Ayşegül daha uykunun koynundayken, kapının çınlamasıyla sıçradı. İstanbul’un bir banliyösündeki evlerinin sabah sessizliği paramparça olmuştu.
“Mehmet, kapıya bak,” diye mırıldandı, eşini dürterek.
“Uyuyorum,” diye homurdandı Mehmet, yorganı başına çekti.
Ayşegül derin bir nefes alıp sıcak yatağından çıktı, terliklerini sürüyerek kapıya yürüdü. Kapıyı açınca donakaldı: kaynanası karşısındaydı.
“Fadime Hanım? Burada ne işiniz var?” Gözleri şaşkınlıkla açılmıştı.
Kaynana, gelinine cevap bile vermeden içeri adım attı, ardında ağır bir parfüm kokusu bırakarak.
“Kim o?” diye sordu Mehmet, gözlerini ovuşturarak koridora çıktı.
“Sessiz misin? Hadi, eşine sürprizimizi anlat!” Fadime Hanım oğluna hafif alaycı bir bakış fırlattı.
“Ne sürprizi?” Ayşegül birden Mehmet’e döndü, içinde kötü bir his kabardı. Bir şeyler saklandığını anlamıştı ama neyle karşılaşacağını tahmin bile edemezdi.
“Yine mi?” Ayşegül çaresizlikle Mehmet’e baktı. “Geçen hafta kaynanana gidip işlerine yardım ettik! Yoruldum Mehmet, bu hafta sonunu sakin geçirelim artık…”
Sesi titriyordu, gözleri yalvarıyordu ama Mehmet kararlıydı.
“Ayşegül, biliyorsun, annem zor durumda. Babam vefat ettikten sonra bir başına kaldı, işleri yetiştiremiyor. Ben tek çocuğuyum, ona yardım etmeliyim.”
“Peki şimdi niye geldi?” Ayşegül kendini zor tutuyordu.
“Boya istedi, açık bej tonunda, bir de ufak tefek tadilat malzemeleri gerekiyormuş.”
“İnternetten sipariş verilmez mi?” diye umutla sordu.
“Bilmiyor o işleri. Cumartesi gidelim, hava alırsın belki.”
“Hava almak için inşaat malzemesi mağazasına gitmek mi? Ne büyük eğlence!” Ayşegül öfkeyle burun kıvırdı.
Ama hafta sonunu mahvetmek istemiyordu. Telefonunu alıp hızlıca listedekileri sipariş etti, kendisi malzemeleri seçti, parasını ödedi. Artık kaynanasının şehre gelmek için bir bahanesi kalmamıştı. Teslimat cuma akşamına ayarlandığında, Ayşegül rahat bir nefes aldı. Artık her şey kontrolündeydi.
Oysa cumartesi sabahı kapıyı çalan kaynanasını devasa boyalı duvar kâğıtları ve boya tenekeleriyle görünce yıkıldı.
“Bu yükü tek başıma taşımamı mı bekliyordunuz?” Fadime Hanım buz kesmiş bakışlarla Ayşegül’ü süzdü. “Mehmet, eşine bir şey söylemedin mi?”
“Fadime Hanım, bu bir sürpriz olacaktı,” diye mırıldandı Ayşegül, pijamalarıyla koridorda öylece duruyordu.
“Beğendim,” diye alay etti kaynana, sonra oğluna döndü. “Sus pus olmuşsun, anlat bakayım eşine sürprizimizi!”
“Ne sürprizi?” Ayşegül Mehmet’e döndü, sesi titredi. İçinde bir şeylerin çöküşünü hissediyordu.
“Birkaç aylığına size taşınıyorum,” diye zafer dolu bir gülüşle açıkladı Fadime Hanım, paltosunu çıkarırken.
Ayşegül bu haberi hazmedemeden ikinci darbe geldi:
“Siz de köydeki eve geçeceksiniz.”
Fadime Hanım kraliçe edasıyla mutfağa geçerken, Ayşegül Mehmet’in koluna yapışıp hışımla fısıldadı:
“Bu ne demek şimdi? Hangi taşınma? Bunu konuşmadık bile!”
“Affet, söylemeye fırsat bulamadım,” dedi Mehmet omuz silkip. “Annem teklif etti. Üzülme, hemen gitmiyoruz.”
Öfkesini bastıran Ayşegül yatak odasına çekildi. Kaynanasının yanında tartışmaya cesaret edemedi ama içi kaynıyordu. Akşam Mehmet nihayet açıkladı:
“Ayşegül, düşünsene, bu bir fırsat! Köydeki evi senin istediğin gibi yenileyeceğiz. Portföyüne ekler, müşteriler kapışır! Tadilat sırasında orada kalacağız. Annem yaşlandı, tozdan etkilenmesin diye. Bir de işçilere göz kulak olmamız lazım.”
“Bunu ben mi yapacağım?” Ayşegül öfkeden boğuluyordu.
“Ne var bunda? İşe ihtiyacın var, annemle ben senin için çabalıyoruz!”
“Çaba mı? Beni taşraya sürmeniz mi? Bu evi seviyorum ben!”
“Hemen gitmiyoruz,” diye savuşturdu Mehmet. “Duvar kâğıtlarını sen sipariş ettin, bir odayla başlayıp annemi rahat ettireceğiz.”
“Peki o tozu nasıl soluyacak?” diye alay etti Ayşegül.
“Pencere açarız, hissetmez. Ama kontrol eder. Hem bizim ona şart koşacak halimiz yok. Bu ev onun, köydeki ev de benim üzerime.”
“Ev onun sadece sen miras hakkını kullanmadığın için!” diye çıkıştı Ayşegül.
“Aile işlerimize karışma!” diye kesti Mehmet. “Annemle her şeyi hallettik. Tek varis benim, eninde sonunda her şey bizim olacak.”
“Eğer ev senin üzerinde olsaydı, bizi köye göndermezdi! Ama senin ihmalkârlığın yüzünden orada yaşamak zorundayız!”
Kapı arkasında dinleyen Fadime Hanım dayanamayıp yatak odasına daldı.
“Kes artık!” diye bağırdı. “Eli boş geldin, şimdi de mirasa göz mü dikiyorsun?”
“Eli boş mu?” Ayşegül’un içi acıyla doldu.
“Elbet! Oğlum olmasa sokağa düşerdin! Şimdi bana akıl öğretiyorsun?”
“Adil olanı söylüyorum,” diye direndi Ayşegül. “Mehmet’i mahrum bıraktınız! Ya tekrar evlenirseniz?”
“Ben mi? Evlenmek mi?” Fadime Hanım beklenmedik iltifat karşısında yumuşayıp güldü. “Tamam, köydeki evi yenilerseniz, burayı Mehmet’e devrederim. Ama köydekini k”O gün anladım ki, bazen en büyük kavgalar, en güzel yuvaların temelini atar.”




