Çay Eşliğinde İhanet: Bir Hikaye

İhanet Bir Bardak Çayın Ardında: Ayşe’nin Hikayesi

İşten erken çıkmış, içimde bir hafiflikle evin yolunu tutuyordum. Sakarya’nın sokakları baharın ılıklığıyla doluydu ve bu beklenmedik serbest akşamı nasıl değerlendireceğimi düşünüyordum.
“Belki de Fatma’ya uğramalıyım?” diye geçirdim içimden. “Uzun zamandır görüşemedik.”
Fikri hemen benimsedim. Bir pastaneden vişneli bir tart alıp yarım saat sonra arkadaşımın kapısını çalıyordum.
“Merhaba!” Fatma kapıyı açtı, gözlerinde bir kurnazlık parladı.
“Sana sürpriz bir ziyarete geldim!” diyerek elindeki paketi uzattım.
“Gir içeri, senin için bir sürprizim var,” dedi Fatma, sesinde tuhaf bir titreme vardı.
“Ne sürprizi?” diye tedirgin oldum ama cevap beklemeden mutfağa girdim. Orada gördüğüm şey karşısında donup kaldım.

“Evli kadının evinde bekar arkadaşlara yer yoktur,” derdi büyükannem bana. “Mesafeni koru, gönlünü açma, yoksa acı gözyaşlarına boğulursun.”

Büyükannemin sözlerini hep dinlemiştim, zaten çok da arkadaşım yoktu. Kimi zamanla kaybolmuş, kimi kavgalarla ayrı düşmüştü. Yalnızca Fatma kalmıştı yanımda. İlkokuldan beri süregelen dostluğumuz neredeyse kırk yıla yayılmıştı. Birlikte mutluluğu da hüznü de paylaşmıştık: Ben kocam Mehmet’le iki oğlumuzu büyütüp İstanbul’a okula göndermiştik; Fatma ise kızı Elif’in başarılarıyla gurur duyar, onun mutlu geleceğini düşlerdi.

“Benim talihim dönmedi, ama Elif’in yüzü gülsün yeter,” derdi iç çekerek.
“Böyle konuşma,” teselli ederdim onu. “Elif akıllı kız, her şey yoluna girecek. Senin de şikayet edecek bir durumun yok: kızın harika, evin huzurlu. Eh, kocanla işler yolunda gitmedi, o ayrı tabii.”
“Yıllarca sabrettim, her şeyi sineye çektim,” diye acıyla cevap verirdi. “Değişecek diye bekledim, ama o daha da kötüleşti.”

Fatma’nın hikayesini avucumun içi gibi biliyordum. Kocası Serkan, hayat boyu başka kadınlar peşinde koşmuştu. O kızını tek başına büyütürken, ebeveynlerine destek olurken, iki işte didinirken, Serkan başkalarının ilgisinin keyfini çıkarırdı. Bazen ilişkilerini saklamayı başarırdı, ama çoğu kez kavga patlak verirdi. Serkan ailesi için değişeceğine yemin eder, Fatma da ona inanırdı. Ta ki üç yıl önce genç sevgilisine gidene dek.

“Elif büyüdü, anlar artık. Biz birbirimize yabancıyız, o yüzden uzatmanın anlamı yok,” demişti terk ederken.

Fatma kendine gelmeye çalışırken, Serkan birikimlerinin hepsini alıp gitmişti. Ev onun ailesinin olduğu için üzerine hak iddia edememişti. Parayı ise “geçen senelerin hakkı” olarak görmüştü. O kara günlerde Fatma’nın yanında olan tek kişi bendim.

“Anne, büyükannenin hep dediği gibi, evli kadının evinde bekar arkadaşına yer yokmuş,” diye hatırlatırdı büyük kızım Zeynep.
“Boş ver sen onu,” derdim dalgınca. “Fatma’yla senelerdir kardeş gibiyiz, onu zor zamanında yalnız bırakamam.”
“Tamam anne, şaka yapıyoruz,” diye atılırdı küçük oğlum Burak. “Sen bizi büyükannenin nasihatleriyle bunaltıyorsun, bir de bakıyorsun Fatma Teyze her gün evimizde.”
“Ne saçmalıyorsunuz?” diye çıkışırdım. “Fatma’nın babanızı kaçıracağını mı düşünüyorsunuz? Aramızda aile gibiyiz, bu kadar abartmayın!”
“Şaka yapıyoruz anne,” diye gülerdi Zeynep. “Fatma Teyze bizim için öz halamız gibi, bu yaştan sonra ne entrikası?”

Çocukların şakalarını ciddiye almazdım. Gençliğimde büyükannemin sözlerine uyardım, ama Mehmet hiç şüphe uyandırmamıştı. Sessiz, güvenilir, ömür boyu ailesi için çalışmış, hafta sonlarını gazete okuyarak ya da evin bir köşesini tamir ederek geçirirdi. Bir zamanlar Serkan’la dost olsalar da, Fatma’nın boşanmasından sonra görüşmeleri kesilmişti. Biz Fatma’nın yanında durduk, Serkan ise yeni bir hayata adım atarak tüm bağları koparmıştı.

“Fatma yalnız, onu bayramlara çağıralım,” derdim sık sık, Mehmet de onaylardı.
“Fatma’nın musluğu akıyor, bir bakıver,” diye ricada bulunurdum, o da hiç itiraz etmeden gider tamir ederdi.
“Cumartesi Fatma arabası için yardım istedi,” diye eklerdim. “Yazlıktan eşya taşıyacak, yabancı tutmak istemiyor.”

Mehmet hiç ses çıkarmadan her işi yapardı: tamir eder, taşır, yardım eli uzatırdı. Fatma da minnettarlığını yazlıktan sebze getirerek, börek yaparak gösterirdi. Her şey o kadar doğal görünürdü ki…

“Sen fazla cesursun,” diye kafa sallardı meslektaşım Nihal, bu dostluğu duyunca. “Hem Fatma’ya hem kocana bu kadar güvenip ikisini yalnız bırakıyor musun?”
“Saçmalama,” diye gülerdim. “Fatma’yla kardeş gibiyiz, düğünümüzde şahidimiz oydu. Mehmet’le otuz yıla yakındır beraberiz, hiç şüpheye düşecek bir durum olmadı. Gençken aşklar heyecanlı olur, bizim yaşımızda romantik maceralara yer yok.”
“İyi bak kendine, hayatın ne getireceği belli olmaz,” diye şüpheyle cevap verirdi Nihal.

Ben gerçekten de en yakınlarım hakkında şüphe duymazdım. Onların arasında bir şey olabileceği fikri bO gün Fatma’nın mutfağında, Mehmet’in koltuğa rahatça kurulmuş çayını yudumlarken gördüğümde, yılların güveni bir anda yıkıldı.

Rate article
Lifequest
Çay Eşliğinde İhanet: Bir Hikaye