On Gün Sonra: Ev Boş Kaldı

On gün sonra: Ev bomboştu

Ayşegül, işten çıkıp Omsk’taki küçük dairesine döndüğünde kapının önünde donup kaldı. Bir şeyler ters geliyordu. Odaları dolaştı, yüreği sızladı: Kocasının eşyaları kaybolmuştu — yazlık kıyafetleri, tıraş takımı, diş fırçası. Yatak odasının ortasında öylece durdu, gözlerini yakan yaşları hissetti. Sonunda yapmıştı. Gitmişti, onu bırakmıştı, tek kelime etmeden.

Daha birkaç ay önce Mehmet’le tatil hayalleri kuruyorlardı. O, yurtdışında bir tatil beldesinde ısrar etmişti, Ayşegül de heyecanla onaylamıştı. Zaten kendini sıcak kumsalda, dalga sesleri eşliğinde hayal etmişti. Anlaşmışlardı, herkes kendi parasıyla biletini alacaktı — aile bütçeleri hep ayrıydı. Ayşegül buna alışıktı, ama bazen içi acırdı.

Ama geçenlerde bir ameliyat için tüm birikimini harcamıştı. Mehmet bunu biliyordu ama yine de tatil parasını nereden bulacağını sormuştu. Sözleri bıçak gibi kesmişti. Ayşegül, gururunu yutup borç istemişti. Yazın işten alacağı ikramiye sonrası geri ödeyeceğini söylemişti. O ise omuz silkip dizüstü bilgisayarına dalmış, anlamsız bir şeyler mırıldanmıştı.

Mehmet’in değişmez bir kuralı vardı: Kimseye borç vermezdi. Ama o karısı değil miydi? Uğruna saçma prensiplerini bozabileceği biri? Normal ailelerde böyle sorular olmazdı, ama onlar… Ayşegül bazen yemek parası için bile kocasından avuç açmak zorunda kalıyordu. Evet, öyle zamanlar oluyordu. Kendini küçük düşmüş hissediyordu ama yine de onun değişeceği umudunu taşıyordu.

Defalarca konuşmaya çalışmış, maddi destek istemişti, ama Mehmet suskun kalmıştı. Tatilin iptal olmadığını tekrarlıyordu, ama sözleri boş geliyordu. Ayşegül bekledi, planlar yaptı, sonra onun izin dönemi geldi. Ve gitti. Tek başına. Onsuz.

Ayşegül kocasının tek başına, habersizce tatile kaçtığını anladığında dünyası yıkıldı. Sadece gitmemişti — onu satmıştı, ailesi yerine parasını ve rahatını seçmişti. İçi öfkeyle doldu, gözyaşları yanaklarına sızarak o bunaltıcı evde oturdu, her şey ona Mehmet’i hatırlatıyordu. Annesini aradı, hıçkırıklara boğularak her şeyi anlattı.

“Nasıl yapar böyle bir şey, Ayşegül’üm?” diye titreyen bir sesle sordu annesi. “Biz babanla asla böyle yapmadık, her şeyi paylaştık. Gel bana kızım. Dört duvar arasında tek başına ne yapacaksın?”

Ayşegül kabul etti. İhanetin kokusunu taşıyan o dairede kalamazdı. Eşyalarını toplayıp banliyödeki annesinin yanına gitti. Orada, o tanıdık duvarlar arasında, uzun zamandır ilk kez sıcaklık hissetti. Birkaç gün sonra kardeşi Ali ile yengesi denize gideceklerini açıkladı. Yengesi, onun hüznünü fark ederek, “Ayşegül, bizimle gel! Üzülmek yeter artık!” dedi.

Ayşegül’ün gözleri doldu. Bu kadar basit ve içten bir teklif, ona kocasının aslında ne kadar yabancı olduğunu anlattı. Mehmet onu hiç değer vermemişti, ortak gelecekleri için fedakarlık yapmaya hazır değildi. O kendisi için yaşıyordu, Ayşegül ise o aşka inanarak kendini kandırmıştı.

Deniz kenarında Ayşegül sonunda rahat nefes aldı. Yeğenleriyle güldü, kumsalda yürüdü, kalbindeki ağrı yavaş yavaş hafifledi. Anladı ki, geri dönüş yoktu. Mehmet ona kim olduğunu göstermişti, artık onun gölgesi olmak istemiyordu. Annesinin yanına döndüğünde kararını verdi. Eşyalarını toplayıp mutfak masasında bir not bıraktı:
“Gittim. Eşyalarımı aldım. Boşanmayı bekliyorum. Umarım iyi dinlendin.”

On gün sonra Mehmet Omsk’a döndü. Dairelerinin kapısında şaşkın şaşkın ceplerini yokluyordu — anahtarlar bir türlü bulunmuyordu. Komşu acıyıp yedek anahtarı verdi. İçeri girdi, ama onu boğucu bir sessizlik karşıladı. Ayşegül yoktu. Masada bir not duruyordu, her kelime yüreğine saplanıyordu.

Mehmet sandalyeye çöktü, titreyen ellerinde notu sıktı. Yaptığının farkındaydı, ama artık çok geçti. Gölgesi sandığı Ayşegül gitmişti, ardında bir boşluk bırakarak. Kendini seçmişti ve Mehmet biliyordu — onu geri getirmek imkansızdı.

Rate article
Lifequest
On Gün Sonra: Ev Boş Kaldı