğrendi. Uzun süre ağladı, ama bir daha sormadı. Annesine duyduğu sevgiyle dolu olan kalbi, artık sonsuza dek kırılmıştı.




