Evdeki Fırtına: Elif’in Dramı
Elif, kocasını işe uğurladıktan sonra, biraz dinlenmek umuduyla İstanbul’daki sıcak evlerinin yatak odasına geçti. Tam uzanacaktı ki, kapı çalındı.
“Aç şunu, hemen!” diye sert bir ses duyuldu kapıdan. Kaynanası Ayşe Hanım’ın keskin tonuyla karşılaşan Elif, endişeyle kapıyı açtı.
“Bir şey mi oldu, Ayşe Hanım?” diye sordu, içinde kötü bir his belirmişti.
“Uyuyor musun hâlâ? Kalk, odamı hazırla! Size taşınıyorum!” diye çıkıştı kaynanası, meydan okur gibi.
“Ne yani? Neden?” diye donakaldı Elif, duyduklarına inanamıyordu.
Elif ve Mehmet, mutlu bir bekleyiş içindeydi çünkü Elif beş aylık hamileydi. Fakat bu mutluluğu gölgeleyen tek şey, kaynanasının aşırı “ilgisi”ydi. Ayşe Hanım, torununun geleceğini öğrendiğinden beri Elif’i adeta boğuyordu.
Oğluna her zaman düşkündü ama gelinine gösterdiği ilgi, takıntı haline gelmişti. Sözleri, övgüyle zehri bir arada taşıyan ağır bir yüktü.
“Seni görünce içim daralıyor,” demişti bir gün, yine habersiz gelmişti.
“Neden?” diye şaşırdı Elif, kendine bir bakarak.
“Aynaya baktın mı hiç?” Kaynanası gözlerini kısarak süzüyordu onu. “Zayıf bir çöp gibisin. Dar kalçalısın, nasıl doğuracaksın? Sadece gözlerin güzel, Mehmet’i de onunla kandırmışsın herhalde. Yoksa neyine güveniyor ki?”
Elif şaşkına dönmüştü. İltifat mıydı bu, yoksa hakaret mi? Nasıl cevap vereceğini bilemedi.
“Belli ki çocukken hep hastaydın,” diye ekledi Ayşe Hanım. “Senin ailene ne olmuş böyle?”
“Ben hasta değildim!” diye çıkıştı Elif. “Annemle babam her yaz beni denize götürürdü!”
“Demek ki hasta olduğun için götürüyorlardı. Unutmuşsun işte!” diye kesip attı kaynanası, son noktayı koyar gibi.
İşte “şefkati” buydu: övmek istese bile iğneyi batırmadan edemezdi. Tek istisnaları oğlu Mehmet ve başka şehirde yaşayan kızı Sibel’di. Onları kayıtsız şartsız severdi.
Yedinci aya gelindiğinde, Elif’in korkusu doğum değil, kaynanasının bir sonraki ziyaretiydi. Doğum gününü bile iptal etmeyi düşündü, sırf onu görmemek için. Fakat Mehmet ısrar etti:
“Sana güzel bir sürpriz yapmak istiyorum, Elif’çiğim. Ailece bir kutlama yapalım!”
Mehmet, annesinin bu tarzına alışıktı, fakat Elif’in onun sivri sözlerine nasıl katlandığını anlamıyordu.
“Elif, doğum gününü evde yapsak mı?” diye sordu kutlamadan bir hafta önce. “Restoran kalabalık, senin durumunda risk almamalısın.”
“Neden evde?” diye isteksizce sordu Elif.
“Zaten doğuma az kaldı, hastalık kapma ihtimalin var.”
“Tamam,” diye iç geçirdi. “Ama büyük bir şey yapmayalım, ben hazırlayamam.”
“Annem erken gelir, yardım eder!” diye sevinçle haber verdi Mehmet.
Elif donakaldı, gözleri karardı.
“Bu fikri Ayşe Hanım mı verdi?”
“Anneyle ne alakası var? Kendim karar verdim!”
“Tabii ya! Onun fikri olmadan bir şey yapamazsın zaten!” diye çıkıştı Elif.
“Elif, annem iyi niyetli!”
“Sus! Evde kutlarız, ama bana yardım edecek olan annem!”
“Senin ailen banliyöden bir saat uzakta, benim annemse yanı başımızda!” diye itiraz etti Mehmet.
“Ailem bir gün önce gelip burada kalacak!” diye kestirip attı Elif.
“Bu ne huysuzluk böyle?”
“Bir daha söylersen, köpeğimi de getirteceğim!” diye bağırdı.
“Biliyorsun, köpeklerden nefret ederim,” diye hatırlattı Mehmet.
“İşte bu yüzden!” Elif yatak odasına çekildi, kapıyı çarparak.
Kutlamadan önceki gün, Elif’in anne ve babası, Sevim Hanım ve Hüseyin Bey, hediyelerle geldiler. Bahçeden sebzeler ve bebek için kıyafetler getirmişlerdi. Sevim Hanım, kızının batıl inançları olmadığını biliyordu, rahatça bebek eşyaları alabiliyordu. Elif ve Mehmet şimdiden bir beşik ve bebek arabası almışlardı ama bunu kaynanasından saklıyorlardı.
“Anne, lütfen Ayşe Hanım’ın yanında bebek eşyalarından bahsetme,” diye rica etti Elif.
“Yine mi hurafeleriyle geliyor?” diye sordu Sevim Hanım.
“Ah, nefes aldırmıyor,” diye şikayet etti Elif. “İşten ayrıldığımdan beri her kapı çalışında irkiliyorum.”
“Mehmet’le aran nasıl?”
“O işine gömülmüş durumda. Ama kaynana…”
“Bu böyle olmaz,” diye kaşlarını çattı Sevim Hanım. “Yarın onunla konuşacağım.”
“Anne, yapma!”
“30 yıldır anneyim, seni kimseye yedirmem!” diye çıkıştı.
Elif’in doğum günü sabahı, anne ve babası mutfakta telaş içindeydi.
“Kızım, nice mutlu yıllara!” diye ilk Hüseyin Bey sarıldı.
“Güzeller güzeli kızım, hep mutlu ol!” diye Sevim Hanım da katıldı.
Elif, eşinin hediyesiyle övündü—Mehmet ona bir yüzük ve hayalini kurduğu bir serginin biletlerini almıştı.
“Kocanla çok şanslısın kızım!” diye gülümsedi Hüseyin Bey. “Ben Sevim’in hangi sergiye gitmek istediğini hatırlamam.”
“Anne, birazdan gelip size yardım edeceğim,” dedi Elif.
“Ben de masayı hazırlarım,” diye atıldı Mehmet.
Neşe, kapı zilinin çalmasıyla bölündü—Ayşe Hanım gelmişti.
“Ooo, görümceler! Demek sizAyşe Hanım içeri adımını atar atmaz, “Demek ben gelmeden hazırlık yapmaya başlamışsınız, ama kimse bana danışmamış!” diyerek ortamın gerilimini iyice artırdı.




