Kızım liseyi bitirir bitirmez kocamdan kaçtım.
“Vicdansız kadın!”
“Zavallı adam, nasıl böyle yapar?”
“Kızını da alıp gitmiş, yılan!”
Küçük bir köy olan Çamköy’de herkes terk edilen Vedat’ın arkasından böyle konuşuyordu. Akrabalar, komşular, dostlar… Hepsi, karısının taş gibi güvenilir bir adamın yanında rahat ettiğini ama kurnazca plan yapıp kızının mezun olmasını beklediğini söylüyordu. Zavallı adam, elli beş yaşında yapayalnız kalmıştı! İnsanlar böyle diyordu ama kimse gerçeği bilmiyordu. Bu hikâyenin ardında yılların acısı, ihaneti ve hayatta kalma mücadelesi vardı.
Selin, Vedat’a büyük bir aşkla evlenmişti. Ondan on beş yaş büyüktü ama Vedat, onun için ilk karısını ve oğlunu terk edip mal varlığının bir kısmından vazgeçmişti. Evliliklerinin ilk yıllarında Vedat mükemmel görünüyordu: şefkatli, güçlü, sevdiği için her şeyi yapabilecek biriydi. Ama kızları Ece doğduktan sonra her şey değişti. Selin, çocuğun bakımına dalıp gitmişti ki kocasının uzaklaştığını fark edemedi. Tüm ev işlerini onun üstüne yıkmış, kısa süre sonra da eve para getirmeyi bırakmıştı.
Ece kreşe başladığında, Selin aileyi geçindirmek için işe döndü. Vedat ise yardım etmek yerine, Yalova’daki evlerini bir batakhaneye çevirdi. Selin çalışırken, arkadaşlarını getirip içki masaları kuruyordu. Selin boşanmayı düşünürken, kader yeni bir darbe indirdi. Vedat’ın arkadaşlarından biri sigarayla uyuyakalmış ve evleri tamamen yanmıştı.
Neyse ki yangın komşulara sıçramamıştı ama Selin her şeyini kaybetmişti: evini, eşyalarını, güvenlik duygusunu. O gün, küçük Ece’yi kucağında tutarak yıkıntıların ortasında durdu; nereye gideceğini bilmiyordu. Her şeyi bırakıp kaçmak istiyordu ama kızı için kendini tuttu. Bir komşusundan borç alarak ucuz bir otel odası tuttu. Kocası için endişelenmiyordu—ona güveniyordu, bir yolunu bulurdu.
Ertesi sabah Vedat onu buldu. Sırıtarak “sorunu çözdüğünü” söyledi: annesinin köyü Çamköy’e taşınacaklardı. Selin için bu plan bir kabustu. İşini bırakmak, Ece’yi kreşten almak, her şeye sıfırdan başlamak zorunda kalacaktı. Ama seçeneği yoktu: evsiz, parasız ve çocuğuyla birlikte kabul etmek zorunda kaldı. Gözyaşları boğazını tıkıyordu ama dişlerini sıktı; belki Vedat köyde değişir, aklını başına toplar, içkiyi bırakırdı. Ne büyük bir yanılgıydı.
Köyde her şey daha kötü oldu. Kayınvalidesi iyi yürekliydi ama oğlunu körü körüne seviyor, ona tek bir söz bile söyleyemiyordu. Vedat daha çok içmeye başladı, arkadaşlarıyla ortadan kayboluyor, Selin ise her şeyi tek başına çekiyordu. Dikiş dikiyor, temizlik yapıyor, pazarda satış yapıyor, kuruşuna kadar biriktiriyordu. Yanan evi ucuza satmışlar, tüm para evraklara, giysilere ve günlük ihtiyaçlara gitmişti. Selin aşağılanmalara katlandı, sustu ama içinde tek bir düşünceyle yaşadı: Ece’nin okulu bitirmesini bekleyip kaçacaktı.
Köyde geçen yıllar bir cehennemi andırıyordu. Vedat çalışmıyor, annesinin ve karısının sırtından geçiniyordu. Selin ise bir tutsak gibi hissediyordu. Planlarını saklıyordu çünkü kocasının onu bırakmayacağını biliyordu. Ece diplomasını aldığında, Selin eşyalarını toplayıp kızıyla sessizce şehre döndü. Vedat, iki gün sonra yokluklarını fark etti—yine bir içki alemindeydi.
Köyde dedikodular başladı. Vedat herkese Selin’in onu terk ettiğini, “zavallı adamı” zor durumda bırakıp bir sevgiliye kaçtığını anlatıyordu. Komşular ve akrabalar onu kötülüyor, “şanssız” Vedat’a acıyordu. Onlar için Selin, kötülüğün simgesi, aileyi yıkan biriydi. Ama Selin’in umurunda değildi. Kızı için mutlu bir evlilik yanılsamasını yıllarca sürdürmüştü.
Ece annesini yargılamıyordu. Selin’in neler çektiğini biliyordu. Babasıyla birkaç kez görüşmüştü ama Vedat ona para vermeyi bırakınca iletişimleri koptu. Artık Ece, köyün yolunu bile hatırlamıyordu. Annesinin ikisini de bir cehennem hayatından kurtardığını anlıyor, ona destek oluyordu.
Selin her şeye sıfırdan başlıyor. Küçük bir ev tuttu, işe girdi, planlar yapıyor. Yıllar sonra ilk kez özgür hissediyor. Köydekiler dedikodu yapsın, Vedat iftiralar atsın—umurunda değil. Kızı ve kendisi için dayandı. Ama kalbinde hâlâ bir acı var: Sevdiği insan nasıl olur da hayatını bir kabusa çevirebilirdi? Kaçtığına pişman değil, ama bazen kendine soruyor: Acaba her şeyi değiştirebilir miydi?
Hayat bazen seni dipsiz bir kuyuya atar, çıkman için bir ip uzatmaz. O zaman tek çaren, kendi ipini örmektir.




