**Aile Sırları ve Mutluluğa Giden Yol**
Bugün pazardan taze, kokulu çilekler aldım. Oğlum Deniz ile gelini Aslı’ya götürmeye karar verdim. Hafta sonu olduğu için evde olmalılardı. Eski tuğla binadaki dairelerinin kapısı aralıktı, çalmadan içeri girdim. Tam seslenecektim ki, Aslı’nın odadan hıçkırarak telefonla konuştuğunu duydum. “Nedir bu Aslı’nın derdi?” diye telaşlandım. Sessizce yaklaştım, nefesimi tutup dinledim. Duyduklarım karşısında donup kaldım.
Çilekleri bırakıp oturma odasına geçtim. Aslı’nın ağlaması devam ediyorcu.
“Ayşe,” diyordu hıçkıra hıçkıra, “artık bana hiç ilgi göstermiyor. Yeni bir elbise aldım, bir homurdanıp geçti. Sürekli sessiz, hep bir şeylerden şikayetçi. Akşam olunca telefonuna gömülüp uyuyor. Sanki yanında ben yokum. İşten çıkınca direk eve geliyor, başka biri olduğunu sanmıyorum. Eskiden çocuk hayali kurardık, şimdi açsam ağzımı korkuyorum. Galiba artık beni sevmiyor, ama söylemeye cesareti yok. Ayşe, bu son. Ben onsuz yapamam, ondan başka kimseyi istemem!”
“Dinlediğin için sağ ol,” diye devam etti. “Anlatacak kimse yok. Annem kendi hayatına dalmış, kayınvalidem oğlunu savunur, ben de sustum.”
Konuşmanın bittiğini anladığımda yüksek sesle, “Evde kimse yok mu?” diye seslendim.
“Var, hoş geldiniz, Nurhan Teyze,” diyerek Aslı gözyaşlarını sildi.
“Kızım, size taze çilek getirdim,” diyerek gülümsedim, sepeti uzattım.
“Teşekkürler, ben de alacaktım,” dedi Aslı. “Buyurun, çay içer misiniz? Pastalarım var.”
“Olur, sağ ol,” diyerek başımı salladım.
Aslı çayı demlerken, duyduklarım aklıma takıldı. Demek o”İçimden bir ses, belki de Deniz’in yaşamındaki bu sessizliğin ardında daha derin bir hikâye olduğunu fısıldadı.”




