Evimdeki Yabancılar: Kayınvalideme Davetsiz Misafirler İçin Teşekkürler

Bugün, İstanbul’daki küçük evimizin mutfağında oturmuş, soğumuş çay bardağını sıkı sıkı tutarken gözyaşlarımı tutmaya çalışıyordum. Dört yıllık evliliğimiz ve kendi evimiz için verdiğimiz sayısız fedakarlıkların ardından, kayınvalidemin dayattığı misafirler yüzünden evimiz bir haneye dönüşmüştü. Son damla, bize hiç sormadan yanımıza yerleştirdiği arkadaşı oldu.

Mehmet’le ikimiz de taşradan çıkıp bu şehre tutunmaya çalışan insanlardık. Ev kirası öderken hamamböcekleriyle komşuluk yaptığımız günler, bize her kuruşun değerini öğretmişti. Kredi çekip ev alabilmek için her şeyden kıstık. Ailelerimiz pek yardım etmedi: annem düğün hediyesi olarak bir blender vermişti, kayınvalidem Münevver Hanım ise bir ay sonra bozulan bir tost makinesi hediye etmişti.

Yıllar sonra nihayet bir ev sahibi olmuştuk. Tadilatı kendimiz yaptık çünkü işçiye verecek paramız yoktu. Mehmet geceleri boya yaparken, ben de duvarları elleri tutulana kadar fırçaladım. Akrabalarımız bize yardım etmek bir yana, sadece bayramlarda görünürlerdi. Ama evi düzene sokar sokmaz Münevver Hanım birden ortaya çıkıp, “Arkadaşım Necla’yı ağırlamalısınız. Ona sanatoryum için izin çıkarttım, borcunu ödemek zorunda. Ona şehri gezdireceksiniz!” dedi.

Hiç sormadı, ister miyiz, müsait miyiz diye. Direkt emretti. Demek kayınvalidem kendi rahatını düşünüyor, bizimse bir yabancıyı ağırlamak için zamanımızı ve enerjimizi harcamamız gerekiyor? Öfkeden nefes alamıyordum ama Mehmet, her zamanki gibi, sesini çıkarmadı.

Necla Hanım’la garajda buluştuk. Küstah ve kaba bir kadındı. Ona İstanbul’un tarihi yerlerini gezdirdik, o ise sanki kişisel rehberleriymişiz gibi davrandı. Sürekli kahve, öğle yemeği, daha fazla fotoğraf talep etti. Mehmet’le kendimizi ücretsiz hizmetçiler gibi hissediyorduk. Sinirden içim kaynıyordu ama eşim için kendimi zor tuttum.

Bu, kayınvalidemin ilk numarası değildi. Daha önce de bize akrabalarını yığmıştı. Geçen sene küçük kardeşi Serhat bir ay boyunca bizde kalmıştı. Yediğimizden içtiğimizden yedi, sarhoş olup gece yarıları bağırdı, bir gün de Mehmet’in montunu alıp “Bana daha çok lazım” diyerek götürdü. Sonunda da ona “şehirli bir gelin” bulmamı istedi. Şaşkına dönmüştüm ama Münevver Hanım sadece, “O daha genç, biraz eğlensin, sonra düzelir,” diyerek geçiştirdi.

Necla Hanım mutlu bir şekilde gitti ama içimde acı bir tat kaldı. Biliyordum ki bu son değildi. Mehmet, annesine hayır demeyi hiç öğrenememişti. Sanki 17 yaşında, tek bir çantayla evden kovulduğu günü unutmuştu. O zaman “Kendi yolunu kendin bulacaksın!” diye bağıran Münevver Hanım, şimdi azize rolü yapıyordu ve Mehmet her dediğine inanıyordu.

Onunla konuşmaya çalıştım. Artık ayrı bir aile olduğumuzu, yakında bir çocuğumuz olacağını, evimize yabancıların gelmesini istemediğimizi anlattım. Ama boş gözlerle bana bakıyor, sanki duymuyordu.
“Canım, annem iyiliğimizi istiyor,” diyordu, sanki kırık bir plak gibi.

İyilik mi? Münevver Hanım bizi istediği gibi kullanıyordu! Kendisinin iki odalı bir evi vardı, neden misafirlerini oraya almıyordu? Evimiz için tek kuruş vermediği halde şimdi cömertliğimizden faydalanıyordu. Onun sahte gülümsemesini gördükçe için için öfkeyle doluyordum. Mehmet’in yanında sevecen bir anne rolü oynuyor, arkasından ise sınırlarımızı hiçe sayan bir ukala kesiliyordu.

Bir gün dayanamadım. Necla Hanım daha yeni gitmişti ki Münevver Hanım arayıp “teşekkür etmeye” geldi ve hemen ardından bir kuzeninin yakında ziyarete geleceğini ima etti. Patladım:
“Yeter artık! Burası bizim evimiz, pansiyon değil! Arkadaşlarınıza yardım etmek istiyorsanız kendi evinizde ağırlayın!”

Telefondan bir homurdanma duydum:
“Nankör! Ben sizin için uğraşıyorum, sen böyle mi karşılık veriyorsun?”

Mehmet çığlığımı duyunca yüzü bembeyaz oldu.
“Aşkım, neden anneme böyle davrandın? O kötü niyetli değildir.”

Ona baktım ve kalbim acıyla burkuldu. Annesinin onu nasıl manipüle ettiğini, ailemizi nasıl yıkmaya çalıştığını görmüyordu. Evimizi, gelecekteki çocuğumuzu korumak istiyordum ama eşim annesinin tarafındayken nasıl yapabilirdim?

Şimdi bir seçim yapmak zorundayım: Susup katlanmak ya da bir ültimatom vermek. Münevver Hanım’ın hayatımızdan çıkıp gitmesini, Mehmet’in sonunda onun gerçek yüzünü görmesini diliyorum. Ama korkuyorum, eğer savaşı başlatırsam kaybeden ben olacağım. Kayınvalidemi nasıl durdurabilirim ki ailemi kaybetmeden?

Rate article
Lifequest
Evimdeki Yabancılar: Kayınvalideme Davetsiz Misafirler İçin Teşekkürler