Eşten Boşanılır, Ama Çocuklardan Kaçılmaz!

— Hadi içeri gel! Kardeşim geldi! — diye seslendi Umut, kapıda görünen komşusu Sevgi’ye, evlerinin İstanbul’daki mutfağına davet ederken.

— Leyla mı? Olamaz! Ne kadar zaman oldu görüşmeyeli! — diye şaşırdı Sevgi, sıcacık mutfağa adım atarken.

Sandalyede oturan, yorgun ama kucaklayıcı gülümsemesiyle nurlu bir kadın, Sevgi’yi görünce yerinden fırladı ve ona sarıldı. Çocukluklarından beri dertleri, sevinçleri paylaşan bu iki dost, yıllar sonra tekrar kucaklaşınca gözlerinin önünden geçmişin o masum günleri geçiverdi.

— Şöyle güzelce kutlayalım! İki yıl oldu görüşmeyeli! — diyerek masaya kurulan Sevgi, diğer kadınlarla birlikte derin sohbetlere daldı. Her birinin hayatı, kaderin bolca dağıttığı hem mutluluk hem de acılarla doluydu.

Leyla altı yıl önce dul kalmıştı. Kocası Emre, metresiyle birlikte bir trafik kazasında ölmüştü. Tam bir yıl boyunca iki kadınla birden hayatını sürdürürken, Leyla hiçbir şeyden haberi olmamıştı. Aralarındaki mesafeyi hissetse de, oğlu ve kızı için evliliğini ayakta tutmaya çalışmıştı. Çocuklar babalarını çok seviyordu, Leyla da onların dünyasını yıkmak istememişti.

Ancak o kaza her şeyi değiştirdi. Çocukları, bu ağır kayıpla sarsılmış, toparlanamıyordu. Leyla, kendi yasını yaşarken bir yandan da onlara dayanak olmaya çalışıyordu ama acı, aileyi içten içe kemiriyordu.

— Benim Kerem ise tam bir zorba! — diye iç çekti Sevgi, çayını yudumlarken. — İnternette okuduğum zehirli ilişkiler tam ona göre. İyi ki onu daha fazla ileri gitmeden kovdum.

— Kocalar bir şeydir, — diye acı bir tebessümle ekledi Leyla. — Onlardan boşanırsın. Ama çocuklar… Çocuklardan kaçış yok. Emre öldükten sonra benim çocuklarım iyice çığırından çıktı. Hepsini anlıyorum ama oğlum… Beni her şeyin sebebi olarak görmeye başladı. ‘Baba başka kadına gitti çünkü sen hep kavga ediyordunuz. Sinirleri bozuldu, bu yüzden kaza yaptı,’ diyor. Şimdi ise benden nefret ediyor. ‘Keşke sen ölseydin de babam yaşasaydı,’ diyor. Anlıyor musun, Sevgi? Keşke ben…

Sesi titredi, kelimeler boğazında düğümlendi. Gözleri buğulanırken, Sevgi ve Umut sessizce oturmuş, ne diyeceklerini bilemiyorlardı. Leyla, derin bir nefes alarak devam etti:
— Tam bir zalim oldu. Daha 19 yaşında ama ondan korkuyorum. Sadece hakaret etmiyor, elini bile kaldırıyor. Katlanıyorum çünkü… Ne yapabilirim ki? Kendi oğlum hakkında şikâyet mi edeyim? Kız kardeşimi de rahat bırakmıyor, çünkü o beni savunuyor. Geçen gün o kadar sinirlendi ki, benimle birlikte gezdiğimiz için kafasını masanın köşesine vurdu. Sonra elbette özür diledi ama ertesi gün yine aynıydı. Umudum, askerlik onu düzeltir. Ben de kızımla buraya kaçtık, biraz olsun bu zulümden uzaklaşmak için.

Sevgi, dostuna bakarken yüreği acıyla burkuldu. Leyla’nın çektiği ıstırabı biliyordu ama teselli edecek söz bulamıyordu. Umut ise sessizce peçetesini buruşturuyor, gözlerindeki yaşları gizlemeye çalışıyordu.

— Biliyor musun, — diye devam etti Leyla, — hep düşünüyorum: Nerede hata yaptım? İyi bir anne olmak istedim ama oğlum bana düşman gibi bakıyor. Hayatında ters giden her şeyin suçlusu benmişim gibi. Ben ise… Artık nasıl devam edeceğimi bilmiyorum.

— Bu kabul edilemez, — diye fısıldadı Sevgi. — Bir evlat annesine nasıl böyle davranır? Senin suçsuz olduğunu anlamalı!

— Anlamak istemiyor, — diye başını iki yana salladı Leyla. — Nefret etmek daha kolay. Ama korkuyorum, sadece benim değil, kız kardeşimin de hayatını mahvedecek. O benim için sabrediyor çünkü.

Umut, sonunda gözlerini kaldırdı:
— Leyla, seni savunduğum için pişman değilim. O senin oğlun, ama bu şekilde davranması kabul edilemez. Bir şey yapmalıyız. Belki onunla konuşabiliriz? Ya da bir psikologa götürsek?

— Psikolog mu? — diye acı bir kahkaha attı Leyla. — Din bile vermez. ‘Sen suçlusun,’ diyor, o kadar.

Mutfağın içindeki sessizlik şimdi bir fırtına öncesi gibi ağırlaşmıştı. Her biri diğerinin acısını hissediyor, ama hiçbiri nasıl dindireceğini bilmiyordu. Sevgi, havayı biraz olsun yumuşatmak için bardağını kaldırdı:
— Kızlar, hadi içelim… Kendimize. Hem kocalardan hem de çocuklardan yara alsak da, hayata devam etme gücümüz olsun diye.

Leyla ve Umut zayıf bir gülümsemeyle bardaklarını kaldırdılar, ama gözlerindeki yaşlar hiç kurumamıştı. Leyla pencereden dışarı, kararan gökyüzüne bakarken, aklı yine oğlundaydı. Onu hâlâ seviyordu, verdiği acıya rağmen. Ama içinde bir korku vardı: Bu sevgi, bir gün onun sonu olabilirdi.

Rate article
Lifequest
Eşten Boşanılır, Ama Çocuklardan Kaçılmaz!