Endişenin Gölgeleri: Elif ve Ailesinin Dramı
Elif, İzmir’deki küçük bir hastanede, solgun yüzüne rağmen gözlerinde bir rahatlama hissederek yatağında uzanıyordu. Arkadaşı Ayşe, elinde meyve dolu bir poşetle içeri girdi. “Bizi ne kadar korkuttun, Elif!” diye çıkıştı Ayşe, yatağın kenarına otururken. “Nasıl bu kadar dayanabildin? Seni hastaneye yetiştiremeseydik ne olurdu?”
Elif hafifçe gülümsedi, sesi güçsüzdü. “Özür dilerim, Ayşe. Her şey aniden oldu, ciddi bir şey olduğunu düşünmedim. Allah’tan geride kaldı. Büyükanne nasıl? Kemal onunla başa çıkabiliyor mu? Son zamanlarda çok huysuzlandı.”
“Merak etme, her şey yolunda,” dedi Ayşe rahatlatıcı bir tonla. “Büyükanne sağlıklı, doyurulmuş, temiz. Sadece her zamanki gibi söylenip duruyor.”
“Teşekkür ederim, Ayşe. Büyükanneme baktığın için sana minnettarım,” diye sıkı sıkı tuttu Elif, arkadaşının elini.
“Ah, bana teşekkür mü?” diye güldü Ayşe, gözlerinde bir kıvılcımla. “Ben sana bir şey borçlu değilim ki! Senin Kemal’e bak, o öyle bir adam ki… Ben koştum koştum geldim, bir tencere çorba getirdim, ‘Zavallı büyükanne aç kalmıştır’ diye düşündüm. Ama orada gördüklerim karşısında şaşkına döndüm!”
“Ne gördün?” diye merakla sordu Elif, içinde bir tedirginlikle.
“Sen bizi nasıl korkuttun, biliyor musun?” diye devam etti Ayşe, sesi duygusal bir titremeyle. “Nasıl dayandın, niye sustun? Neredeyse çok geç olacaktı!”
Elif, ameliyat sonrası halsiz, ince hastane örtüsü altında zar zor gülümsedi. “Özür dilerim, Ayşe. Kendim de beklemiyordum. Ağrılar birden başladı, geçer dedim. Neredeyse hayata veda ediyordum. Ama şükür, her şey yolunda, yakında taburcu olacağım. Büyükannem evde, Kemal tek başına onunla. Artık çok talepkâr oldu.”
“Endişelenme, evde her şey kontrol altında,” dedi Ayşe yumuşak bir sesle. “Büyükanne iyi: karnı tok, üstü başı temiz. Söyleniyor tabii, ama bu onun işi.”
“Ayşe, sen bir meleksin!” diye minnetle baktı Elif, arkadaşına. “Sensiz nasıl başa çıkardık bilmiyorum.”
“Oh, hadi canım!” diye elini salladı Ayşe, ama yüzünde muzip bir gülümseme vardı. “Bana teşekkür etme, Kemal’e et. O senin kocan değil, hazine! Hep iyi biri olduğunu biliyordum ama bu sefer saygım katlandı. Ben bir tencere çorba ile koştum, ‘Büyükanneyi kurtarmalıyım’ diye düşündüm. Ama orada gördüklerim…”
“Ne gördün?” diye kaşlarını çattı Elif, kalbi hızla çarparak.
“İşte böyle!” diye heyecanlandı Ayşe. “İçeri girdim, ev mis gibi çorba kokuyor! Büyükanne temiz, doymuş, kraliçe gibi keyifli. Ben hemen, ‘Ellerimi yıkayayım, büyükannemi giydireyim, doyurayım’ dedim. Kemal, ‘Ayşe, telaşlanma, her şey halledildi. Yemek hazır, büyükanne giyinik, karnı tok’ dedi. Neredeyse tencereyi düşürüyordum!”
“Kendisi mi?” diye şaşırdı Elif, gözleri büyümüştü.
“Evet, Elif, kendisi!” diye onayladı Ayşe. “Önce inanamadım, ‘Onu nasıl giydirdin? O senden başkasına izin vermez!’ dedim. Kemal sakince, ‘Büyükannemle anlaştık’ dedi. Odasına girdim—gerçekten temiz, bakımlı, hatta gülümsüyordu. Tabii senin için endişeleniyor, ağlıyordu. Onu sakinleştirdim, iyi olduğunu söyledim.”
Elif yorgun gözlerini kapadı, yanakları utançla kızarmıştı. Kemal’e karşı ne kadar mahcup hissediyordu! Onu büyükannenin yüküyle baş başa bırakmıştı, o ise her şeyi üstlenmişti. Üstelik telefonda tek kelime etmemişti! “Ayşe uğradı mı? Yardım edecekti,” diye sormuştu. O ise sadece, “Uğradı, her şey yolunda, merak etme,” demişti. Büyükanne bile telefonda bir şey söylememiş, sadece ağlayıp Elif’in sağlığını sormuştu.
Elif, on yaşından beri büyükannesiyle İzmir’in kenar mahallelerindeki eski evlerinde yaşıyordu. Önce ailesiyle tabii, ama sonra anne babası evliliklerinin bir hata olduğuna karar verdiler. Babası ayrıldıktan sonra yurtdışına gitti, oraya yerleşti, yeniden evlendi. Başta para gönderdi, ara sıra geldi, ama zamanla kızının sadece maddi desteğe değil, sevgiye de ihtiyacı olduğunu unuttu. Annesi hakkında da hiç konuşmuyordu. Elif’in annesi ise çabuk toparlandı: yeni bir koca buldu, iki oğlan çocuğu doğurdu, Elif bir kenara itildi.
Anne babası ayrılınca, Elif için yeni ailelerinde yer yoktu. Annesi ve üvey babası başka şehre taşınmaya karar verince, kız büyükannesiyle kaldı. Büyükanne ilk gün şunu söylemişti: “Beğenirsin beğenmezsin, ne yapalım? Artık ikimiz birbirimize bakacağız. Baştan anlaşalım: birbirimize destek olacağız, çünkü başka güvenecek kimsemiz yok. Annen baban ayrıldı, bizim gidecek yerimiz yok.”
Elif de gitmek istemiyordu. Büyükannesiyle sakindi. Sertti ama adildi. Sadece haklı olduğunda kızardı, hem de genellikle söz dinlemediği zaman: “Elif, böyle iş mi olur?”
Annesi, oğulları büyüyünce Elif’i hatırladı. Aramaya başladı: “Gel kızım, belgelerini alBüyükanne, Elif’e baktı ve gülümseyerek, “Kızım, sen iyi bir koca seçmişsin, Kemal gibi bir adam her zorluğun üstesinden gelir,” dedi.




