Eski damadım ile arkadaş oldum ama kızım öğrenince bana savaş açtı.
“Demek şimdi yeni bir damadın var, anne! Bunu nasıl yaparsın?” diye bağırıyordu Elif, kızgınlıktan nefesi kesilmişti. “Bir daha seni onun yanında görmek istemiyorum! Beni bir kez olsun düşün!”
Elif kırk yaşında ve sesi öfkeden titriyordu. Birkaç yıl önce Emre’den boşanmış, üç yıl önce de başka biriyle evlenmişti. Emre’yle on iki yıl evli kaldılar, şimdi on yaşında olan kızları Zeynep’i dünyaya getirdiler. Geçenlerde Elif, annesi Ayşe Hanım’ı eski kocasının yaşadığı Alanya’daki evinde ziyaret ederken yakaladı. Zeynep’i hafta sonu babasına götürmüştü ve annesinin son zamanlarda Emre’yi sık sık ziyaret ettiğini görünce şok oldu. İhanete uğramış gibi hissetti ve öfkesi bir fırtınaya dönüştü.
Ayşe Hanım hep bir oğlu olsun diye dua etmişti ama kader ona sadece bir kız vermişti. Elif, Emre’yi eve ilk getirdiğinde, ailesi ondan pek hoşlanmamıştı. Kendi evi olmayan, sıradan bir tamirciydi; uygun bir eş gibi görünmüyordu. Ayşe Hanım ve kocası ona soğuk davrandılar, ama zamanla, özellikle de kocasının vefatından sonra, Emre’nin iyi kalpli biri olduğunu gördü. Ona her konuda destek olan, ihtiyaç anında yardımına koşan bir evlat gibiydi.
“Affedersiniz, Ayşe Hanım,” demişti Emre evlendikten kısa bir süre sonra. “Benim annem öldü, ama size ‘anne’ diyemeyeceğim.”
Ayşe Hanım ısrar etmedi. Ona saygıyla davranması ona yetiyordu. Zamanla, onun becerisini ve iyi niyetini daha çok takdir etti. Elif Zeynep’e hamileyken, Ayşe Hanım böbrek ameliyatı olup hastaneye yattığında, Emre hastane ve ev arasında mekik dokumuştu. Yemek getirmiş, teselli etmiş, destek olmuştu. Taburcu olduktan sonra da ev işlerinin hepsini üstlenmiş, ne onun ne de Elif’in yorulmasına izin vermişti. Zeynep doğduğunda ise mutluluktan gözleri parlıyordu; mükemmel bir baba ve eş olmuştu.
Ama yıllar geçtikçe Elif değişti. İşinde terfi aldı, yeni çevreler edindi ve kocasından utanmaya başladı. Onu sıradan kıyafetleri, konuşma tarzı, üniversite diploması olmaması yüzünden eleştiriyordu. “Kitap bile konuşurken sohbete katılamıyor!” diye annesine şikayet ediyor, Emre’yi iş arkadaşlarıyla kıyaslıyordu. Ayşe Hanım damadını savundu:
“Onu sen seçtin, Elif. Baban Emre’yi beğenmemişti, ama sen ısrar ettin. Şimdi niye şikayet ediyorsun?”
Kızının evliliğinin çöküşüne tanık olmak yüreğini parçalıyordu. Emre pek çok profesörden fazla kazanıyor, evde her şeyi tamir ediyor, sevgi dolu bir babaydı, ama Elif bunları takdir etmiyordu. Ayşe Hanım bir gün dayanamadı:
“Emre’nin kalbi ve elleri altın gibi! Kaç profesör ailesi için bu kadar fedakarlık yapar?”
Fakat Elif elinin tersiyle itti. Artık yeni bir sevgili, Murat, bulmuştu ve sürekli Emre’yle kıyaslıyor, onda hep eksiklikler görüyordu. Kısa süre sonra boşanma davası açtı. Emre onu sessizce dinledi, bağırmadı, hakaret etmedi. Sadece mutfağa gitti ve Ayşe Hanım, acıdan omuzlarının titrediğini gördü. Bu onun için bir yıkımdı, ama uzun zamandır aralarındaki soğukluğun farkındaydı.
Emre, evlilikleri sırasında aldıkları iki odalı İstanbul’daki daireyi Elif ve Zeynep’e bıraktı, kendisi de kirada olduğu eski bir eve taşındı. Nafakasını düzenli ödedi, Zeynep’e hediyeler aldı, okul toplantılarına katıldı, hafta sonları kızını alıp gezmeye götürdü. Elif, Zeynep’i ona getiriyordu ve her şey yolundaydı, ta ki Ayşe Hanım eski damadını daha sık ziyaret etmeye başlayana kadar.
Bir yıl önce Emre kendisi geldi:
“Uzun süre gelemArtık Ayşe Hanım, vicdanının sesini dinleyerek Emre’yle olan bağını koparmamaya karar verdi çünkü gerçek ailenin kan bağından değil, yürek bağından kurulduğunu öğrenmişti.




