Annem Aşkı Ararken, Ben Çocuk Bakımında Boğuluyorum

Annem aşk peşinde koşarken, ben çocuklarımın yükü altında boğuluyorum.

Annem, Sevgi Hanım, beni ve çocuklarımı hayatından silmiş gibi. İki küçük çocuğumun sürekli ihtiyaçları arasında çırpınıp dururken, o, torunlarının babaannesi, yardım etmeyi bile düşünmüyor. Bu acı içimi kemiriyor ve yalnızlıkla öfkeyle nasıl başa çıkacağımı bilemiyorum.

Neden böyle yapıyor? Ciddi bir cevap bulamıyorum. On sekiz yaşında aile evinden ayrılıp İzmir’e taşındığımda aramız açılmıştı. O zamandan beri iletişimimiz sadece nadir telefon görüşmelerinden ibaret. Çocuklarımın doğumu bizi yakınlaştırır diye ummuştum, ama ne zaman ondan bir yardım istesem ya da sadece beni dinlemesini rica etsem, birkaç dakika sonra “Elif, kusura bakma, işlerim var,” diyerek kapatıyor. Aileden daha önemli ne işi olabilir ki? Anlayamıyorum.

Annem hep kendi ayaklarım üzerinde durmamı istedi. Gençken, her şeyi tek başına halledebilmem gerektiğini söylerdi. Ama on sekizimde evden ayrılınca dünyada kendime bir yer bulmak için didinmek zorunda kaldım. İş aramak, küçücük bir ev kiralamak, her kuruşu saymak… Hepsi benim sırtıma yüklendi. Başardım, ama ne pahasına? Şimdi bir anne olduğumda, ondan en ufak bir destek bekliyorum. Ama yok.

Onun yerine tüm zamanını erkekler tüketiyor. Genç bir kız gibi buluşmalara koşturuyor, “o birini” arıyor, ellisini geçmiş olmasına rağmen. Mutlu olma hakkını elbette destekliyorum, ama bu uğurda torunlarına zaman ayıramayacak kadar meşgulse, susamam. Çocuklarım, onun torunları, babaannelerini özlüyor. “Neden gelmiyor?” diye soruyorlar, ben de cevap veremiyorum. Her seferinde yeni bahaneler: ya işi vardır, ya yorgundur, ya da “ilginç biriyle buluşacaktır.”

Geçenlerde dayanamadım. Yine bizi ziyaret etmeyi reddedince patladım. Arayıp içimi döktüm: “Anne, hiç mi utanmıyorsun? Bu yaşında torunlarla vakit geçirmen gerekirken hâlâ randevulara mı koşuyorsun?” O da bana ateş püskürdü: “Bütün gençliğimi sana harcadım, izinsiz çalıştım, seni tek başıma büyüttüm! Şimdi benim zamanım, Elif! Torunlar senin sorumluluğun, benim değil!” Sözleri bir tokat gibi yüzüme çarptı. Evet, benim için çok şey yaptı, ama bu aileden uzaklaşmasına mazeret olabilir mi?

Onun giderek uzaklaştığını görüyorum. Son iki yılda en fazla ayda bir görüşebildik. Soğuk ve yabancı biri hâline geldi. Sesinde bile artık eski sıcaklık yok. Onun tüm hayatını bize feda etmesini beklemiyorum, ama haftada bir gün gelmek bu kadar mı zor? Çocuklarla otursa, onlarla oynasa, bana nefes alacak birkaç saat verse… Korkuyorum, yakında aile bile olmayacağız.

Ona nasıl anlatabilirim ki, hayat sadece romantik akşam yemekleri ve yeni flörtlerden ibaret değil? Aile, onun kanı, torunları, asıl anlam bu değil mi? Kavga etmekten, kendimi değersiz hissetmekten yoruldum. Bazen düşünüyorum, belki de “prensini” bulsun, kendi mutluluğunu yaşasın, sonra bizi hatırlasın? Ama içimde bir korku var: Acaba o “sonra” hiç gelmeyecek mi?

Annemi kaybetmek istemiyorum. Ama o beni ittikçe bu bağı nasıl koruyacağım? Ben sorumluluklar altında boğulurken, o farkında bile değil gibi. Yoksa ben mi bencilim? Yoksa o, annelik ne demek unuttu mu?

Hayat bize şunu öğretiyor: Bazen en çok ihtiyacımız olan sevgi, en yakınımızdaki kişinin önceliği olamayabiliyor. Belki de gerçek sevgi, anlayış ve sabırla beklemekten geçiyor.

Rate article
Lifequest
Annem Aşkı Ararken, Ben Çocuk Bakımında Boğuluyorum